Sancaktar ve Fikirsizlik Çıkmazı

10 Mart 2013 admin

Atlantik ötesi egemenlerin Ortadoğu’daki partneri olan AKP’nin stratejilerindeki değişiklik, kendilerine angaje olmuş sözde İslamcı cenahın kalemşorlarına yansıyor. Elbette bu değişiklikler belli bir plan dâhilinde “şartları kullanma” prensibine dayanıyor.
Örneğin Irak’ta hain ve terörist ilân edilen “El Kaide” unsurlarının ya da onlara nispet edilen grupların Suriye’de “özgürlük savaşçıları” ilân edilmelerindeki sebep de burada.
Aynı zamanda hemen ardından başlatılan “El Kaide” operasyonları ve aynı ânda düğmeye basılmışçasına Suriye’de bulunan ve “kontrol edilemez güç” kategorisinde değerlendirilen unsurların tekrar terörist ilân edilmeleri ve bu hızlı değişkenlik de bunun bir örneğidir.
Geçtiğimiz haftalarda Adana merkezli gerçekleştirilen operasyonlarda alınan kişiler -ki bunların arasında şiddete karışmamış gazetecilerde var- “El Kaide”operasyonları kapsamında alınmışlardı.
Ardından Suriye’de Nusra Cephesi ile aynı akideyi taşıyan Afganistan ve diğer coğrafyalardaki unsurların üzerinden mağduriyet gösterisi yapıp prim toplayan gazeteci sıfatıyla tanıdığımız İslamcı camiaya “toplum mühendisi” olarak atanan acemi dezenformasyoncuların ani değişimi ve önceki övdükleri grupları şimdi eleştiri altında yerin dibine batırdıkları yazıları ve yönlendirmeleri geldi.
Zamanlama olarak bakıldığında bu ani değişikliklerin aynı stratejistlerin ellerinden çıktığı anlaşılıyor. Bunlar hiçte masum eleştiriler olarak algılanmamalı. Yönlendirme amaçlı planlı bir hareketin ürünü olduğu açık ve net görülüyor.
Geçmişte bu kişilerin İslamcı camia içindeki, devlet tarafından “kontrol edilemez” etiketli bazı grup ve isimleri etkisizleştirmede ve dezenformasyonda kullanıldıklarını gayet iyi biliyoruz. Bu satırların yazarı da bunun yakın bir tanığıdır.
Bahsettiğimiz cenahın dergileri olan Sancaktarı çıkarırken sergiledikleri manifesto komedisi hepimizin malumu. Tıpkı eleştirdikleri Nusra gibi bir video beyanatıyla ellerinde dergi ve tevhid bayraklarıyla poz verip manifesto okuyan grubun maskesi çok değil bir iki ay içinde düştü.
Bu zihniyetin İHH ve Özgür-Dergibi kapılardan nemalanan ismi Adem Özköse’nin, ilk başlarda İBDA’cı olarak başladığı macerasında ilk karışıklık tohumlarını bu grubun içine bıraktığı bilinir. O zamanlar ikiye ayrılan ve Furkancılar ile Barancılar olarak ayrışan gruplaşmanın içine ektiği karışıklık tohumları enteresandır.
Baran tarafına gidip Furkan tarafının bağnazlığından şikâyet ederken, Furkan tarafına gidip Baran‘ı o zaman temsil eden isim hakkında “içkili gazino” işlettiği haberini yaymakla meşguldür.
Bu ve bunun gibi tiplerin yoğun dezenformatif çabaları ile  devlet tarafından sakıncalı görülen İBDA mensupları arasındaki ayrışma derinleştirilmiştir.
Bunun yanında, Kafkasya davası ile ilgilenen gruplarında arasını açmada oldukça pay sahibi olmuştur, aynı isim bu süreç içinde İHH’nın yakın markajında ve korumasında hareket etmiştir.
Bir süre sonra selefî argümanları kullanan aynı isim, Afganistan ve bazı mücadele bölgelerinde savaşan grupların temsilcileri ile gerçekleşen röportajlarla ünlenir ve bunlar üzerinden yaptığı mağdur edebiyatıyla Müslüman coğrafyanın ezilenlerine karşı hassasiyet gösteren kesim tarafından kabul görmeye başlar. Ta ki Suriye meselesiyle bin bir türlü acemi dezenformatif haberi kurgulayıp Türkiye halkına bunları haber olarak geçene kadar.
Maske düşer kel görünür ama bu sürece kadar birçok Müslüman’ın arasına ayrılık sokmayı da başarır. Bu ya ün kaygısı ya da angaje tavrından dolayıdır. En son Sancaktar dergisinde El Kaide’ye Nasıl Bakmalıyız yazısıyla önceden prim yaptığı “kahramanlar” olarak övdüğü El Kaide ve ona nispet edilen Nusra Cephesi’ne karşı yazılan zehir zemberek, sözde eleştirel, özde yerin dibine sokan yazıdan sonra niyet iyice anlaşılır.
Aynı derginin bir diğer tanınan ismi ise Hakan Albayrak, Hizbullah üzerine kitap yazıp İsrail-Hizbullah çatışmalarındaki başarısından dolayı herkesi Hizbullah olmaya çağıran kişidir aynı zamanda.
Çok geçmeden bu sefer Hizbullah ve önceden övdüğü İran hakkında, sadece Suriye stratejilerinden dolayı değil, aynı zamanda akidelerinden dolayı eleştirel(!) yazılar yazmaya ve kötülemeye başlar.
Daha ilgincini söyleyelim, aynı kişinin şimdi akidesinden ve Suriye’de muhalefete karşı tavrından dolayı “kötü adam” ilân ettiği Esad hakkında  yazılmış piyasada bulunan yazıları mevcuttur. Bu yazılarında Esad’ı öve öve bitirememekte ve Türkiye’nin Suriye olmamasından şikâyet etmektedir. Suriye’deki inanç özgürlüğünden Türkiye’nin de nasiplenmesini temenni eder yazıları ve tavsiyeleri oldukça fazladır. Şimdi ise övdüğü Esad hakkında kullandığı ifadeler düşmana kullanılmayacak galiz ifadelerdir.
Bu fikirsiz gazetecilerin popülarizm peşinde sözde temsil ettikleri davaya ne denli darbeler vurduklarını burada saymak mümkün değil. Bu tahribatın onarılmasının da oldukça zaman alacağı aşikârdır. Cihad fakihi ve emiri kesilen, yön ve akıl veren yazılarıyla, popüler birkaç söylemin ardına saklanıp topladıkları birkaç alkışla entelektüelizmin derin bir hastalığı olan “çok bilirim”cilik ve riyakârlık hastalığına yakalandıkları açıktır.
Sosyal medya ve bazı haber sitelerinde kendileri hakkında çıkan ağır eleştirilerin “dostluk” hatırına, bir de araya giren hatırlı kişiler sayesinde, silinmesine rağmen “takke düşmüş kel görünmüştür”.
Sosyal camiada ün yapmak için kolay yol olan İslamcılığın ezik hâlinden faydalanma stratejisi ve ardından ünü pekiştirmek için liberalleşen bir kafa ve entelektüel kayma ile ardından eskiden ekmek yediği tekneye pisleme âdeti tekerrür etmiştir bunların şahsında.
Bu kişilerin bir yerlere gelebilmek adına kimlerin üstüne basarak İHH – Özgür-Der desteği ile camia içinde gerçekleştirdiği dezenformasyon ve tahribatın derinliğine inmeye elbette burada gerek yok.
Burada verilmek istenilen mesaj firaset‘tir. İslamcı camianın en büyük eksiği olan bu hassasiyetin yokluğu yüzünden İslam’ın “kurtarıcı” vasfı ortaya çıkmamakta, popülarizm budalası tiplerin elinde ideolojik pazarın bir ürünü hâline gelmektedir.
Coğrafyalar kan ağlarken, bu ve benzeri tiplerin araya serpiştirdiği sapkın fikir ve ayrıştırıcı haberlerin etkisiyle insanlar savrulmakta bir araya gelememekte ve verimli fikirler ve şahıslar ortadan kaldırılmakta, etkisizleştirilmektedir.
Ahlâk ve etik değerler üzerinden ahlâksızlık en büyük tahrifattır ve İslam olmanın erdemi insan olmakla başlar, buna dikkat etmeli ve verilen emeklerin heba olması önlenmelidir.
Genelde sorunumuz emperyalizm iken özelde emperyalizmin hizmetini ün ve şöhret amaçlı kullanan aramızdaki tiplerdir.
Bunların fikirsiz olmaları teşhir edilmelidir. Çok zıt fikirleri kısa sürede dışa vurur ve önceden övdüklerini sonradan yerin dibine sokabilecek değişkenlikler gösterebilirler.
Bunu menfaat devşirmek amacıyla yapabilecekleri gibi hased tavırlarından dolayı da yapabilirler. Çünkü yükselmek ve isimlerini duyurabilmek için yürürken önlerine çıkan engeller onlar için ölümcül bir düşmandır velev ki bu kendilerine rakip olarak algıladıkları samimi Müslümanlar olsa bile. Hiç acıma ve adalet duygusu yoktur içlerinde.
Çünkü hasedlikte, ün ve şöhret için yürümekte, muhatabında ahlâk, namus, haya ve adalet muhakemesi denilen olguları yok eder. Bu kişilerle olan dostluk veya yakınlık tıpkı “karadul örümceği” ile olan aşka benzer. Önce aşk yaşarsınız ama ardından  sırf eksikleri ortaya çıkmasın, niyetleri aşikâr hâle getirilmesin diye fikren ve zihnen öldürülürsünüz bu kalemşorlar tarafından. Üstelik bu cinayete uydurdukları kılıf öyle bir duygu sömürüsü ve sözde etik-dinî değerlere büründürülür ki şaşırırsınız. Bel altı vurmayı kalemlerine cephane olarak kullanan bu tiplerden her zaman uzak durmakta fayda vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>