Tuğla

26 Nisan 2014 admin
“Halk hata yapmakta serbest bırakılmalıdır” diyor Lamartine. Bir ân neredeyse alıp/aldanıp amentümün içine ekleyeceğim. Bir ahlâkî bunalımın her gün soframıza kusulduğu çağımızda doğruların ve yanlışların endüstriyel bir tezgâhtan seri üretilerek adreslerimize postalandığını görmemek bir basiret bağlanması olarak geçiştirilemez. Gücü elinde bulunduran, hakkın ve halkın en parlak bilincinde hudutsuz zemin parsellemek ister. Bu istikamette kendine engel teşkil edecek hiçbir yapılanmanın değil nefes alması, var olmasına bile tahammül edemez. Yer yasalarını ve gök yasalarını kendi varlığının ve varsıllığının teminatı olarak sunar kitlenin iletişim organlarında. Tanrı’nın gölgesidir, mukaddes emanetin koruyucusudur, namus bekçisidir, vicdan yargıcıdır ve daha ne değildir ki. İslam’ın hâkim olduğu bir toprak parçasını ele geçirir, buna “fetih” demekten imtina etmez. Bir çağda var olan gerçeğin başka çağlarda izdüşümünü gözlemler dururuz. Ve tarih-i kadim böyle alınır kaleme.
Bir çağ! Anne emzirirken verdiği sütün, hoca tedris ettiği ilmin ve nihayet devleti yöneten yaptığı hizmetin hesabını sorar ve bir kişilik diyeti bekler. Var olmanın bireyi sorumlu kıldığı ödevler bir lütufmuş gibi zerk edilir damarlarımıza. Yapılması gerekenler bir nimetmiş gibi sunulur ve pranga vurulur aklımıza, kalbimize… Tam düşecekken tutunduğumuz tuğla(1), secde bekler vatanın coğrafyasına dönmüş alınlarımızdan.
Bir hak varsa takılmadan geçip giden arsızın kursağına, demirin toprağın bağrını deldiği gibi delecek tırnaklarımız haksızlığın pervasızlığını. Okşanmıyor diye yumuşak yerleri beylerin, beyzadelerin, ne ihanet damgası yedirtiriz özümüze, ne eser gideriz uzak diyarlara. Ferman varsın sahibinin olsun. Dağlar da bizimdir, sokaklar da bizimdir, ovalar da bizimdir. Bir çiçeğe aldanası olsak o da bizimdir. Var ederiz, bin yılların hüznünü soluruz bu topraklarda. Fırat damarlarımızın içinde akar. Toprak bizimdir, her karışında ölülerimiz vardır. Diplomatik cellâtların çizdiği tarihî sınırlarla ayrılmayız. Yüreğimize emir aldırtmayız. Her ne yazılmış, her ne söylenmiş ise bilcümle bizimdir.
Bir çağ! Fikri ideolojisini şimdi Piyer Loti’nin ebedî yolcularından olan bir zattan alan günümüz muktedirleri, onun “Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum; / Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum” mısralarından neler anladılar bilmiyorum, fakat neler anlamadıklarına dair kanaatlerime tarih ve tabiat kefil olacaktır. Haziran hareketi, neler anlamadıklarını ve bu aymazlıkta ne denli yüzsüz olduklarını ispat etti. Kamu malını kamu canından aziz kılan kalemşorların kedi hırıltısını andıran vicdan gıcırtıları hâlâ yankılanıyor. Bilmiyorlar ki yaşamak bizimçün dokunaklı bir şarkı değil(2). Fakat bir romantik kaygı da değildir elbet güttüğümüz. Nice yaşamaklar ve nice yaşamlar görmek ister gözlerimiz. Varlığımızı ve düşün dünyamızı düşmanlar yaratarak oluşturmayız. Bir doğal su kaynağı gibi kendinden besleniriz. İnanmamız ve inanan kardeşlerimiz ile bir yürek birliği yakalamamız için düşman algısına ihtiyacımız yoktur. Koşmak için bitiş noktalarına gerek duymayız. Koşu bittikten sonra da koşan atlarız biz(3). Birliktelik hayal ederiz, liderlikte gözümüz yoktur. Barışı ve erdemi her kim getirirse, onun sancağının altında otağ kurarız. Bir hürriyet türküsüdür şehrin sokaklarında seslendirdiğimiz. Ve her gün yatmadan önce bir kere;
Ne mümkün zulm ilebidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten(4)
diyerek dem tutarız.
Ahmet Çınar
Dipnotlar
1. Of Not Being a Jew, İsmet Özel.
2. Yıkılma Sakın, İsmet Özel.
3. Şahdamar, Sezai Karakoç.
4. Hürriyet Kasidesi, Namık Kemal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>