İhsan Eliaçık ve Yavuz Delal

14 Ağustos 2011 admin
İhsan Eliaçık ile Gösterilen, Yavuz Delal ile Gizlenen Şey Nedir?
İslam’ın anti-kapitalist ve sosyal adaletçi boyutuna gönderme yaparak kapitalizmi ve iktidarı şiddetle eleştiren ve son zamanlarda medyanın değişik biçimlerinde daha da çok karşımıza çıkan İhsan Eliaçık’ı artık neredeyse herkes tanıyor.
Sayın Eliaçık esasen yıllardır bu mevzularda kafa yormuş biridir. Kur’an metinlerine sadık kalmak sureti ile; din üzerinden ve de muhafazakar söylem üzerinden dayatılan kapitalist algı ve yaşam tarzına itiraz ediyor.
Son günlerde sayın Eliaçık’ı ekranlarda her gördüğümde nedense aklıma Türkiye’de neredeyse hiç kimsenin tanımadığı başka bir yazar geliyor: Yavuz DELAL.
Çünkü sayın Yavuz Delal, İhsan Eliaçık beyin eksik bıraktığı, daha doğrusu Türkiye’de hiç kimsenin yapmayı başaramadığı bir şeyi yaptı ve yapmaya devam ediyor: Muhafazakar ve dindar söylem üzerinden Türkiye’de üretilen milliyetçi-sömürgeci söyleme yine bizzat Kur’an’ı refere ederek karşı çıkıyor.
İhsan Eliaçık beyin gündemleştirdiği Sosyalİslam söylemi, bu ülkede Kürtlere uygulanan tasalluta gönderme yapmıyor, iktidarın ekonomik boyutuna yönelttiği itirazlarının aynısını ve aynı tonda onun milliyetçi ve sömürgeci boyutuna yapmıyor.
İşte Yavuz Delal bunu yapıyor. Temelde Kürtler ile Kürtlerin iradesine şiddet ve güç kullanarak baskı uygulayanların meselesini bizzat Kur’an’a götürerek Hz. Musa kıssası ile bizleri yüzleştiriyor. Sayın Yavuz Delal’e göre Kürtlerin sorunu Kur’an’da Hz. Musa ile Firavun arasındaki sorun üzerinden gayet net anlaşılabilir.
Bilindiği gibi Firavun, Mısır’da etnik/kavmî özellikleri üzerinden insanlara baskı yapıyordu, iradelerine ipotek koymuştu ve İsrailoğulları da bu etnik azınlıklardan biri idi. Allah Hz. Musa’yı Firavun ile mücadele etmek üzere gönderdi.
Kur’an, Firavun ve hanedanına “Müstekbir”(büyüklenen, büyüklenerek haddini aşan, insanlardan çaldığı gücü insanlara karşı kullanarak, insanların iradelerine baskı uygulayan, sömürgeci vs.) onun ezdiği İsrailoğulları gibi azınlıklara ise “Müstez’af”(zayıf bırakılmış, iradesine baskı uygulanmış, varoluşu engellenmiş) sıfatını veriyor.
Yavuz Delal’e göre Kürtler Mustez’aftırlar ve onları zayıf bırakanlar da Müstekbirdirler. Çünkü Kürtler de tıpkı İsrailoğulları gibi kavmî niteliklerinden ötürü baskı yaşayan, iradeleri ve varoluşları engellenen bir toplumdurlar.
Yavuz beyin bu doğrultuda iki önemli kitap çalışması oldu.
Birincisi: “Hz. Musa ve Ezilen Halkın Ulusal Mücadelesi”
İkincisi: “İnanan Bir Toplum İçin Musa Örneği”
Her iki çalışmada özelde Kürtlerin ulusal mücadelesi ile İsrailoğullarının (olgusal anlamda ulusal olan ve ama peygamberî öğreti üzerinden söylem ve eylem yürüten) mücadelesi arasındaki denkliğe göndermeler yapıyor. Ezen-ezilen dikotomisine Kur’anî bir perspektif geliştiriyor, ezilen/Müstez’af toplumun adeta anatomisini çiziyor.
Sayın Eliaçık ile sayın Delal arasındaki ahval bu.
Ve ben gayet tabii ki sayın Eliaçık’a gösterilen haklı teveccühün hiç olmazsa onda birinin sayın Delal’e neden verilmediği sorusunun gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu notu buraya düşmemin temel sebebi memlekette İhsan Eliaçık üzerinden gelişen söylemdeki eksiğin görülmesidir.
Bu iki yazarı herhangi bir alanda, herhangi bir vesile ile kıyaslama gayretinde değilim. Tekrar edelim ki ortak husus şu: İkisi de benzer metotlar ile Kur’an’a dayanarak yaşanan sosyal panoramamıza ilişkin bir şeyler yazmış ve bir ölçüde sistematize etmişlerdir.
Yazı ve söylem tarzı itibariyle ikisi de bazı açılardan birbirine benziyor; mesela ikisi de direkt olarak vahye dayanma gayreti içerisinde olduklarını iddia ediyorlar. Veya bazen agresif bir söyleme kayabiliyorlar. Mesela birkaç gün evvel sayın Eliaçık, Habertürk’te İsmail Nacar’ı adamakıllı aşağıladı. Ve nedense engin bir hoşgörü ile karşılandı, karşılanıyor Türkiye’de…
Sayın Delal’e, bazen agresifleşen yazı tarzından ötürü saldıranların veya onu bunun için eleştirenlerin (haklı veya haksız bu ayrı bir mesele) sayın Eliaçık’a da itiraz etmeyi düşünüp düşünmediklerini şahsen merak ediyorum.
Bu da başka bir yara…
Sanırım, sayın Eliaçık üzerinden gelişen söylem ile sayın Delal üzerinden gelişmesi muhtemel söylemin, iktidarı hangi açılardan ve ne kadar rahatsız edeceği veya ettiğinin hesabını da gündeme getirmek gerekiyor.
Şimdi, zengin sofralarının önünde çadırlar kurup onları protesto edenlerin bir de, mesela sayın Delal’i dinleyip bir de şöyle yaptıklarını düşünelim:
Genelkurmay başkanlığının kapısına gidip, “İslam’a göre ateşkes ilan etmiş bir güç ile savaşmak suçtur, derhal operasyonları durdur”
Başbakanlık binasının önüne gidip “şununla müzakere yapılmaz, bununla müzakere yapılmaz söylemi batıldır. Müzakere talep eden herkes ile müzakere yapılır. Derhal en üst düzeyde ve kamuoyunun gözleri önünde akan kanın durması için kiminle gerekiyorsa müzakere yapın”
Veya taksim meydanına çadır kurup şöyle dediklerini: “Kürtleri yüzyıllardır talep etmedikleri bir dünyaya davet edip durarak suç işliyoruz. Biz, yapılan bu tasalluta karşı çıkmamak sureti ile sömürgeci sistemin bir unsuru haline geliyoruz. Kürtlerin siyasal tercihlerine ve iradelerine vurulan bütün prangalar derhal kaldırılsın, serbestçe ve özgürce kendilerini yönetme hakları onlara geri verilsin”
Veya Konya Mevlana türbesinin yanında şöyle dediklerini: “Bunca zamandır Kürt çocuklarına “ne mutlu Türk’üm diyene” dedirterek Allah’a karşı suç işledik, bir kelime bile Türkçe bilmeyen milyonlarca insana Türkçe hutbeler verdik, anadillerinde eğitim yapmalarını engelledik. Bu Kur’an göre suçtur ve buna itiraz etmediğimiz için tıpkı Firavun’un baskılarına ses çıkarmayanlar gibi suça hepimiz ortağız”
İşte o zaman Ebuzerr gibi olunurdu kanımca.
Yani İslamcılık dendiğinde esasen bizlerin aklına böyle şeyler gelmeliydi diye düşünüyorum.
Sanırım sayın Eliaçık’a gösterilen teveccühün yüzde birinin bile sayın Delal’in yayınlarına ve çalışmalarına gösterilmemesi (bu Müstez’af toplum için de geçerlidir), tam da Müstez’af toplumun “istiz’afı” ile, Müstekbir toplumun da yine gösterdiği ve esirgediği ilgisi ile, onun “istikbarı” ile açıklanacak bir şeydir.
İhsan Eliaçık ile görünen şey Yavuz Delal üzerinden gizleniyor.

One Response to “İhsan Eliaçık ve Yavuz Delal”

  • Günahlara kefarettir, gönüldeki her keder.. Niyetler halis olunca, ameller olmaz heder.. Unutma; Rabbim ihmal değil imtihan eder!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>