Türk “Sosyalistleri”nde Irkçılık

14 Mayıs 2009 admin
Türk sosyalistlerinin hepsinde Kürt özgürlük hareketi ve Kürtler karşısında gizli veya açık bir ırkçılık var. Türk şehir orta sınıfı solcu ırkçılarda çok sık görülen bir biçim de kendilerini sosyalist olarak tanımlarken, Kürtlerden bu payeyi esirgemeleriydi. Bunun daha rafine bir biçimi, kendilerini bir özne, Kürtleri bir nesne olarak görmeleriydi. Örneğin Ufuk Uras’ın meclisteki “ilk sosyalist” olduğundan falan söz ediyorlardı. Sanki bir Akın Birdal, sanki bir Sabahat Tuncel, bir Emine Ayna, bir Demirtaş sosyalist değillermiş, kendilerini sosyalist olarak tanımlamıyorlarmış gibi.
Bunun bir benzerine de Çatı Partisi toplantısı boyunca rastlanıyordu. Türkler hep sosyalistlikle Kürtler de ulusal hareketle birlikte anılıyordu. Bırakalım sosyalistliği, demokratlık bile Kürtlere lâyık görülmüyor, liberallik, demokratlık, sosyalistlik (tabiî anarşistlik, feministlik, müslümanlık, alevîlik vs. de) hepsi Türklerin özellikleri olduğu veya olabildiği özellikler olarak sıralanıyordu. Kürt Özgürlük hareketinden arkadaşlar olgunluk gösterip bunları pek sorun etmiyorlardı.
Bu gizli ırkçılık, Ertuğrul Kürkçü’nün, M. Bayram Mısır tarafından gönderilmiş bulunan Zarfa Değil Mazrufa Bakalım başlıklı, 20-21 Aralık toplantısını değerlendirdiği yazısına da sinmiş bulunuyor.
Şunu önce belirtelim; Ertuğrul elbet öznel olarak ırkçı olmadığını düşünür ve bunu lânetler. Ama biz burada söylenen ve yapılanların nesnel anlamlarıyla uğraşıyoruz. Ertuğrul’dan daha kötü niceleri var. Bizim Ertuğrul’u seçmemizin nedeni, onu kendimize yakın görmemizdir. Bizim kendine ve yakınlarına karşı gaddar, düşmanlarına ve uzak olanlara karşı anlayışlı bir meşrebimiz vardır. Bu nedenle kurbanlarımız genellikle en çok sevdiklerimiz olmaktadır.
Ertuğrul’un ırkçılık yaptığını görelim. Ertuğrul arkadaşımız veya SEH gerçekten çok büyük, çook önemli ve de çoook derin bir doğruyu keşfetmişler veya ortaya koymuşlar. Neymiş bu? Kürt emekçilerin anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biri olabileceğine ilişkin saptama. Evet, gerçekten çok önemli bir saptama.
Biz de salak salak Kürt emekçilerinin biyolojik veya kültürel DNA’larında veya genlerinde anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biri olmasını engelleyen bir özellik bulunduğunu düşünüyorduk. Bizi ve de Kürt hareketinin temsilcilerini bu yanılgıdan kurtardıkları için kendilerine minnettar olmalıyız.
Birileri çıkmış ve Kürt emekçilerinin anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biri olamayacağına dair bir şeyler söylemiş olsa ve Ertuğrul arkadaşımız da bunu çürütmüş falan olsa bu cümlenin bir anlamı olur. Ertuğrul’un bu cümlesi, “bir insan ölmemişse yaşıyordur” gibi bir Lapalis hakikatidir. Çünkü emekçi (işçi) olmanın kendisinin insanlara anti-kapitalist bir özellik kazandırdığı, bunun kültürle veya biyolojiyle bir ilişkisinin olmadığı kavramın kendisinde mündemiçtir, eskilerin deyişiyle.
Oradaki “Kürt” kelimesinin yerine, istediğiniz kavim, ırk, bölge adı, kültür, zevk vs. yazın hepsi doğrudur, çünkü anti-kapitalizm emekçi olmakla ilgilidir. Örnek: siyah emekçiler anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biridir. Balıkesir emekçileri anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biridir, görüldüğü gibi hepsi doğru. Hattâ ben şöyle bir cümle kursam o bile doğru olur: pırasa yemeği sevmeyen emekçiler anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biridir. Hadi bakalım, bir kişi çıksın da aksini kanıtlasın.
Ama durum tam da böyleyken, yani anti-kapitalist olmanın Kürt, Türk vs. olmayla ilgisi olmadığı, emekçi olmakla ilgili olduğu çok açıkken, kavramın kendisi bunu içerirken, Kürt emekçilerin böyle olduğundan söz etmek ne anlama gelir? Bu, içerik yanlışlığının ötesinde, niteliğiyle, Kürt emekçilere de anti-kapitalist bir özelliği bahşetmek gibi bir anlama sahiptir. Yani aslında gizli bir ırkçılığı dışa vurmaktadır.
Ertuğrul Kürkçü, burada niye Türk emekçilerinden değil de Kürt emekçilerinden söz ediyor? Ertuğrul Kürkçü kendisi Türk ve egemen bir ulustan. Egemen ulustan bir sosyalistin çıkıp ezilen ulustan emekçilerin de anti-kapitalist olabildiğinden söz etmesi, bizlerin Almanya’da çok yakından ve iyi bir şekilde tanıdığı ve oldukça hassasiyet geliştirip alerji duyduğumuz sosyalist, gizli ya da rafine ırkçılığın bir görünümünden başka bir şey olabilir mi? Ertuğrul’a bir Türk sosyalisti, bir egemen ulustan sosyalist olarak Kürt emekçilerinin de anti-kapitalist bir özelliğe sahip olup olmadığı konusunda konuşmak düşmez.
Ertuğrul’a düşen görev, egemen ulustan bir sosyalist olarak, Türk sosyalistlerinin ya da emekçilerinin, bırakalım anti-kapitalisti, demokratik bir bloğun başlıca öğelerinden biri bile olamadığını göstermek ve bununla mücadele etmektir. Ve Ertuğrul’un tam da bu satırları, bu gizli ve rafine ırkçılığı, Türk sosyalistlerin veya emekçilerin demokratik bir bloğun başlıca öğelerinden biri bile olamadığının en somut kanıtıdır.
Yine Ertuğrul’un yukarıya aktardığımız cümlesine dönelim. Ne diyordu Ertuğrul? Kürt emekçilerin anti-kapitalist bir bloğun başlıca öğelerinden biri olabileceğine ilişkin saptamalar Kürt hareketinin temsilcilerince ilgiyle karşılanırken, yani bir Türk sosyalisti, dile getirdiği Lapalis hakikatleriyle, Kürt hareketinin tekstilcilerinin zihnini veya önünü açıyor, onlara doğruları gösteriyor. (Tabiî burada yine tevazu var: “ilgiyle karşılıyorlar” diyor, elbette kabalık yapmıyor. Bir başka yazıda değindiğimiz “bizim de katkılarımız oldu” gibi) Resim tamı tamına budur.
Çünkü burada gizli özne Türkler veya onların sosyalistleridir. Yani Kürt hareketinin temsilcileri Kürt emekçilerin de anti-kapitalist bir bloğun başlıca unsurlarından biri olabileceğine ilişkin bir fikre sahip değilmişler ki, Türk sosyalistleri bu saptamayla Kürt hareketinin temsilcilerini irşat etmiş.
Toplantı boyunca da böyleydi, ama bu Ertuğrul’da da böyle, Türkler açık ya da gizli özne olarak hep sosyalist; Kürtler ise, Kürt. Yani milliyetçi işte. Nedense bu Türkler hiç Türk değiller; hep emekçi, sosyalist, anarşist, feminist falan oluyorlar.
Yukarıdaki cümle bile eğer Kürt özgürlük hareketinin temsilcilerince formüle edilseydi, yani bir hareket olarak, onun kendini Ezop diliyle tanımladığı sözcüklerle ifade edilseydi, bu başka bir anlama sahip olurdu. Bu tıpkı Türklerdeki gibi Kürtlerde de farklı politikalar ve akımlar olduğu anlamına gelirdi. Ama “Kürt hareketinin temsilcileri” denince, sanki Kürt hareketi içinde farklı sınıflar, farklı ideoloji ve programlar yokmuş gibi koyuluyor. Aslında cümlenin ilk bölümü, yani Kürt emekçileri inkâr edilmiş oluyor.
Çünkü Ertuğrul’un “Kürt hareketinin temsilcileri” dediği, o toplantıda bulunan Emine Ayna’lar, Sabahat Tuncel’ler tamı tamına Kürt emekçilerinin eğilimlerinin temsilcileridirler. Ama Kürtler olunca söz konusu olan, Ertuğrul bunları alıp Kürtlüklerine vurgu yaparak onları “Kürt hareketinin temsilcileri” olarak tanımlayarak, onları sosyalist ya da demokratlıklarıyla değil, Kürtlükleriyle tanımlayarak ve onların bu yanını vurgulayarak tam bir egemen Türk ırkçısı, milliyetçisi gibi davranmaktadır.
Tabiî Kürtler de modernleşip şehirleşince onların da emekçileri ve de sosyalistleri olacak. (Başkaları da bunu anlamıyormuş. Kürtleri hâlâ yoksul köylüler olarak görüyorlarmış. Bunu da Ertuğrullar anlamış ve göstermiş. Yazının başka yerinde bunlar söyleniyor. (Ona bağlı olarak yukarıdaki satırlar.)
Ertuğrul’un ırkçılığı o zaman da bitmiyor. Kürt sosyalistlere görevlerini hatırlatıyor. Tabiî burada bir hatırlatma yapalım. Türkler Türk sosyalisti olmuyor. Onlar sadece sosyalist olabilir. Kürtler ise sosyalist olduklarında ancak Kürt sosyalisti olabilirler.
Yine bir alıntıyla görelim. Şöyle kallavi bir cümle aktaralım yine: “Kürt sorununun çözümü için ayağa kalkan emekçi dinamiğinin kimlik sahibi ama ebediyen ‘fazla nüfus’ olarak yaşamaya rıza göstermeyeceğini herkesten önce Kürt sosyalistleri dile getirirse, tartışmanın anlamlı bir sonuca varmasına esaslı bir katkıda bulunabilecekler.”
Şimdi burada yapılan işin adı nedir? Kürt sosyalistlerinin ne yaparlarsa esaslı bir katkıda bulunabileceklerini açıklamak: bunun kendisi ırkçılıktır. Ne yaparlarsa katkıda bulunabileceklerini bir ân için konu dışına atalım. Yani soyutlayalım. Bu bağlamda bunun önemi yok. Bu bağlamda bunu kimin hangi sıfatla kime söylediğinin önemi var.
Kime söylendiği açık: Kürt sosyalistlerine. Peki, kim söylüyor? Ertuğrul Kürkçü. Ama bu bir şey ifade etmez. Ertuğrul Kürkçü nedir? Sosyalisttir?
Ama mademki Kürtler aynı zamanda Kürt olmadan sosyalist olamıyor, Türklerin de olamaması gerekir. Ertuğrul Kürkçü de bir Türk olduğundan, o da aynı zamanda Türk olmadan sosyalist olamamalı.
Tabiî Türklerin veya Ertuğrul Kürkçü’nün Türk olmadan sosyalist olabilmek gibi özellikleri varsa onu bilmiyoruz. Biz onların da herkes gibi dünyadaki bütün insanlar gibi normal insanlar olduğunu var sayıyoruz. Bu durumda Ertuğrul Kürkçü’yü bir Türk sosyalisti olarak tanımlamak doğru olacaktır. O hâlde Ertuğrul Kürkçü’nün yaptığını şöyle de ifade edebiliriz: bir Türk sosyalisti, Kürt sosyalistlerine ne yaparlarsa tartışmanın anlamlı bir sonuca varmasına esaslı bir katkıda bulunabileceklerini anlatıyor.
Eh Türkler egemen ulus, Kürtler de ezilen ulus olduğuna göre, bunu şöyle de ifade edebiliriz: egemen ulustan bir sosyalist, ezilen ulustan bir sosyaliste ne yaparsa bir katkıda bulunabileceğini anlatıyor. Yani yapılan iş budur. Bunun adı ırkçılıktır. Zımnen diğerini altta görür ve bu ilişkiyi yeniden üretir.
Ama sadece bu kadar değil, bu aynı zamanda egemen ulusun çıkarlarının savunusudur da. Eh bizler biliyoruz ki, insan sosyalist olmakla insanî zaaflarından azade olmaz. Yani örneğin egemen bir ulustan olmanın imtiyazlarını yaşamaktan azade olmaz. Ve biz yine biliyoruz ki insanlar çıkarlarını kendi çıkarı gibi değil de karşı tarafın çıkarı gibi savunurlar. Yani egemen ulustan sosyalistler de egemen ulustan olmanın imtiyazlarını sosyalist bir görünüm altında örneğin sosyalizm gereği gibi savunabilirler.
Eh Ertuğrul arkadaşımız da gökten zembille inmediğine, sadrazamın bilmem neresinden düşmediğine göre, normal olumlu bir insan olarak bu zaaflardan azade olmasa gerektir. Ve yine su bizim gariban marksizmden biliyoruz ki, varlık düşünceyi belirler, düşünce varlığı değil. Yani kaba ifadesiyle insan sarayda başka kulübede başka, karnı tokken başka açken başka düşünür. Bunu ezen ulus ezilen ulusa aktarırsak, ezen ulustansa başka, ezilen ulustansa başka düşünür.
Eh Ertuğrul da ezen ulustan bir sosyalist olduğundan, ezen ulustan bir sosyalist gibi düşünür, yani karnı tok insan gibi, yani saraydaki gibi düşünür. (Yoksa ya kendisinin böyle olmadığını, istisna olduğunu ya da marksizmin yanlış olduğunu kabul etmek veya etmesi gerekir.)
Bu durumda Ertuğrul, yukarıda Kürt sosyalistlerine bir Türk sosyalisti olarak görev belirlediği ve katkı yapmanın koşullarını açıkladığı cümlelerinde, bir sosyalist olarak, aslında egemen ulusun çıkarlarını savunuyor olabilir. Bir sosyalist olarak Ertuğrul’a düşen tam da kendisinin bile böyle olabileceğine dikkati çekmek olabilirdi. Belki Kürt sosyalistlere bunları açıklasaydı, onları kendilerine ve Türk sosyalistlerine karşı sapanlarında sürekli taş bulundurmaları yönünde uyarsaydı bu çıkarları savunmadığını düşünebilirdik. Ama Ertuğrul sanki böyle bir tehlike yokmuşçasına, bunları yapmayarak, aslında başka bir şeyi yapmış olmaktadır: egemen ulusun çıkarlarını savunmak.
Özetle, bizzat bu tavrıyla egemenlik ve ezilme ilişkisini yeniden üretiyor. Karşı tarafa görev veriyor, katkı yapmanın koşullarını anlatıyor ve kendi konumunu gizliyor.
Peki, verdiği şu görev neymiş bir bakalım: “Emekçi dinamiğinin kimlik sahibi ama ebediyen fazla nüfus olarak yaşamaya rıza göstermeyeceğini herkesten önce dile getirmek.” Aynı ırkçılık devam ediyor görevin tanımında da. Görelim.
Kimlik sahibi ama ebediyen fazla nüfus olarak yaşamaya rıza göstermeyeceğini Kürt özgürlük hareketi en azından 30 yıldır zaten gösteriyor. Yani Kürtlerin TC kimliği vardı ama fazla nüfuz muamelesi görüyorlardı. Buna rıza göstermediğini silâhla gösteriyor. Yani görev tanımlarken de yeni bir şey tanımlamış olmuyor.
“Ha sen kimliği yanlış anladın, bizler TC kimliğini değil, Kürt kimliğini, kültür ve dil kimliğini kastettik” mi deniyor? Eh böyle kabul edersek, zaten bunu da yıllardır söylüyorlar. Yani aslında Ertuğrul’un Kürt sosyalistlerine biçtiği görevi yıllardır Kürt özgürlük hareketi, “herkesten önce” dile getiriyor. Ama burada esas ırkçılık kimlik kavramındadır.
Egemen ırk ve ulustan olanlar, kendi normlarını öylesine normal görürler ki bunun bir kimlik politikası olduğunu düşünmezler. Hep ezilenler söz konusu olduğunda kimlikten söz edilir. Onların kimlikleri için mücadele ettiği söylenir. Bu kavramların kendileri ırkçıdır. Bunu şöyle bir örnekle açıklamayı deneyelim. Örneğin büyük bir müzik dükkânına gidin, tıpkı Türklerin sosyalist olması ama Kürtlerin sosyalist olduklarında bile Kürt sosyalisti olmaları gibi, Rock, Pop, Klasik bölümleri yanında bir de Etnik Müzik veya daha diplomatik bir ifadeyle Dünya Müziği bölümü görürsünüz. Müzik dükkânı yoksa internetten müzik kategorilerine bakın. Yani beyaz adam söz konusu olduğunda onun etnisi olmaz. Onun Rock’u, Pop’u, Klasiği, Folkloru olur. Etnik ise, pop, rock, klasik, vs. olamaz. Bu etnik siyahlara has bir özelliktir. Aynı şekilde bu beyaz adam bu dünyada yaşamamaktadır ki, onun müziği Dünya Müziği içinde yer almaz.
Türkiye’de Kürt sorunu özellikle şehir orta sınıflarınca ve de özellikle ÖDP gibilerince hep bu mantıkla ele alınmaktadır. Etni, kimlik, hep Kürtlerle veya Kürt sorunuyla birlikte anılır. Türklerin kimliği de yoktur, etnisi de. Tıpkı Türklerin Türk olmadan sosyalist, liberal, emekçi, vs. oldukları gibi (Bunu, örneğin Kürt olmadan sosyalist olmayı Kürtler bir türlü beceremezler). Kimlikleri ve etnileri olmadan da Türk olabilirler. Kürtler bunu da beceremezler, onlar ancak kimlik ve etni olarak Kürt olabilirler.
Bu küçük burjuva, liberal, rafine ırkçı dil, Birikim, Bianet, ÖDP kanallarından bütün sol hareketin içine aktı. Ertuğrul gibi bir zamanlar klasik marksist kültürü almış arkadaşların olsun buna direnmesi, bununla mücadele etmesi beklenirdi. Ne yazık ki o da artık aynı kavramlarla düşünmeye başlamış.
Kürt emekçilerine kimlik sahibi (yani yine Kürt ve kimlik birarada) (Türk emekçiler kimliksiz) olmak yakıştırılıyor. Bu bir istisnaî kullanım değil. Örneğin başka yerde şunları yazıyor: ama toplantı boyunca söz alan pek çok kişinin durmaksızın dikkat çektiği, kapitalizmin krizinden doğan yeni güç dizilişleri ve mücadele eksenleri ile Kürt emekçilerini kimlik taleplerinin ötesine taşıyan sınıf mücadelesi dinamiklerini hesaba katan aşağıdaki sonuç bildirgesi, Kürt emekçileri yine kimlik ile uğraşıyor. Bizim Türk olmadan sosyalist olan emekçilerimiz veya sosyalistlerimiz ötesine taşıyor. Aslında bunun da anlaşılamayacak bir yani yok. Türklerin kimliği olduğu için, onların hiç kimlik sorunu yok?
Bektaşi, “Allah’ım bana bir şişe şarap ver” diye dua ediyormuş. Hoca, “Allah’tan şarap değil, iman iste” deyince, Bektaşi, “Hoca, senin imanın yok iman iste, benim imanım var şarabım yok, şarap isterim.” demesi gibi.
Kürtlüğü hep kimlikle birlikte anan, ama Türklük ve kimlik arasında hiçbir bağ kurmayan, şu kimlik politikalarıyla uğraşmayan ve bu politikaları Kürt emekçi ve sosyalistlere havale eden Türk, pardon sosyalist arkadaşların hepsine öneriyorum. Tabiî Ertuğrul sana da.
Şu Türk kimliklerinizi, pasaportlarınızı yakın. Ertuğrul sen de yak. O zaman biz de sizlerin kimliksiz olduğunuza, yani Türk değil sosyalist olduğunuza inanırız.
Demir Küçükaydın
12 Haziran 2009 Cuma

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>