Tedarikler Ülkesi

16 Haziran 2014 admin
Ey çocukluk! Ey Romasızlık!
[İsmet Özel]
70’li yıllarda kurulmuş bir “örgüt” var. Adını yayın organından alan bu “örgüt”ün bağlı olduğu geleneğin siyasî çizgisini eleştirirken yaptığı işlerin önde gelenlerinden biri Kemalizm eleştirisi. Bu eleştiri elbette bahane. Bu “örgüt”ün kafa adamları esasta geldikleri geleneğin toplumsal-siyasal alanda yarattığı anafordan kaçmak üzere hareket ediyorlar; kısmen gayrı ihtiyarî, kısmen ihtiyarî bir biçimde. Gelenek, siyasî eylemi ile ortaya bir program, bir hedef ve bir sakınmazlık çizgisi koyuyor. Bu yükün altına girmek istemeyenler, geleneğin partisini hiç yokmuş gibi bir kenara atıp, “şimdi teorik analiz ve özeleştiri zamanı” diyerek bir dergiyle kifayet etmekte karar kılıyor. Bunların Kemalizm değerlendirmesi, İbrahim Kaypakkaya’nınki türünden, halk savaşının ideolojik hazırlıklarından biri olma anlamında bir devrimci ufka değil; Mahir Çayan’ın(1) “öncü savaş”ından kaytarmanın teorik hazırlıklarından biri olma anlamında, bir liberal ufka işaret ediyor. Bu türden bir anti-Kemalizm, Akepe iktidarının buna zaten dünden teşne olan sol örgüt ve kadroları Cehepe’nin kucağına itmesiyle eskisi gibi siyasî ağırlık ve belirleyicilik taşımasa bile hâlâ ayrım çizgisi olarak işlerliği haiz bulunuyor.
Meram şudur: Kemalizm “eleştiri”si, Kemalizmle ya da “Kemalist devlet”le mücadele edildiğinin mutlak göstergesi olmak bir yana, çoğu durumda savaş meydanından kaçmanın ya da daha kötüsü, bu kavgadan çoktan el yunmuş olunduğunun ifadesi. Hikmet Kıvılcımlı’nın, mealen, Türkiye’deki kimi şirketlerin başındaki Türk ifadesinin o şirketlerin yönetiminde bulunan levanten varlığını gizlemek amacıyla kullanıldığını söylemesinden mülhem, isminin başında ‘anti-kemalist’ sıfatı taşıyanın da aslında Kemalizmle hiçbir derdinin olmadığını ve “teorik” itirazının aslında bu durumu gizlemek niyetinden türediğini söylemek mümkün görünüyor.
2000 Ölüm Orucu sürecinde Haksöz dergisince alınan, “devlet şiddetine de örgüt şiddetine de hayır” biçiminde özetlenebilecek tutum Kemalizmle kavgasız “anti-Kemalizm”in ideolojik içeriğini açıklamakta işlevsel. Kemalizmle kavgasızlık, “andımız”a yönelik itirazda vücut bulan haliyle, siyasetin gailesinden kaçma arzusunda olanın ruh halinin çıktılarından biri; itiraz, “bireysel” rahatlığın zarar görmesine yönelik; ortada o andın pratik tezahürüne karşı savaşmak derdinin izi yok. Devlete ve örgüte “eşit” biçimde karşı duranlar, hakkaniyetin değil, rahatı gözetilen bireyin adına konuşuyor. Kemalizm, bu bireyin meselesi olarak tartışma konusu ediliyor. Hâlbuki bu birey eninde sonunda mikro düzeyde devleti veriyor. “Dünyayı değiştirmek yerine dünyanın seni değiştirmesine engel olmaya çalışmak” sloganı bu “iç devlet”in tahkimine muhtaç. “İç”i korumaya almak düsturu, anarşizmin kafanın içindeki polisle mücadele etme çağrısının hatırlattığı, “iç”tekini yıkmak düsturu ile ortaklaşıyor. “İç” “dış”ın soyut hali, “dış” ise “iç”in bir tür somutlanması olarak tasarlanıyor. Bu “iç”in mutlaklığı karşısında devlet de örgüt de göreceleşiyor, aralarındaki fark siliniveriyor. Kemalizmin dışa; Hakk’a, Kitaba, anaya, halka, ekmeğe değil, içe; haklara, bireye, tercihe saldırdığı düşünülüyor. Böylece bu devleti yıkmak ve bunun yerine başka bir devleti kurmak “iç”in meselesi olmakla “konudışı” hale geliyor. Dış devletin “iç”te yıkıldığı vehmi yayılıyor ancak o devlet “dış”ta durduğu yerde duruyor. Esasta için için dış devletin kulu olunuyor.
Haksöz’ün “bireysel tercih”çi konumunun “tellal”ı Kenan Alpay da devlete örgütlenmişliğini anti-Kemalizm edebiyatıyla gizleyebileceği zannıyla hareket ediyor. Çıktığı her platformda Kemalizmi ve laikliği Marksizmle birlikte anan Alpay, sonuncunun savaşkan unsurları ile İslam’ın savaşkan unsurları arasına duvar örme görevini devlet adına icra ediyor. Bir televizyon programında, polisin kendisini yakmaya teşebbüs edene kurşun sıkmak dışında yapabileceği bir şeyin olmadığını söyleyerek Okmeydanı’na küfrettiğinde Kemalist devletin aklı, korkusu ve kini onda vücut buluyor.
Onun dilinde “Ne devlet ne örgüt” sloganı, bu kez, “ne Türklük gurur ve şuuru, ne Kürtlük gurur ve şuuru” (Kenan Alpay) biçimini alıyor. Sırrı Süreyya Önder’in benzerleri için bulduğu tabirle, “zevzek” Alpay, kendisinde de Müslümanlık şuurundan eser bulunmadığını deklare etmiş oluyor böylece. O Müslümanlığı, en fazla, 18 yaşını doldurup “reşit” olunduğunda edinilecek, “kafa kâğıdı” türünden bir “kimlik” derekesinde anlıyor. “Reşit” olmayı ise ancak Kemalist devletin resmî çizgisi üzerinden anlamlandırabiliyor; gerçekteyse “reşit” doğru yol üzre bulunmayı anlatıyor. Şu halde Aksa İntifadası’nın büyüttüğü çocukların İşgalci Yahudi’ye karşı savaştıkça İslam şuuruna ermesi de ona “çocukça” geliyor. O, çocukluğun bir “tedarikler ülkesi”(2) olduğundan bîhaber, tedarik ve idrakin aynı kökten geldiğini ise olsa olsa lâfzen biliyor. İşte bu cahilliğiyle Kürt çocuklarına analarının arkasına saklanarak höykürüyor. Diyor ki bütün liberalliğiyle: “Hele önce ‘reşit bireyler’ olun bakalım!” O çocukların Kemalist devlete duydukları öfkeyle zaten irşat yolunda olduğunu görecek izandan nasipsiz. Berkin Elvan’ı “nüfusuna geçirmeye” yeltenip “maskeliler”e küfreden Kılıçdaroğlu’yla aynı soydan o.(3)
Alpay’ın az zahmet ve az tefekkür edip Abdülkadir Şen’in yine Haksöz‘ün sitesinde asılı duran yazısını okuması icap ediyor. Boko Haram’a yönelik batıda imal edilip buralara ihraç edilmiş olan tepkinin niteliğini değerlendiriyor Şen:
Ben durun diyorum. Michelle Obama’nın “#bringbackourgirls” (kızlarımızı geri getirin) trenine binip yol almadan önce bu trenin rayları altında binlerce Müslüman’ın cesedinin olduğunu bir düşünün. Nijerya’nın da bir Orta Afrika olduğunu unutmayın. Kaçırılan kızların aslında Müslüman iken fakirlik ve imkânsızlık nedeniyle Hıristiyan kolejlerine ve aşevlerine gönderilip Müslümanların ellerinden alınan ve Hıristiyanlaştırılan kızlar olduğunu bilmek sizce bir şeyi değiştirir mi?(Abdülkadir Şen)
Sen de devletin trenine binmeden evvel “kaçırıldı” dediğin çocukların aynı Hıristiyanlaştırılan Afrikalı kızlarda olduğu gibi genetik hafızasına işli bulunan inkârı, Irak ambargosunda gıdasızlıktan ve yardımsızlıktan ölen beş yüz bin çocuk ve kadının uğradığı gibi uğradıkları ve uğrayacakları imhayı, akşam eve gelip ebeveynlerine “Anne, bizi Atatürk yarattı değil mi?” diye soran Müslüman halk çocuklarının da tecrübe ettiği gibi tecrübe edegeldikleri asimilasyon gayretini düşün. Sen de bu “Cumhuriyet” treninin altındaki Kürt, Müslüman, Komünist cesetlerini düşün Ey Alpay!
M. Ocakçı
Dipnotlar
(1) “(…) bu tanımlama kitle çizgisinin tespiti açısından da önemlidir. Şöyle ki, Kemalizmi bir ideoloji, asker-sivil aydın zümrenin bir ideolojisi olarak alırsak takip edilecek kitle çizgisi ayrı olur; Kemalizmi asker-sivil aydın zümrenin sol kanadının, emperyalizme karşı, milliyetçilik tabanında takındıkları, milli kurtuluşçu politik tutum olarak ele alırsak ayrı olur.” [Mahir Çayan, Bütün Yazılar, Boran Yayınevi, 2004, s. 409]
Yukarıdaki alıntıda orijinal metinden farklı olarak kalın gösterilmiş olan sözcükler Mahir Çayan’ın Kemalizm meselesini ele alışındaki net politik tavrı sergilemesi bakımından önemli. Mahir Çayan, sözde bilimsel bir tutum takınmayı reddederek, “öznel” bir tanım üzerinden devrimin nesnel gereklerini yerine getirmek üzere ittifak arayışına giriyor. “Öncü savaşçı” asker-sivil aydın zümrenin içinde bir bölünmeyi mesele etmeyi gündemine almak durumunda oluyor. Mahir Çayan’da Kemalistlik bulanların tamamını Kemalizmi bir ideoloji kabul eden “meselesizler” cenahında düşünmek gerekiyor. Bunların “kitle çizgisi” ve bu çizginin kitlesi Kemalizme karşıt ya da yandaş olma noktası ihmal edildiğinde hiçbir farklılık göstermiyor. Karşıtlar ve yandaşlar, burjuvazinin ve devletin yedeğinde hareket ediyorlar. Buradaki karşıtlık ya da yandaşlık, elbette burjuvazide ya da devlette mutlak bir yansıma bulmuyor.
(2) Kıramazmışız kırdık
Dökemezmişiz döktük
Sevdik ekmek banmayı
Çünkü sahiden çocuktuk
Büyükler o Allah’ın belaları
Anlasalardı bir ülkedir
Hem de ne çok şeyler için
Tedarikler ülkesidir çocukluk
[İsmet Özel, John Maynard Keynes’ten Nefretimin Yirmi Sebebi]
(3) Kendi müstekbir sevdasına bakmadan Demirtaş’ta kibir bulan Alpay kenanalpay.com.tr adresli bir internet sitesi sahibi. Onun başkalarını itham etmeden evvel en azından 2005 yılından başlayarak bir örgüt olarak değerlendirilmesi gereken Haksöz/Özgürder‘e bu “kibirli” “örgütsüz”lüğünün hesabını vermesi icap ediyor. Kendisini örgütünden ayrı bir yerde parlatmaya uğraşanın bir takım hesapları bulunuyor olmalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>