Şerhe Cevap

29 Eylül 2014 admin

Öncelikle yazımda daha yapısal ve sisteme yönelik yeterli eleştiri olmadığı belirtilmiş. Yazımın amacı, sistemin evlilikleri ileri yaşlara ertelemesi ve bunun Müslüman toplumun temeli olan ailenin kurulmasını geciktirmesi, bireyselleşmeye yönelik gidişat ile ilgiliydi. Önerdiğim çözüm, Müslüman bir toplumun kapitalist yaşama imkân vermeyecek düzeydeki medeniyet düzeyinin kadınlarla ilgili olan kısmıydı. Dolayısıyla bu süreçte “kadın hakları” diyerek bu sistemde yedek işgücü, ucuz istihdam, reklâm figürü, müşteri çeken cinsellik objesi gibi sistem tarafından kullanılması karşısında kadın çalışmama hakkını kullanarak, İslam’dan kaynaklanan haklarını hatırlayarak, erkekten bazı hak taleplerinde bulunduğunda sistemi kilitleyebilir. Kadın böylece hem mahremiyetini bozan bu sistemde “kullanılan” olmaktan çıkacak hem de piyasadan çekildiğinde erkek işgücünün ücretlerinin artmasını sağlayacaktır. Kapitalist sistemin ve modern yaşam tarzının aile üzerindeki İslamî açıdan en tehlikeli etkisi, kadını evinden-avlusundan-bahçesinden çıkarmaya teşvik ederek kadının mahremiyetini bozması ve ailenin dağılarak bireyselleşmenin önünün açılmasıdır. Kadının piyasaya girmesi kapitalist sisteme yol açmadı, bu sistem kadını piyasaya çekti. Kadın üretmek için çalışmak istiyorsa bu ihtiyacı İslam medeniyetinde karşılanmıştır. (Osmanlı’da kadın yazarların, şairlerin olması, avlusunda, evinde, bahçesinde üretim yapabilmesi buna örnektir). Ancak bu, kadının mahremiyetini bozarak ve aile kurmasına engel teşkil ederek olmamıştır. Dolayısıyla yazımda modernleşmenin bir tezahürü olarak başörtülü kadınların iş hayatında görünürlüklerinin artmasının onların hayrına bir gelişme olmadığını ve İslamî değerlerin (kadının ve örtüsünün) kapitalizmin Batı dışı toplumlarda yayılması için araçsallaştırıldığını belirterek sistemi baştan hedefe koyduğum açıktır.

“Bahsettiğiniz şeyler insanların gerçekliğine, somut durumlara pek tekabül ediyormuş gibi durmuyor.” (Şerh)
Meseleye Müslüman toplumun Batı tipi modernleşme ve kalkınma ideolojisine hevesle girme çabasının sonucu olarak bakılmalıdır. Elbette günümüzde toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilen ve yaşanılan yerden bakarsanız bu fikirler ütopik gelebilir. Günümüzdeki toplum tasavvurunu, gelişmişlik algısını, refah ideolojisini, kalkınma çabalarını desteklemeyen birisi olarak modern toplumun düzelmesi için sunduğum öneriler de modern insanın zihnine uygun gelmeyecektir. Mümkün görünmeyen ancak imkânsız olmayan bir fikirden bahsediyorum. Kur’an ve Hadis kaynaklı bir fikir üzerinden ve kısmen Osmanlı toplumundaki yaşantıdan örneklerle desteklediğim fikirlerin bugünkü düzen içerisinde tuhaf karşılanması ve anlaşılabilir olmaması gayet normaldir. Ancak bize ezberletildiği gibi değil de kendi özümüze dönerek, kendi medeniyetimizi, kendi değerlerimizi yaşamaya niyet ettiğimizde o zaman pek çok şey anlaşılabilir olacaktır. Eğer ki cami sayısının ve İmam Hatip liselerinin artmasını, Kur’an kurslarının çoğalmasını, başörtülü kadının mahremiyetini koruyamayacak bir düzende çalışmaya başlamasını dindarlaşma olarak görüyorsak, benim fikirlerim “uçuk” gelebilir. Aynı şekilde Batı tipi kentleşme politikalarını, AVM’leri, rezidansları, gökdelenleri, otoyolları, havalimanlarını, köprüleri, tekno-endüstriyel ne varsa tüm bunları kalkınma, gelişme, ilerleme olarak görenler de benim yazılarımı tuhaf karşılar.
“Acaba kapitalist düzende çalışan erkek nesneleşmiyor mu?” (a.g.m.)
İslam medeniyetinden bahsetmekteyim. Elbette ki bu düzende herkes nesneleşiyor. Ancak kadın bizim medeniyetimizde önemlidir, kadın mahremdir. Evlilik yaşının ilerlemesinden ve bunun aile kurmaya engel teşkil ettiğinden bahsettim. Genç bir kız evlenmeden önce üniversite okumak zorunda hissediyor kendisini artık. Üniversite mezunu olduğunda 22-23 yaşlarında oluyor. Evliliği düşünmemeye başladık. İşe girmek için 2-3 yıl KPSS’ye girmek için uğraşıyor (sınav-kurs vs.)Toplum bu şekilde kurgulandığında herkes eğitilecek denildiğinde ve başka seçenek bırakılmadığında, erkekler meslek sahibi yapılmadığında ve üniversite mezunu işsizlerin sayısı arttığında kadın evden çıkmak zorunda kalıyor. Buna ekonomik özgürlüğünü kazandı olarak bakamayız, toplumdaki bozukluğun sonucu olarak görebiliriz. Tüm bunların sebebi olarak da modernleşme arzusu ve kapitalist sistemin olduğunu söyledim. Toplumu kim doğuracak? Ailenin nafaka yükümlülüğü erkektedir. Kadının mehir ve miras hakkı vardır. Kadın bunu talep ettiğinde, konumunu buna göre belirlediğinde erkeğin de talepleri değişecektir. Erkek de bu sistemle ailenin kurulamayacağını anlayacaktır. Yıllardır sürdürülen başörtüsü mücadelesinin, başörtüsü ile çalışma hakkının kapitalizmin yayılmasında araçsallaştırılmasına itiraz etmekteyim. Bu nedenle kadını önceledim. Tekrar söylüyorum buradaki eleştirilerim yıllardır başörtüsü mücadelesi verip bu hakkı elde ettikten sonra mevcut gidişattan gayet memnun olan, sisteme yönelik eleştirisi olmayan başörtülü kadınlara yöneliktir. Bu mücadelenin yanlış yerde sonuçlandığını ifade ediyorum. Mesele erkeğin de nesnelleştiğini söylemekse onu zaten mevut kentleşme politikalarını ifade ederken söylediğimiz gibi Batı’nın pozitivist anlayışına karşı medeniyet tasavvuru geliştirmedikçe Doğu toplumları olarak sömürülmeye devam edeceğiz fikrini işlerken de belirtiyorum. Şu anda bu ilerleyişin kadını en az etkilemesi için önerilerde bulunmaya çalışıyoruz. Bu süreci Doğu-Batı çatışması olarak görüyor, cihat olduğunu düşünüyor ve işgal altında olduğumuzu söylüyorum. Çatışmadan kadını, çocukları ve yaşlıları korumaya çalışmak erkeğe aittir.
Yazımın başlığı kadının “başörtülü” olmasına vurgu yapmaktaydı. Bu boşuna değildi. Oysa şerh düşülen yazının içeriğinde başörtülü kadın mesele yapılmamış. Genel olarak kadının çalışma yaşamına girmesini kastetmedim. Başörtüsünün modernleşme sürecinde sekülerleşmenin aracı olduğu ve başörtü mücadelesinin burjuva ideolojisi için kullanıldığına yönelik eleştirim vardı. Dolayısıyla Müslüman kadının başörtüsü için gösterdiği hassasiyeti, mahremiyetini korumak için göstermediğini (vücut örtüleri buna uygun değil çünkü) ve bunun dindarlaşma alameti olarak görülmemesi gerektiğini ifade ettim. Başörtüsü için bu kadar mücadeleci olan, İslamî hassasiyete sahip olan kadının bunu mehir hakkı için neden göstermediğini sorguladım. Başörtüsü için hassas olan kadın neden kendisini daha fazla “görünür kılan” bu süreci eleştirmemektedir? Hz. Peygamberin mütevazı yaşamıyla övünen başörtülü kadının 15. kattaki rezidansta, evini eşya ile donatması, jeep’e binerek çalışma hayatında “iş” bağlamasından söz ediyorum. Arkadan gelen genç kuşağın da bunu örnek alarak aynı taleplerle piyasaya girdiğini görüyorum.
Kadından başlamamızın diğer sebebi, kadının öncelikle “anne” olarak bebeği ile kurduğu mükemmel bağdır. Kadının bebeği ile 2 yıl devam edecek olan kritik bir ilişkisi vardır ki bebeğin fiziksel ve ahlaki olarak gelişmesinde bu süre çok önemlidir. Kadını nesneleştirdiğinizde kadın bu rolünü nasıl layıkıyla yerine getirebilecektir? Anne geçim sıkıntısı çekmesin ve bebeğini en mükemmel şekilde büyütsün diye evin geçim görevi erkeğe verilmiştir. Bu, İslam’ın kadına ve çocuğa verdiği değeri gösterir. Şimdi medeniyet olarak ifade ettiğimiz İslam’ın yaşanması meselesi ailede olmayınca çocuğa ahlâkî değerleri kim öğretecektir? Bugün kadın ve erkek çalışıyor, çocuk kreşte büyüyor. Bu aile düzeninden yeni bir toplum inşası mümkün mü?
“Bir de Allah’ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah’ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nisâ Suresi -32. Ayet)
Paylaşılan bu ayet ile ilgili Hamdi Yazır şunları söyler:
“Bu âyetin inmesi, miras âyetlerinden dolayı kadınlar tarafından ortaya konan bazı temenniler ile ilgilidir. Bu cümleden olarak Hz. Peygamberin hanımlarından Hz. Ümmü Seleme’nin, “Ey Allah’ın elçisi! Erkekler, din uğruna savaşıyorlar, biz savaşmıyoruz ve bizim mirastan hakkımız erkeğin yarısı oluyor. Ne olurdu biz de erkek olsaydık.” diye bir temennide bulunduğu ve bunun üzerine bu âyetin indirildiği rivâyet edilmiştir. Bunun için yukarıda “Erkeğe, iki kadının payı kadar miras verilir.” (Nisa, 4/11) kuralının hikmetlerine bağlı olmak üzere; yaratılıştan var olan, hukukî ve iktisadî açılardan zikredilmiş olan açıklamaların kaynaklarını burada ve bundan sonraki bir iki âyette bir ahlâkî kuralı telkin etmek ve erkek, kadın çekememezliğinin düzeltilmesi ve ortadan kaldırılması ve aile hayatının takviye ve düzenlenmesi mahiyetinde tamamen göstermiş bulunuyoruz ki; üstün kılmak ve fazilet ve keremde yarışma, yaratılıştan var olan kabiliyetlere; kazanma ve kazanma payı, çalışma ve iktisatla ilgili değerlere; aşağıda gelecek olan harcama eşitliğine işaret etmiştir.”
“Şehirlerde yaşıyoruz ve gerçekten hep birlikte öfkeyle doluyoruz.”
Uygarlık Batı’ya aittir, medeniyet İslam’ındır; kent Batı’dır, şehir İslam’dır; mahalle, aile, cemaat bunlar bize aittir. Şehirlerde değil kentte yaşamaktayız. Kentten çıkışı mümkün kılacak zihinsel dönüşümü sağlamadan kapitalizmin yıkılamayacağını söylüyorum. Kadın kentte çalışmaya hevesli, toprağa dönmeyi pis iş olarak kabul ediyor. Kadın bu sisteme çalıştığında özgürleşmiş olmuyor, metalaşıyor. Ekonomik özgürlük gibi laflar kapitalist sistemin kadını evinden çıkarmak için kullandığı yaldızlı sözlerdir. İslam’ın kadına mehir ve miras hakkı verdiğinden bahsettim, evin geçimini sağlamak zorunda değildir kadın, bundan iyi hakkı var mı şu an kadının. Üstelik kadın çalışmasın, sürekli evde otursun diye bir meseleden de bahsetmiyorum. Kadın geçmişte üretime de katıldı, fikri hareketlerin de içinde oldu. Ama şimdiki gibi bir düzende çalışmayı arzulamadı. Başörtüsü mücadelesi vererek hakkını alabilen kadının sisteme yönelik bir eleştirisi olmaması beni endişelendiriyor. Başörtüsü ile çalışmayı modern dindarlık olarak tanımlayarak kapitalizme yönelik eleştiri yapamıyor. Dolayısıyla burada sisteme yönelik yeterli eleştiriyi yapmayan kadının da eleştirilmesi gerekiyor. Modern yaşam peşinde koşan başörtülü kadın, kadınlığını yitirmektedir.
Tabii ki bu söylediklerimi günümüz toplumuna uyarlamak zor olabilir. Ancak başörtülü kadının mevcut sistemin ve bu sistemin kendisine sağladığı maaş, iş, araba, ayakkabı, çanta, marka başörtüsü gibi eşya-malların kendisi için hayırlı olmadığını ve zihnini sisteme karşı her zaman tetikte tutması gerektiğini belirtmek için paylaştım. “Başörtülü kadının çalışma hakkı” diyerek her yerde dile getirilen düşünce ne yazık ki sistem tarafından iç edildi. Medeni bir toplumda (İslam Medeniyeti – Toplumsal Dindarlık) kadının konumu ile kapitalist sistemin kendisine verdiklerini ayrıcalık sanan kadının konumu arasında çok fark var. İslam kadına bu hakları sağladı. Kadının bu şekilde çalışmak zorunda olması sosyolojik bir zorunluluk değil, geçmişte yaşandıysa şimdi de yaşatılabilir.
Kaan Yiğenoğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>