Castro ve Helen Thomas

4 Temmuz 2010 admin
Castro da Helen Thomas da Haklı
Tel Aviv’den Los Angeles’a tüm siyonistler bugünlerde iki hedefe karşı birlik olmuş durumdalar. İlki siyonizmle ilgili fikrini altmış yıl önce netleştirmiş, seksen dört yaşındaki Fidel Castro, diğeri ise seksen dokuz yaşındaki Amerikalı gazeteci Helen Thomas.

Castro’nun suçu, Swastika’nın (gamalı haç) İsrail’in gerçek bayrağı hâline geldiğini söylemesi.

“Görünen o ki Führer’in (Nazi lideri Adolf Hitler’in) Swastika’sı günümüzde İsrail’in bayrağı hâline gelmiştir.” Eski Küba lideri ek olarak şunları söylüyor: “İsrail devletinin içine hapsolduğu Filistinlilere yönelik nefret duygusu öyle güçlü ki o her yaştan milyonlarca Yahudi’nin Nazilerce imha edildiği krematoryumlara bir buçuk milyon erkek ve kadını gönderme noktasında tereddüt bile etmeyecek noktadadır.”

Thomas ise Polonya gibi Doğu Avrupa devletlerinden Filistin’e göç etmiş Aşkenazi Yahudilerinin kendi anavatanlarına geri dönmelerini söylediği için karalanıyor ve şeytanîleştiriliyor.

Castro ve Thomas kimsenin dinine küfretmiyor. Onların ifadeleri ne denli cüretkâr olursa olsun esasında gerçeğe işaret ediyor.

Swastika’nın İsrail’in bayrağı hâline geldiğini söylediğinde Castro, sadece dünya genelinde milyonlarca insanın dillendirdiği ya da fısıltı ile paylaştığı bir şeyi tekrarlıyor. Son tahlilde İsrail, Nazi Almanya’sı gibi düşünüp davrandığında ancak onunla kıyaslanabiliyor.

Onca zamandır ahlâksız müdafileri ve kamuoyu yaratan ilişki ağı ile İsrail Filistinlilere ve diğer Ortadoğulu halklara karşı ağır çekim bir holokost uyguluyor.

Bugün açıktan sergilediği alçakça tavır üzerinden İsrail’in niteliksel düzlemde Nazi olarak etiketlenmesi mümkün. Kesin olan şu ki bu etiketleme girişimi yeni de sayılmaz. Belirli bir bağlam dâhilinde İsrail’in her daim şu veya bu şekilde bir Nazi devleti olageldiği iddia edilebilir.

Son tahlilde tüm bir halkın kökünün kazınması ve kendi atayurdundan kısmî olarak sökülüp atılması tam anlamıyla bir Nazi eylem biçimi. Hattâ Yahudilerin kendileri de bu türden bir eyleme gayet aşinalar.

Dolayısıyla İsrail ve onun riyakâr müdafîleri davranış ve eylemleri itibariyle Nazilere benziyorlar, aynı zamanda da holokost sanayisinin takdim ettiği meyveleri yemeye devam ediyorlar.

Sonuçta Avrupa Yahudiliği Filistinliler gibi diğer semitik halklara karşı toplu kıyım gerçekleştiren siyonistlerin suçlarını örtbas etmek için bir propaganda cephaneliği üretmek amacıyla can vermediler.

Castro’nun cüretkâr tespitleri bugünlerde hem İsrail içinde hem de dışarıda birçok Yahudi lider tarafından dillendiriliyor.

Örneğin İngiliz İşçi Partisi milletvekili Sör Gerald Kaufman birkaç yıl önce şunu söylemişti: “İsrail Yahudi terörizminden doğdu.”

Kaufman, Gazze’deki İsrail birliklerinin eylemleri ile kendi ailesini zamanında Polonya’dan sürgün etmiş olan Nazilerin eylemlerini kıyaslıyor.

Ortodoks bir Yahudi ve Siyonist olarak yetiştirilen Kaufman, İsrail’in işlediği suçların Davud Yıldızı’nı zamanla Nazi Swastika’sına benzettiğini söylüyor.

“Naziler oturduğu kasabaya geldiklerinde babaannem hasta yatağındaydı. Bir Alman askeri yatağında yatarken vurdu onu.”

“Benim babaannem Gazze’de Filistinli babaanneleri katleden İsrail askerlerinin suçlarını örten bir kılıf olsun diye ölmedi.”

Ayrıca söylenebilir ki, bu insanlar, beynelmilel sularda yardım taşıyan masum eylemcilere katliam düzenleyen İsrail askerlerinin bir milyon yedi yüz bin erkeği, kadını ve çocuğu açlığa ve zulme mahkûm etme girişimlerini örtbas etmek için de ölmediler.

Şimdi biraz da Helen Thomas’ın hikâyesinden söz edelim. Kendisine yöneltilen bir soruya cevap verirken, Beyaz Saray muhabiri olan Thomas, Filistin meselesinin nihaî çözümünün Avrupalı Yahudilerin Polonya, hattâ Amerika gibi eski vatanlarına geri dönüşünde olduğunu söyledi.

İyi de bu mantıkî gözlemin nesi yanlış? Kimi Yahudilerin şerefli ve eşit birer yurttaş olarak Filistin’de yaşama hakları vardır ama hiçbirisinin şiddetin efendisi ya da toprak hırsızı olarak yurttaş kalmalarına elbette ki izin verilemez.

Ancak Yahudiler ya da daha doğru bir ifade ile ataları Hazar bölgesinden gelip Yahudiliğe ihtida etmiş olanlar, Filistin’in kendilerine babalarından yadigâr kaldığı iddiasında bulunamazlar, üstelik bir de bu müphem hak Filistin halkının geleceği pahasına uygulamaya sokulamaz.

Dinî ve teolojik manada Eski Ahit’e ait hiçbir dinî metinde Tanrı’nın Yahudilere Filistin’de bir vatan vaat ettiğine ilişkin ifadeye rastlanmaz. Vaat Yahudilere değil, İsrailîlere yöneliktir. Söylemeye bile gerek yok ki İsrailîler ve Yahudiler aynı halk değildirler, zira İsrailîler görece daha fazla sayıdadırlar ve Yakup’un ya da İsrail’in soyundan gelip Yahudi olmayanların sayısı Yahudi olanlara nazaran daha fazladır.

Esasında günümüzde yaşayan yüz binlerce Filistinli’nin eski İsrailîlerin soyundan geldiğine ilişkin kâfi miktarda delil mevcuttur. Öyleyse Hazarî bir mühtedinin Filistin’de yaşama hususunda Arapça konuşup çok eski zamanlardan beri bu ülkede yaşayan bir Müslüman ya da Hristiyan’a nazaran daha fazla hakka sahip olduğunu söylemek mantık dışıdır. Bu insanlar Avusturyalı Yahudi bir gazetecinin Filistinlilerin vatanında bir “Yahudi” anavatanı tahayyül ettiği günlerden yüzlerce yıl öncesinden beri orada yaşamaktadırlar.

Elbette dürüstlükten azade, patolojik düzeyde yalancı olan siyonist liderler, “burası bizim ebedî anavatanımızdır.” yalanını tekrarlamaya devam edebilirler.

Ancak hakikat şudur ki Filistin hiçbir vakit Yahudilerin anavatanı olmamıştır. Tarihin tekerinin durdurulamayacağı açıktır.

Halid Amayri
<><><>

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>