Sokakları Terk Etmeyin!

1 Eylül 2012 admin
Görünüşe göre, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti bu seçim süreci boyunca esas olarak devletin cüssesi konusunda tartışıp duracaklar. Cumhuriyetçiler, bütçenin dengelenmesi için devletin küçülmesi gerektiğini söylüyorlar. Demokratlar ise Cumhuriyetçilerin aslî niyetinin, ekonomik alanda yaşanan iş kayıplarındaki artışla birlikte yardıma muhtaç olanlara dönük programlara son vermek olduğunu iddia ediyorlar.
Meseleye bu şekilde yaklaşmak yanlışa sevk edici bir nitelik arz ediyor. Mesele devletin cüssesi değil, devleti kontrol eden ve onu kendi çıkarları için kullanan toplumsal sınıfın ta kendisi.
Mesele bu şekilde ele alındığı vakit, söz konusu iki parti arasında pek bir farkın olmadığı görülecektir. İki parti de bu ülkenin ve dünyanın önemli bir bölümünün ürettiği zenginliği kontrol altında tutan yüzde birin çıkarlarına hizmet ediyor. İktidara hangi partinin geldiğinin bir önemi yok, zira iktidar koltukları her daim büyük şirketlerin ve bankaların ya da bunlara mahkemelerde hizmet edenlerin elinde bulunuyor.
Son elli yılın tüm kabinelerine bir bakalım. Demokrat ya da Cumhuriyetçi, tüm kabineler bankacılar, sanayiciler ve şirket avukatlarınca doldurulmadılar mı? Buralarda kaç tezgâhtara, çiftçiye, doktora, hademeye, terziye ya da sendikacıya rastladınız?
Demokratlar giderek küçülen bir kategori olarak daimî iş sahibi işçiler anlamında, “orta sınıf”ı temsil ettikleri iddiasında. Görünüşte Cumhuriyetçilerin açık faşizmine ve züppeliğine karşı olan bu kesim, deri rengi, cinsiyet ya da cinsel kimlik ve memleket gibi konular üzerinden zulüm gören insanlarla işçiler arasında gayet popüler.  
Ancak herkesi ev sahibi yapma balonu patlayıp bankalar devletin kendilerine ait trilyonlarca dolarlık borcu silmesini talep ettiklerinde Demokratlar bu bankalara hazinenin tüm kapılarını açtılar. Evlerinden çıkartılan, işlerini kaybeden, tıbbî hizmetlerden mahrum kalan ve yemek kuyruklarında ölüp gidenler bankacılar değildi. Onlar devletin müdahaleleri ile düşmekten kurtarıldılar.
Kapitalizmin çöküş aşamasında olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu ekonomik sistem toplumu şahsî mülkiyeti dışında çok az şeye sahip olan %99 ve geri kalan her şeyi ele geçirmiş bulunan %1 olarak bölmüş durumda. Patronlar yarattıkları şu muammaya dönük bir cevap bulamıyorlar: emek daha fazla üretken oluyor, daha fazla iş kaybediliyor ve daha çok sayıda insan sefalete sürükleniyor.
Sosyalizmde ise üretim araçları milyarderlerin değil, işçilerin mülkiyetinde olacak. Bu ise zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyi olmayan halk kütlelerinin mücadelesini gerekli kılıyor. Daha fazla savaş, daha fazla mapusluk ve daha fazla vergi vaat eden şu iki partili politik sistem bu zincirlerden biridir. 
İş, sağlık, barınma, eğitim, savaşların ve zulmün son bulması için verilen tüm mücadeleler oy sandıklarında değil, ancak sokaklarda kazanılır.
Workers World

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>