Şehadet Bilincini Kuşanmak

9 Şubat 2014 admin
Bismillahirrahmanirrahim
Allah yolunda öldürülenlere sakın ölüler demeyin. Tersine onlar diridirler ama siz farkında değilsiniz.’’ (Bakara:154)
Eğer Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz Allah’ın size lütfedeceği mağfiret ve rahmet onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Andolsun ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.”(Ali-imran:157-58)
Müminler arasında öyleleri var ki Allah’a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimileri de şehidlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler.” (Ahzab:23)
Tarih, Hak ile Batıl arasındaki mücadeleden, Tevhid ve Şirk arasındaki savaştan, mazlumlar ve zalimler arasındaki çarpışmadan ibarettir.
Rabbimiz şehidlerle bu mücadelelerin tanıklığını yapmak üzere aramızdan şahidler edinmiştir.
Şehidler, zamanın zulmünün ve mazlumiyetinin tanıklarıdır. Şehidler tevhid ile şirki ayrıştıran mihenk taşlarıdır.
Şehid; dünyaya dair hiçbir beklentisi olmayan ve yalnızca hakka adanmış olanın adıdır.
Dünyanın var oluşundan bugüne kadar Hak ile Batıl arasındaki mücadelede ne zaman yolumuzu şaşırsak, bize doğru yolu gösteren işaret taşları ve ne zaman karanlıkta kalsak yolumuzu aydınlatan ışıkların adıdır şehid…
Şeytan’ın ve şeytanlaşmışların bize kurduğu hile ve tuzaklardan ancak bu azizlerimizin adımlarını takip ederek kurtulabiliriz.
Onlar tüm insanlığın kurtuluşu için en değerli varlıklarını, bedenlerini hiç düşünmeden feda edebilen birer insanlık abideleridir.
Zamanımızda dünya istikbarının bize dayattığı ne varsa reddetmek, onların kurduğu, kuracağı tuzaklara düşmemek, ancak şehadet bilincini yeniden kuşanmamızla mümkün olacaktır.
Şeytanlaşmış küresel güçler bizlere hayata müdahale etmeyen, değerlerinin içi boşaltılmış bir din anlayışını empoze etmekte, vahye dayalı İslam anlayışının insanlara önerdiği ne varsa tam tersini din adına cilâlayarak ve ambalajlayarak bizlere sunmakta, uydurdukları bu anlayışa teslim olmamızı beklemektedirler.
Bu şeytanlaşmış güçler; adalet, merhamet, kardeşlik, paylaşma bilincimizi köreltmek ve yok etmek için, kapitalist bir yaşam tarzını, israf ve sömürüyü dinin bir gereğiymiş gibi pazarlamaktadırlar.
Bu anlayışa göre, dünya bir imtihan yeri değil, tüm dünya nimetlerinden istifade edilmesi gereken bir yerdir.
Kul hakkı gözetmek yerine, kulları köleleştirmek, hakların gasp edilmesi suretiyle sözde hayır-hasenat yapmak ve senede bir kere mutlaka Umre’ye gitmek olmazsa olmazlarındandır.
Kardeşi açken tok yatmak, onlar da sadece mide rahatsızlığı ve şişkinlik yapmaktadır.
Kâbe’nin, Mescid-i Aksa’nın işgal altında olması, onlar için girecekleri bir ihale, ödeyecekleri bir çek kadar önemli değildir.
İşgal altındaki İslam topraklarında kadınlarımızın, kızlarımızın iffetinin kirletilmesi, açlıktan ölmeleri, onların kendi kızlarını, çocuklarını emperyalizmin ve siyonizmin desteği ile var olan kolejlerde, üniversitelerde okutmaları kadar önem arz etmemektedir.
Bütün bu örnekleri çoğaltarak söyleyebiliriz; Günümüzde Müslümanlar için en büyük tehlike ve tuzak dünyevîleşmek, dünyevîleşmeyi meşrulaştırmaktır. Ümmete dayatılan bu anlayışa karşı koymak, yeniden şehadet bilincini kuşanmamızla mümkün olacaktır.
“Şehadet bilincini kuşanmak; dünyaya dair ne varsa kendi adına reddetmektir.”
“Şehadet bilincini kuşanmak; dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman kardeşinin derdi ile dertlenmek, gerekirse, onun için hayatından vazgeçmektir.”
“Şehadet bilincini kuşanmak; hırsızın, arsızın, zalimin, zorbanın zulmü altında inleyen insanların feryadını işitmek, gerekirse kendi bedenini onların bedenine siper etmektir.”
“Şehadet bilincini kuşanmak; İslam ve Müslümanların izzet ve şerefini korumak, gelecek nesillere ve çağlara bu anlamda mesaj bırakmaktır.”
“Şehadet bilincini kuşanmak; sınırsız, sınıfsız İslam toplumunu oluşturmak için coğrafya, kavim, mezhep, meşrep farkı gözetmeksizin hiçbir hesap yapmadan tüm Müslümanları kucaklayabilmektir.”
İslam Ümmeti’nin üzerine bir karabasan gibi çöken emperyalizme, siyonizme, onların işbirlikçilerine karşı direnebilmenin tek yolu şehidlerimizin adımını takip etmekten geçmektedir.
İslam ve insanlık düşmanları iyi bilmektedir ki, onların dünyaya dair hiçbir beklentisi olmayanlara ve ölümü öldürenlere karşı yapabilecekleri hiçbir şey yoktur.
Şubat ayı “şehadet” ayıdır. Türkiye ve dünya Müslümanları bu ayda birçok şehid vermiş, onların şehadetleri ile İslamî mücadele bereketlenmiştir.
Malcolm X, Hasan El Benna, Şeyh Ragıp Harb, Abbas Musavi, İmad Muğniyye, İskilipli Atıf Hoca, Erbilli Esad Efendi ve Metin Yüksel bu azizlerimizden bazılarıdır.
Yaşadıkları zaman ve mekânda her biri isyana, tuğyana ve şirke karşı İslamî direnişe güç katmış, ışık olmuş bu insanların adımlarını takip etmek ve mesajlarını çağlara ve nesillere taşımak boynumuzun borcu, mücadele anlayışımızın olmazsa olmazıdır.
Emperyalizme, acımasız kapitalizme, siyonizme, yozlaşmaya, çürümüşlüğe karşı İslamî direniş bayraklarını yükseltmek için Kerbela’nın Hüseyin’i, Uhud’un Hamza’sı gibi yeniden şehadet bilincini kuşanmalıyız.
Vesselam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>