Özgür Vicdanlara Sesleniş

8 Nisan 2010 admin
Bismillahirahmanirahim.
Bu tanıtımda da belirtildiği üzere sansasyonel hâle getirilen Sincan’daki Kudüs Günü dolayısıyla tutuklanıp, yargılanıp, cezalandırılıp yedi yıl sekiz ay hapis olarak cezaevinde kalmıştık. Bilgilendirme olarak bu konunun bir iki bilinmeyenine işaret etmek isterim.
Basında, televizyonlarda, haberlerde bu konuyla ilgili haber yapıldığı, hatta geriye dönük bu konu gündeme geldiği zaman, benimle ilgili söylenen şu: “İşte bu, Sincan’daki Kudüs Günü programına afişleri ve pankartları getirip o yasadışı terör örgütü liderlerinin posterlerini asan kişi.” Yani “yasadışı terör örgütü liderleri” dediği, yollarını sürdürmekle iftihar ettiğimiz Abbas Musevi’ler, Fethi Şikaki’ler…
Ancak o posterleri ve pankartları ben götürmemiştim. Aynı davadan yargılandığımız arkadaşlarımızın huzurunda bunları söylüyorum. Sadece 4 Şubat’ta, Sincan’da yürüyen tanklar hedeflerine ulaşamasın, o suçlamaları üzerime alarak yeter ki bu dava ile amaçlanan gerçekleşmesin diye, ben daha sonra davaya kendi isteğim ve irademle dâhil oldum.
Yani bunun manası şu: cunta, oligarşi, hukuksuzluk, bütün bunların zikredildiği zaman bizim duruşmamıza bakan, daha doğrusu davamıza avukat olarak gelen Sayın İsmail Alptekin Bey, aynı şekilde Sayın Mehmet Ali Bulut, her ikisi de mecliste görev yaptılar geçen dönem. Birisi meclis başkan vekiliydi, birisi Maraş milletvekili, Anayasa Komisyonu başkan vekiliydi. Bunlar avukatlarımızdı.
Duruşmalar başlamadan önce, avukat görüşmelerinde şunu söylemiştim: “Bu psikolojik savaşla başlatılan ve artık tankların yürütülmesi ile birlikte tamamen bir darbe sendromu oluşturarak yıldırma ve birçok hakları gaspedip, birçok kazanımları yok etmeye yönelik bir girişime dönüşen bu saldırı karşısında ben kendimi feda etmeye hazırım.”
Bu dosya, bu dava, özellikle 28 Şubat sürecinde bir mızrak ucu olarak kullanılıyor. Bu dava ile bir siyasal linç gerçekleştirilmek isteniyor. Niçin? Refah Partili bir belediye bu geceyi düzenlediği için. Taksim’de cami, Çankaya’da cami, derken yok başbakanlıkta iftar, hepsi geldi, son Sincan’daki Kudüs Günü gecesine dayandı ve oradan son noktayı koyacaklar.
Dedim ki: “Dosya burada, isnatlar burada. Buradan ne çıkarsa çıksın, ölüm de çıksa, darağacı da çıksa, zindan da çıksa ben varım, yeter ki bu dava hedefine ulaşmasın.”
Sayın milletvekilleri ve siyasî parti temsilcileri var burada, konuştular. Emekleri ve konuşmaları için sağolsunlar. Özellikle geçmiş 28 Şubat döneminde yaşananlardan bahsettiler. Ben bu şekilde, bu davanın bir de siyasî boyutu var, siyonizme karşı mücadele boyutu var, Kudüs ve Filistin boyutu var. Bu davanın muhtevası bu.
O güçler ki Abbas Musevi’leri, Fethi Şikaki’leri, Ahmet Yasin’leri “terörist” olarak görüyor. Bu kelimeyi onlara iade ediyorum, onlar bizim şerefli önderlerimizdir. Onların da ihtiramı korunması gerekiyor.
Derken, 2 no.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı verdi. Lübnan’daki Hizbullah örgütüne sürekli adam kazandırma amaçlı propaganda yapmaktan, “yasadışı terör örgütü üyesi” olma suçlamasıyla, on yedi yıl altı ay. Gittik merkez kapalı cezaevine, Bandırma’ydı, Bolu’ydu, Kandıra’ydı.
Ancak adalet, nasıl ki ayet gösterildi: “En yakınlarınız aleyhine dahi olsa, Hak için adaletle şahitlikte bulun” diyor Allahü Teâlâ.
Ben cezaevinde uluslararası ve yerel, bir takım sivil toplum kuruluşları, insan hakları kuruluşlarından destek gördüm. Ama İHD’den gördüğüm ilgiyi, yakınlığı hiçbirisinden görmedim. Akın Birdal’dan gördüğüm ilgiyi ve desteği başkasından görmedim. Eren Keskin Hanımefendi’den gördüğüm ilgiyi ve desteği başkasından görmedim.
Onun içindir ki Akın Birdal vurulup kanlar içinde yattığında, ben hemen gardiyanları çağırdım, dilekçe verdim ve “bu cinayeti, hainliği, bu saldırıyı protesto etmek için süresiz açlık grevine başlıyorum” dedim. Çünkü vefa böyle olur. Sözde olmaz, özde olur.
Ondan sonra, Akın Birdal’a kurşun sıkanlar bir televizyon programında dediler ki: “Biz o cezaevindeki adamın da işini göreceğiz.” Bunları bilmiyor kimse.
Burada ödülü de aldık, insan hakları ya da vefa ödülü de diyoruz ya. Günümüzde, asrımızda en büyük insan hakları ihlali, savaş suçu, insanlık suçu, geçen sene Gazze’de işlendi. Bir soykırımdı bu.
Anlatmaya, tarif etmeye gerek yok. Böyle bir soykırım gerçekleştiğinde İslam dünyasına baktık. Arap dünyasına baktık. Arapçılık yapan rejimlere baktık. Sözde Müslüman ülkelerin liderlerine, şeyhlerine, sultanlarına, krallarına baktık. Onlar parmaklarını oynatmadılar. Onlar kana bulanan Gazzeli kardeşimiz için acı bile duymadılar.
Ama Latin Amerika ayağa kalktı. Venezüella, Bolivya ayağa kalktı. Nikaragua ayağa kalktı. Onlar Allah’a, Peygamber’e inanmadıkları hâlde.
Bu ödül Hugo Chavez’e verilmeli. Morales’e verilmeli.
Ben bir Müslüman olarak Marx’ın Das Capital’ini, Engels’in Diyalektik’ini ve Che Guevara’nın Bolivya Anıları’nı okuyup da Gazze için ayağa kalkan ve siyonist rejimi kendi ülkesinden kovan insanların ellerini öpüyorum.
Son olarak; Şeriati’nin deyimi ile; “Allah’ım, Müslümanlardan sana sığınıyorum. Dindarlardan sana sığınıyorum Allah’ım.”
Aynı Kerbelâ’da Hüseyin’in dediği gibi: “Ya Rab, Sen’den başka sığınağımız yok. Sen’den başka ümidimiz yok.”
Eğer Suud’a kalacak olursa, Yemen’in kuzeyinde yaptığı gibi, masum ve savunmasız çocukların, bebeklerin üzerine fosfor bombaları döker de o insanlar kan içerisinde ölüp giderler, ateş içerisinde yanıp giderler. Bu saldırı ve katliamın emrini verenin adı da “hadimül haremeynişerifeyn”, yani “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” olur. İşte böyle bir İslam ülkesinin başındaki zalim, oradaki katil rejim ve işte Allah’a ve Peygamber’e inanmayan, ateist, materyalist sosyalist olan ama onurunu ve özgür vicdanını terk etmemiş, onun için siyonist rejimin elçiliğini ülkesinde kapatıp elçisini kovan bir devrimci insan.
Biz farklı yıllarda, çeşitli kategorilerde verilen bu insan hakları ödülünü, keşke Hugo Chavez ve Morales burada olsalardı da onlara verseydik. Hem onların ellerini öpseydik, bu ödülü onların hak ettiğini söyleyip onlara verebilseydik. Ama bir gün, bir vesile olur da kendileri ile doğrudan ya da dolaylı bir irtibat kurarsam, diyeceğim ki: “Türkiye’nin özgür vicdanları size o onurlu duruştan dolayı ödül verdiler. O ödülü lütfen kabul edin.”
Nureddin Şirin
2009 Mazlum-Der İnsan Hakları Ödül Töreni konuşması

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>