Ulusal İstihdam Stratejisi

4 Şubat 2013 admin

“Ulusal İstihdam Stratejisi” mi Yoksa “Ulusal Ucuz, Güvencesiz ve Esnek İstihdam Stratejisi” mi?

IMF, ILO, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası sermayenin önde gelen kurumlarına dayanan AKP hükümeti, onlarla ağız birliği içinde, Türkiye’de işgücü piyasasını fazla kurallı, yani katı ve sermaye açısından da maliyetli bulmaktadır. Bu durumu ortadan kaldırmak ve Türkiye’de sermayenin önündeki bu türden engelleri yıkmak için hareket eden hükümet, 2010 yılında “Torba Yasa” ile gündeme getirdiği istihdamda dönüşüm politikasını ve elde etmek istediği amaçlarını “Ulusal İstihdam Stratejisi”nde ortaya koydu.
Şüphesiz ki, “Ulusal İstihdam Stratejisi” (UİS)  AKP’nin ortaya attığı, ona özgün olan bir proje değildir. Bu proje dünya çapında işçi sınıfına karşı dayatılmış olan, yıllardan beri birçok ülkede bir biçimde uygulanan neoliberal saldırıların sadece bir uzantısıdır.
Ulusal İstihdam Stratejisi” sendika konfederasyonlarının eleştirilerinin ötesinde işçi sınıfının fiilî büyük tepkisine neden olmaksızın ekonomik ve toplumsal yaşamımıza girdi. Bu stratejinin amacı nedir diye soracak olursak sorunu ele alan hemen bütün muhalif çevrelerden yaklaşık aynı doğrultuda cevap alabiliriz: Söz konusu stratejide 2012-2023 döneminde gerçekleştirilmesi gereken hedeflerden ve bunların nasıl gerçekleştirileceğinden bahsedilmektedir:
1- İşsizlik oranı 2023 itibarıyla yüzde 5 düzeyine indirilecek.
2- İstihdam oranı yüzde 50’ye yükseltilecek.
3- Tarım dışı istihdamın büyüme esnekliği 0.52 düzeyinden 0.62 düzeyine yükseltilecek.
4- Tarım dışı sektörlerde yüzde 29.1 düzeyinde olan kayıt dışı istihdam oranı, 2023 yılında yüzde 15’in altına indirilecek.
8 Şubat 2012 tarihinde yapılan “Üçlü Danışma Kurulu” toplantısında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından gündeme getirilen “Ulusal İstihdam Stratejisi” taslağında diğer şeylerin yanı sıra esas olarak “işsizlikle mücadele” amaç olarak açıklanmaktadır.
Söz konusu Taslak birkaç bölümden oluşmaktadır:
Birinci bölümde Türkiye’de işgücü piyasasının ve istihdamın mevcut durumu ile ilgili tespitler yapılıyor ve istihdam stratejisinin dayandığı politik çerçeve belirleniyor.
İkinci bölümde “Eğitim-İstihdam İlişkisinin Güçlendirilmesi”, “İşgücü Piyasasında Güvence ve Esnekliğin Sağlanması”, “Özel Politika Gerektiren Grupların İstihdamının Arttırılması” ve “İstihdam-Sosyal Koruma İlişkisinin Güçlendirilmesi” başlıkları altında Taslağın inşa edildiği dört ana politik eksen ayrı ayrı ele alınıyor. Ana politik eksenlerde bazı düzeltmeler dışında Taklak 2010’da yayınlanan ilk hâli ile hemen hemen örtüşüyor.
Üçüncü bölümde UİS’in nasıl hayata geçirileceğine ve ilgili çalışmaların nasıl izleneceğine açıklık getiriliyor.(1)
Taslağın ekinde dört ana politik eksene göre tasnif edilmiş 2012-2014 arasında uygulanması öngörülen “Ulusal İstihdam Stratejisi Eylem Planı” yer alıyor. Bu “Eylem Planı”, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi hedefiyle işçi sınıfına saldırı politikalarının hangi başlıklarda ve hangi sürelerde gerçekleştirileceği açıklanıyor.
Hükümet, işçi sınıfını ve dolayısıyla sendikaları doğrudan ilgilendiren Taslak metnini sendika temsilcilerine vermedi. Ama işçi sınıfı ve sermaye kesimlerinden stratejiye ilişkin genel değerlendirmenin yanı sıra, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, güvenceli esneklik, esnek çalışma modelleri, işsizlik sigortası fonu, kıdem tazminatı, fazla çalışma süreleri, özel istihdam büroları-geçici iş ilişkisi ve bölgesel asgari ücret konularında görüş bildirmelerini istedi.
Şunu da belirtelim ki bu Taslak’ta yer alan bazı düzenlemelerin bir kısmı ilk defa Torba Yasa’da yer almıştı. Ancak son gün (gece) bazı saldırı düzenlemeleri Torba Yasa’dan çıkartılmıştı.
Taslak, sermayenin, kapitalistlerin diliyle yazılmış, onların sınıfsal çıkarlarını doğudan ifade etmektedir. Taslak aslında bir TİSK belgesidir.
“Ulusal İstihdam Stratejisi”, işgücü piyasasında neoliberal dönüşümün genel ve kapsamlı bir programı olarak görülmelidir. Bu programın emdirilerek, parça parça uygulanması öngörülmektedir.
Bu taslak, sermaye adına hükümetin uygulaması gereken bir stratejidir, bir “yol haritası”dır. Bu haritanın ana siyasî eksenini oluşturan alanlar şunlardır:
1- Eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmelidir.
2- İşgücü piyasasının esnekleştirilmelidir.
3- Kadınların, gençlerin ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılmalıdır.
4- İstihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmelidir.
AKP hükümetinin temel hedeflerinden biri de sermayenin önündeki “kurala bağlı” işgücü piyasasını yıkmak ve tamamen kurasızlaştırmaktır, yani esnekleştirmektir. Taslak’ta yer alan bütün konular bu amaca hizmet için hazırlanmıştır.
61. Hükümet programı ve bazı bakanların yaklaşım ve açıklamalarındaki ortak sav, Türkiye’de işgücü piyasasının katı, yani “kurallara bağlı” olduğudur. Türkiye’de istihdam tam da bu nedenden dolayı artmıyormuş. Tabiî bu konuda hükümet yalnız değil. Ona yön veren uluslararası sermaye ve kuruluşlarıdır. Bunların başında da Dünya Bankası, IMF ve OECD gelmektedir. Dolayısıyla bu saldırı ulusal değildir; uluslararası sermayenin işçi sınıfına saldırısının Türkiye’ye yansımasıdır.
Hükümet ve sermaye, işgücü piyasasındaki katılıktan, “kurallara bağlı” işgücü piyasasından bahsederken neyi kast ediyor? Hükümet ve sermayenin göz diktiği, mutlaka kaldırılmasını istediği, kısmen de olası geçerli olan çalışanları koruyucu ve düzenleyici yasalardır. Sermaye ve ulusal sözcüsü hükümet, örneğin “asgari ücret katıdır, kurallara bağlıdır” diyor; “kıdem tazminatı katıdır” diyor; “taşeronculuğun belirli kısıtlamalara tabi olması katıdır” diyor. Hükümet ve sermaye el ele vererek UİS ile bu ve benzeri “katılıkları”, kuralları eritmeyi, buharlaştırmayı ve ortadan kaldırmayı amaç edinmektedir.
Taslak’ta amaç oldukça açık bir biçimde dile getiriliyor: “İşgücü piyasasının katılıkları ve ücret dışı işgücü maliyetinin yüksekliği, ekonomik büyümenin istihdam yaratması önündeki diğer engellerdir”.
Sermayenin istihdam ilişkilerinin esnekleştirilmesinden anladığı, ücret maliyetinin düşürülmesinden başka bir şey değildir. Bunun diğer adı da ucuz işçiliktir. Ucuz işçilik ancak ve ancak güvencesiz ve olabildiğince esnek istihdam sürecinde gerçekleştirilebilir. Tam da bu nedenden dolayı “Ulusal İstihdam Stratejisi” bir “ulusal ucuz, güvencesiz ve esnek istihdam stratejisi”dir.
Yukarıda belirttiğimiz ana siyasî eksen içinde “işgücü piyasasında güvence ve esnekliğin sağlanması” anlayışına da yer veriliyor. Burada “güvence”den bahsediliyor ama esneklik ile güvence birbiriyle çelişir; birinin olduğu yerde diğeri olamaz. Yani hem “güvence”li hem de “esnek” istihdam olamaz. Taslak’ta “güvence” ile işçi sınıfı yumuşatılmak isteniyor.  Taslak’ta da belirtildiği gibi temel hedef işgücü piyasasının esnekleştirilmesidir.
UİS üzerinden sermaye, uygulanan çalışma yasalarında yer alan bazı koruyucu düzenlemelerin esnetilmesiyle yetinmiyor ve başkaca esnek çalışma biçimlerinin de yasallaştırılmasını talep ediyor.
Taslak’ta yer alan konuları biraz somutlaştıralım. Çalışma yasalarında gerçekleştirilmesi istenen değişikliklere ve bunun işçi sınıfı açısından ne anlama geldiğine bakalım.
Daha fazla kâr için geçici işçiliğin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır:
Belirli süreli -geçici- iş sözleşmesinin kullanımını kolaylaştırmak için İş Yasasında değişiklik yapılacak. Böylece, belirli süreli iş sözleşmelerinde önemli bir neden olmadıkça üst üste yapılamaması koşulu kaldırılacak. Diğer bir ifadeyle: güvencesiz istihdamın daha da yaygınlaştırılmasının önü açılacak.
Taşeron uygulamasına ilişkin sınırlandırmalar etkisizleştirilecek:
Böylece taşeron uygulaması çalışma yaşamının her alanına girecek ve asıl işlerde de taşeron çalıştırılmasının önündeki engeller kaldırılacağı için toplumsal yaşamı da tamamen etkileyecek bir güç olacak.
Taşeronluğu yaygınlaştırmakla işçiler kayıt dışına kaydırılmış olacaklar ve böylece sendikalaşmaları neredeyse tamamen olanaksızlaştırılacaktır.
Amaç, kiralık işçiliği veya modern köleliği yasalaştırmaktır:
Özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kurabilmeleri için yasal düzenleme yapılacak. Bunun yasallaşması durumunda özel istihdam büroları iş bulmaya aracılık eden kuruluşlar olmaktan çıkarak, bizzat işveren olacaklar ve kendilerine kayıtlı işçileri başka şirketlere kiralayabilecekler. Yani Özel İstihdam Büroları, kâr amaçlı şirketler olarak çalışacaklar. Böylece bu alana yatırım yapan sermaye sahipleri iş arayan işçinin sırtından vurgun yapacak. Bu türden bürolar çok düşük ücretle ve sigortasız olarak istihdam ettikleri işçileri yüksek ücretlerle başka işverenlere kiralayacaklar. Aradaki farkı, bu şirketlerin kârı olacak.
Amaç, yeni esnek çalışma biçimlerini yasalaştırmaktır:
Kısmî süreli çalışma, belirli süreli çalışma, geçici çalışma, çağrı üzerine çalışma, uzaktan çalışma, evden çalışma, iş paylaşımı, esnek zaman modeli gibi yeni esnek çalışma biçimleri (2) yasal hâle getirilecek ve kurallı (düzenli-güvenceli) çalışma giderek istisnaî bir çalışma biçimi hâlini alacak. Esnek çalışma biçimi, kurallı çalışma biçiminin yerini alan genel geçerli çalışma biçimi olacak.
Amaç, kıdem tazminatı fonu kurmaktır:
Kıdem tazminatını yeniden düzenleme adı altında kıdem tazminatı fonu oluşturmak ve sermayeyi bu yükten de kurtarmak baş hedeflerden birisi oluyor. Kıdem tazminatı bu fon üzerinden budanacaktır. Buna dayanak olarak da yetersizliği bilindiği hâlde İşsizlik Sigortası gösteriliyor.
Hükümet, Türkiye’de kıdem tazminatını gelişmiş Avrupa ülkeleri ile karşılaştırmakta ve kıdem tazminatının yüksekliğinden hareketle bu hakka el uzatabileceğini sanmaktadır.
Amaç, asgari ücrette yaş ayırımını yeniden düzenlemektir:
Asgari ücret yaş ayrımı 16’dan 18’e çıkarılacaktır. Bunun gerçekleşmesi durumunda 18 yaş altındaki çalışan genç işçilere daha düşük asgari ücret ödenecektir.
“Ulusal İstihdam Stratejisi” taslağının içeriği çalışma yaşamını tamamen altüst etmektedir ve böylece çalışma yaşamında yeni bir yapılanmanın genel geçerli olmasını amaçlamaktadır. Bu türden öneriler yıllardan beri başta emperyalist ülkelerde olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde şiddetli sınıf mücadeleleri eşliğinde gerçekleştirilmiştir. Bu neoliberal anlayış Türkiye’ye gecikmeli olarak yansımıştır. Son kertede tam süreli istihdam, sosyal koruma ve sendikal haklar gibi kazanımlar, direncin şiddetine göre ya kuşa çevrilecek ya da tamamen kaldırılacak ve yerine geçici veya kısmî süreli çalışma, güvencesiz çalışma biçimi alacaktır. Açık ki bu durumda sermaye, işçi sınıfını örgütsüzleştirecektir. Buna ek olarak yaygınlaşan taşeron iş ilişkisi ile de iş güvencesi ve sosyal güvence ortadan kaldırılacaktır; iş güvencesi ve sosyal güvencenin olmadığı çalışma biçimi sürecinde ücretlerin de giderek düşmesi kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenlerden dolayı, esnek istihdam modeli, süreklilik arz etmeyen istihdam, düşük ücret, sosyal güvensizlik, işsizlik ve yoksulluk üzerinde yükselen bir istihdam biçimidir. Tamamen sermaye ve üretimin uluslararasılaşması hareketine; uluslararası sermayenin çıkarlarına uygun düşen, Türkiye koşullarında gecikmeli olarak gündeme gelen bir neoliberal saldırıdır.
Sermaye en az ve en ucuz istihdam ile faaliyet göstermeyi genel geçerli ve kalıcı bir strateji hâline getirmiştir.
Taslak’ta işgücü piyasasında esnekliğin, işletmelerin rekabet ve verimlilik düzeyi üzerinde önemli etkisi olduğu boşuna vurgulanmamaktadır ve istihdam yaratan bir büyüme için işverenlerin ve çalışanların rollerinin esneklik-güvence dengesi temelinde yeniden tanımlanması gerektiğinden iş olsun diye bahsedilmemektedir. Taslak’ta ifade edildiği gibi sermaye, işin korunmasını ve aynı işte kalabilme güvencesini ifade eden iş güvencesi yerine istihdamın korunması ve tek bir işverene bağlı olmadan çalışmanın sürdürülebilmesi güvencesini ifade eden istihdam güvencesi” talep etmektedir. Yani tamamen güvencesiz, örgütsüz durumda olan bir işgücü ordusu talep etmektedir.
Çalışma yaşamında esneklik, küreselleşmenin piyasalara getirdiği rekabetin doğrudan bir sonucudur. Uluslararasılaşan dünya ekonomisinde çok uluslu tekeller arasındaki rekabet sadece üretim teknolojilerinin değil, üretim yönetimi sistemlerinin de değişimini kaçınılmaz kılmıştır. Öyle ki, “normal”, kurallı iş ilişkisinden pek çok yönüyle ayrılan yeni çalışma biçimleri, ürünün ucuz maliyeti ve tekelin rekabet gücü için vazgeçilmez olmuştur.
Uluslararası alandaki bu değişimlerin Türkiye’ye yansımaması mümkün değildi. Bunun sonucu olarak Türkiye’de de işgücü piyasası parçalı ve dağınık bir yapı arz eder olmuştur; esnek çalışmanın hemen bütün biçimleri, özellikle kayıt dışı ve örgütsüz özel kesim işyerlerinde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.
Uygulandığı ülkelerdeki örneklerinden de görüldüğü gibi, uluslararası rekabet koşullarına uyum sağlamak için gündeme getirilen esnek çalışma biçimleri ile işçilik maliyetleri düşürülecek, çalışma süreleri uzatılacak, sendikasızlaştırma ve kayıt dışı istihdam artacak ve nihayetinde çalışma koşulları daha da kötüleşecektir.
Hangi ülkede olursa olsun esnek çalışma biçimleri söz konusu olduğunda “istihdam artırma” demagojisi öne sürülür. Başlangıçta geçici de olsa şu veya bu iş kolunda böyle bir gelişme olabilir de. Ama esas amacın işgücü maliyetini düşürmek olduğu kısa zamanda anlaşılır. Bu nedenle esnek çalışma ve istihdam arasında kurulan ilişki yalancı bir ilişkidir, yanlış bir denklemdir. Sermaye, çalışma yaşamının esnekleştirilmesinden dolayı değil, ihtiyaç duyduğunda istihdam eder, çalıştırmak için işgücü satın alır.
Sermayenin sözcülüğünü yapan hükümet, kapitalistlerin ancak düşük işçilik maliyetiyle iç ve dış pazarlarda rekabet gücüne sahip olacaklarından hareket etmektedir. Bu nedenle yukarıda belirttiğimiz çeşitli çalışma biçimlerinin uygulamaya konması istenmektedir.
Sermayeye rekabet yeteneği kazandırmak için işçi maliyetini düşürme planının bir parçası da işçileri sendikasızlaştırmaktır.
Uluslararası rekabet koşullarında tekellerin ve “ulusal” ekonomilerin var olabilmeleri, ötesinde büyüyebilmeleri için ürünleri düşük maliyetle üretmeleri gerekmektedir. Bu nedenle tekeller, uluslararası sermaye, işgücü maliyetini düşürmeye ve dolayısıyla da işgücü piyasasını daha da esnekleştirilmeye yönelmektedir. Neoliberal dayatmalar olarak tanımlanan çalışma koşullarının kuralsızlaştırılması, çalışma yaşamının yeniden tanımlanması; işçi sınıfının mücadeleler sonucu elde ettiği koruyucu iş yasalarının kaldırılması ve yerine esnekliği, kuralsızlığı getiren yasaların konması Türkiye’de sermayenin işçi sınıfına gecikmeli bir saldırısından başka bir şey değildir. Bu gecikmeli saldırının nedeni de Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında ücretten yapılan kesintilerin yüksekliği bakımından önde gelen ülke olmasında aranmalıdır. Anlaşılan o ki, sermayenin geleceği için artık bu da yetmiyor.
Türkiye’de sermaye uyguladığı “düşük ücret” politikasını kapsamlaştırmak ve derinleştirmek istemektedir. Bu nedenle böyle bir proje hazırlamıştır. Uygulanmaya konduğunda bu proje ile Türkiye’de sermaye bir taraftan uluslararası rekabette daha güçlü olacağına, ucuz işgücü maliyetinden dolayı ülkeye yabancı sermaye çekeceğine; üretim maliyetini düşürerek kâr oranlarını yükselteceğine; sermaye birikimi sağlayacağına ve böylece yatırımları hızlandıracağına inanmaktadır.
“Ulusal İstihdam Stratejisi” AKP-hükümetinin uluslararası sermaye ile ortaklığı içinde işçi sınıfına doğrudan bir saldırısı olarak görülmelidir. Burada söz konusu olan, işçi sınıfının şu veya bu alanda kısmî haklarına saldırı değildir. Bu strateji, sınıfı ekonomik, sosyal ve siyasi olarak teslim almanın, etkisizleştirmenin stratejisidir. Sendika konfederasyonlarının bu stratejiye karşı sergiledikleri tepki asla yeterli değildir.
Kapsamlı bir aydınlatma çalışması olmaksızın ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamı neredeyse tamamen değişime uğrayacak olan işçi sınıfını bu neoliberal saldırılara karşı mücadeleye çağırmanın da pek yararı olmayacaktır. Önce sorunun ne olduğunun kavratılması gerekir ki, işçilerin de bunu kavramada bir sorunlarının olmayacağı açıktır. Önemli olan bunu örgütleyebilmektir.
Marksist Teori, 8. sayı (Kasım/Aralık 2012)
Dipnotlar
1) UİS, her iki yılda bir oluşturulacak ve her yılsonu itibariyle güncellenecek “Eylem Planları” aracılığıyla uygulanacak ve çalışmalar “Ulusal İstihdam Stratejisi İzleme ve Değerlendirme Kurulu” tarafından izlenecek ve değerlendirilecektir.
2)“Kısmi süreli çalışma: Normal çalışma süresinden daha az sürede yapılan çalışmadır. 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenmiştir. UİS Taslağı’nda bu tür çalışma biçiminin ülkemizde yaygınlaştırılması gerektiği belirtilmektedir.
Belirli süreli çalışma: Belirli bir işin tamamlanması, belirli süreli işlerde veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi durumlarda uygulanan çalışma biçimidir. 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde düzenlenmiştir. UİS Taslağı’nda Türkiye’de bu çalışma biçiminde iş sözleşmelerinin tekrarlanmasının önündeki engellere işaret edilmekte ve bu kısıtların kaldırılması istenmektedir.
Geçici çalışma: Özel İstihdam Büroları aracılığıyla iş sözleşmesi imzalayan çalışanların diğer işletmelere geçici işçi olarak devredilmesiyle ortaya çıkan çalışma biçimidir. İşçi, Özel İstihdam Bürosu ve iş emrini veren işletme olmak üzere üçlü bir iş ilişkisi öngörmektedir. Özel İstihdam Büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi, İş Kanunu’nda düzenlenmemiştir.
Çağrı üzerine çalışma: Özellikle talebin yükseldiği dönemlerde işçiye ihtiyaç duyulması hâlinde çalıştırılmasına dayanan bir çalışma biçimidir. Kısmî süreli çalışma biçimlerinden sayılmakta, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenmektedir. Ancak UİS Taslağı’nda bu tür çalışma biçiminin ülkemizde yaygın olmadığı tespit edilmektedir.
Uzaktan çalışma: Bilişim teknolojilerini kullanarak işyerinin dışında uygulanan esnek bir çalışma biçimidir. İş Kanunu’nda düzenlenmemiş olan bu çalışma biçimine, UİS Taslağı’nda “iş-aile yaşamının uyumlulaştırılmasında önem taşıdığı” şeklinde bir atıf bulunmaktadır.
Evden çalışma: İşçinin, ücret karşılığı işverenin belirlediği bir malı veya hizmeti üretmek amacıyla bir veya birden fazla işverene bağlı olarak ancak işverenin denetimi dışında ve genellikle işçinin kendi evinde iş görme edimini yerine getirdiği yazılı sözleşmeye dayalı iş ilişkisidir. İş Kanunu’nda bu çalışma modeline ilişkin bir düzenleme yoktur.
5 4857 Sayılı İş Kanunu’nun “Geçici İş İlişkisi” başlıklı 7. maddesinde işçi ile işveren arasında kapsamı dar tutulmuş bir geçici iş ilişkisi tanımlanmıştır.
İş paylaşımı: Özellikle kriz dönemlerinde işten çıkarmaları azaltmak için çalışma sürelerinin kısaltılarak işin iki veya daha fazla işçi arasında paylaşılması ile üretimin sürdürülmesini amaçlayan bir esnek çalışma biçimidir. Bu çalışma biçiminde, ücret ve diğer sosyal haklar da, işi paylaşan işçiler arasında paylaştırılmaktadır. Yani bu uygulama ile geçici süre işçiler, ciddi ücret ve hak kaybına uğramaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu’nda bu çalışma biçimi düzenlenmiş değildir.
Esnek zaman modeli: İşçilerin işe başlama ve bitirme saatlerinin işletme yönetiminin belirlediği sınırlar çerçevesinde değiştirilmesini ve böylece çalışma sürelerinde esnekliği sağlayan bir modeldir. UİS Taslağı’nda bu model için de, “iş-aile yaşamının uyumlulaştırılması açısından önem taşıdığı” tespiti yapmaktadır (Bkz.: Petrol-İş Araştırma; “Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı (2012-2023)”, s. 7/8.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>