Ortadoğu’da Mülkün Fraksiyonları, Halkın Fraksiyonları

14 Eylül 2014 admin
Söylem ve İçerik
Lenin, “demokrasi bir devlet biçimidir” tespitini yaptığında birkaç şeyi bir arada yapmış oluyordu. Demokrasinin siyasal rejimlerden bağımsız, kendi başına bir yönetim biçimi olduğu yanlış yanılgısını düzeltiyor; onu kendi gerçek biçimi, yani örgütlü bir zor gücü olma biçimi ile tarif ediyordu. Demokrasi deyince seçimden sonra ilk akla gelen “azınlığın çoğunluğa tabi olmasıdır”. Bu olgunun, bir yönetim metodu olmaktan çok bir örgütlü hal olduğunu idrak etmek, başka türlü bir toplumsal örgütlenmenin, tabiiyet ilişkilerinin kaldırıldığı bir toplumsal örgütlenmenin ilk adımıdır. Lenin, rüyadan uyandırarak, toplumsal bir yönetime geçişte demokrasinin gerçek imkân ve sınırlarını da ortaya koyuyordu.
Ekonomik yapısı kapitalizm ile şekillenmiş ülkelerde ekonomik, siyasal ve toplumsal krizler kaçınılmaz olduğundan, bu toplumlarda ortaya atılan fikirlere eğilirken hep “kriz” olgusunu akılda tutmak gerekir. Farklı kollardan geliştirilen fikirler genelde bir hedefe yürümektedir. Örneğin, liberalizmin kurucularından J. Locke İngiltere’de özgürlüğü; ulusçuluğun kurucularından J.J. Rousseau Fransa’da eşitliği öne çıkartıyordu. Locke, devletten kuruluş amacı olarak özel mülkü korumasını, Rousseau bir oranda paylaştırmasını bekliyordu. Her ikisi de kendi döneminde, yaşanan dönüşüm ve yönetim krizleri karşısında, kapitalist toplum düzenin inşasının ve devamlılığının nasıl olacağını farklı “metotlarla” tarif ediyordu. Biraz daha açacak olursak, eşitliği temel alan Rousseau, yasama, temsiliyet, toplumsal sözleşme gibi kavramlarla bir örgüt modeli ortaya koyarken; Locke, bağımsız mahkeme, güçler ayrılığı gibi kavramlarla başka bir örgüt modeli ortaya koyuyordu. B. Russell, Rousseau’dan ilerlediğimizde Hitler’e; Locke’dan ilerlediğimizde Roosevelt ve Churchill’e varacağımızı savunur. Yani 1940’larda kapitalist düzenin iki ayrı kutbuna… O zaman Rousseau, Hitler, Locke ve Roosevelt’te olan şey, kurulmakta olan ya da krize giren kapitalist düzenin bekasına dönük fikir ve eylemlerdir. Diğer bir deyişle de demokrasi, özgürlük, güçler birliği, eşitlik, yasama meclisi, birer ideal veya kendi başına model olmaktan çok yönetim örgütleridir ve temellerinde özel mülkiyet üzerine kurulu ekonomik düzen yatar. En nihayetinde Locke kitabına; Fransız İhtilali de Anayasası’na siyasal örgütlenmenin temel amacının özel mülkü korumak olduğunu yazar.
Yeni bir devlet örgütü kurulurken ya da var olan, içine girdiği krizde dönüşürken birçok yeni fikir ve tarz belirir. Bu fikir ve eylem tarzlarının varacağı nokta nedir ya da gerçek bir toplumsal yönetim için barındırdığı potansiyel nedir? Aynı içerik farklı biçimlerde savunulabilir. Bir düzenin çeşitli fraksiyonları olabilir; genelde de öyledir. Batıdaki demokratik söylem, otoriter söylem gibi coğrafyamızda, kalkınmacı, İslamî, liderci, pan-Türkçü, pan-Arapçı vb. söylemlerin kendi başlarına nihaî bir önemi ve belirleyiciliği yoktur. Bu akımlar, en temelde mülkle kurdukları ilişkiye göre bir hedefe yol alırlar.
Mısır’da Bir Mülk Fraksiyonu
1952 yılına gelindiğinde Mısır’da İngiltere işgal yönetimi ile uzlaşarak ve birinci Arap-İsrail savaşında yenilerek yıpranmış bir yönetim, İkinci Dünya Savaşı koşullarında iyice yoksullaşan bir toplum, zengin ile fakir arasında uçuruma varan adaletsiz toprak dağılımı söz konusu idi. 1936 yılında İngiltere ile imzalanan antlaşma ile İngiliz askerlerinin ülkede kalması, Süveyş Kanalı’nı kontrollerinde tutmaları karşılığında Mısır “bağımsızlığına” kavuşmuştu. Gerek yarısı topraksız köylüler, gerekse giderek yoksullaşan ve sendikalara yönelen işçiler duruma tepkili hale gelmişti. Sokak eylemleri, İngiltere ve onun varlığına bağlanan yoksulluğa karşı yükselen halk tepkisi, önce iktidarı 1936 antlaşmasını kaldırmaya zorladı. 1952’de halk İngilizlere ve zenginlere karşı ayaklandı.
Bu tarihte Mısır’da yeni bir orta sınıf tabakası şekillenmişti. Az topraklı köylülerin ve küçük memurların okumaktan ve daha çok da subay olmaktan başka çıkar yolları olmayan bir zümre Nasır’da simgeleşiyordu. Köyünü bırakarak İskenderiye’ye gelen, burada posta memurluğuna giren babanın, hukuk fakültesine girip burada gelecek göremeyerek subaylığı seçmiş oğlu… Nasır ve benzerleri, yönetenlerine karşı isyan etmiş ama siyasal örgütlenmesini iktidarı alacak düzeyde gerçekleştirememiş halk kitlelerinin karşısında, iktidarın eşiğinde bulunuyorlardı. O gün geçerli olan ideolojilerden herhangi birini açıktan savunmuyorlardı.
1928’de Müslüman Kardeşler (İhvanü’l-Müslimîn) Hasan el-Benna önderliğinde kuruluşunu tamamladı. Öğretmen olan Hasan el-Benna da yeni orta sınıftan geliyor, eserlerinde sosyal adaletin, dayanışmacı İslamî temelli bir ekonominin, toprak reformunun propagandasını yapıyordu. Müslüman Kardeşler aş evleri kurmuş, sağlık taramalarına başlamış, sendikal alana girmişti. 1946’da Suriye’de BAAS partisi ilk kongresini yapmış, yine öğretmen kökenli olan Mişel Eflak ve Selahaddin El-Bitar, daha laik milliyetçi bir söylemle “birlik, özgürlük, sosyalizm” sloganını öne çıkartıyorlardı. 1920’lerden beri varlığını koruyan, Mısır işçi sınıfı ile güçlü bağları olan Komünist Parti, Sovyet politikası çerçevesinde antiemperyalist bir hatta kalmaya niyetli idi. Mustafa el-Sibai, İslam Sosyalizmi kavramının geliştiriyor, kavramın içini sosyal adalet, toprak dağılımında eşitlik, ahlakî bir ekonomi ve bunların İslam’a uygunluğu ile dolduruyordu.
Dünya genelinde, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan iki kutup ABD ve SSCB yükseliyor, eski muktedir İngiltere yavaş yavaş sahneden çeliyordu.
Bir grup genç subay Mısır’da söz konusu konjonktürde Hür Subaylar adı ile örgütlendi, 1951’de İngiliz sömürüsüne son verileceği, feodalizmin kaldırılacağı, yabancı sermayeden kurtulunacağı, demokratik siyasî hayatın tesis edileceği gibi maddeler taşıyan bir program yazdılar. 1952’de halkın sokaktaki yarı örgütlü öfkesine dayanarak iktidara el koydular. Şeriat mahkemelerini kaldırdılar, paşa, bey gibi unvanları yasakladılar. Bu gecikmiş İttihatçılık, erken 27 Mayıs’çılık, Türkiyeli muadilleri gibi davrandı, 1954’te komünistler ve Müslüman Kardeşler üyeleri tutuklandı, katledildiler. Müslümanlarla komünistler de Türkiyeli muadilleri gibi davrandılar, Hür Subaylar’ı iktidara gelirken desteklediler. Müslüman Kardeşler, “bizim programımız iktidar oluyor”; komünistler, antiemperyalist çizgide, Sovyetler hattında, Nasır desteklenmeli diye düşündüler.
Nasır, 1956’da Süveyş Kanalı’nı millîleştirirken, 1958’de Suriye ile birleşirken, 1961’de millîleştirme hamlesini başlatırken, kalkınmacı ekonomik politikalar izlerken, okuma-yazma seferberliği başlatırken Sibai’nin İslam Sosyalizmi söylemine dayandı, BAAS’ın “birlik, özgürlük, sosyalizm” sloganına sarıldı, 1954’te tutukladığı Müslüman Kardeşler liderlerinden Seyyid Kuttub’un kitaplarının basımını engellemedi, Sovyetler’den askerî ve maddî destek gördü.
1967’ye gelindiğinde tünelin sonu göründü. Mısır diğer üç Arap ülkesi ile birlikte 6 gün içinde İsrail’e yenildi. 1948’de bir İsrail galibiyeti ile başlayan sürecin sonu başka bir İsrail galibiyeti ile belirginleşti.
Tüm bu süreçte Nasırcılık, bir Arap Sosyalizmi, İslam Sosyalizmi olarak Ortadoğu’yu kasıp kavurdu, Ürdün ve Lübnan doğrudan ABD’nin asker çıkartması ile bu dalgadan kendilerini sıyırdılar, Irak’ta hanedan devrildi. Sömürülen Arap halkı bir umut Nasırcılığa sarıldı. Bizde Doğan Avcıoğlu’nun, 27 Mayıs’çıların Nasırcılıktan etkilendikleri bilinir.
Mısır’da ve Türkiye’de Ortaklaşan, Doğrulanan
1970’lere gelindiğinde Mısır’da iç pazar hemen hemen oluşmuş, toprak reformu bir ölçüde sağlanmış, Komünist Parti zayıflamış, Müslüman Kardeşler ehlileşmişti. Kalkınma en nihayetinde bir verimlilik sorunu, verimlilik de birim zamanda üretilen malla alakalı bir mesele idi, üretimin biçimi, üretim araçlarının kimin elinde olduğu ile ilgili değil. İş olacağına vardı, ekonomide El-İnfitah (açılış) ilân edildi. Yabancı sermayeye vergi bağışıklığı, ithalat önündeki engellerin kaldırılması, inşaat sektörünün parlaması, tarım sübvansiyonlarının kaldırılması bu hamlenin icraatlarındadır. Bizde 12 Eylül darbesi ile realize edilecek 24 Ocak kararları Mısır’da daha erken yürürlüğe kondu. 1972’de tüm Sovyet askerî yetkilileri ülkeden çıkarıldı. 1977’de İsrail ile müzakereler başladı, bunu ABD para yardımları takip etti. Nihayetinde Camp David görüşmelerine 1979 İsrail Mısır barışı son noktayı koydu.
Her ne kadar millîleştirme hamleleri yapsa da; paşa, bey unvanlarını kaldırsa da; halk meclisi kurup insan hakları beyannâmeleri yayımlasa da; toprak reformu yapsa da, mülkiyet üzerine kurulu düzene dokunmayan Nasırcılık, Lenin’in yaptığı gibi tanımlanacak olursa, “bir devlet biçimi” idi. Tarihte devlet ile mülkün özdeşleştirilmesi tesadüf değildir. Devlet tarihte, yeri geliyor mülkü temsil ediyor, yeri geliyor mülkü yeni doğan sınıflara emaneten elinde tutuyor, yeri geliyor emaneti teslim ediyor.
Sola ve Müslümanlara gelince, bahsi geçen devlet biçimlerini (demokrasi, Nasırcılık, liberalizm, Kemalizm…) kendinden menkul akımlar, fikirler zannetmek, ağır bedeller demek oluyor. 1951’de Türkiye’de, 1954’te Mısır’da toplu tevkifâta maruz kalan komünistler, o dönmelerde ülkedeki iktidarları Sovyet politikası hattına çekmek, antiemperyalist cepheler kurmak politikasını aşıp devrimci bir çizgi geliştiremediler. Bu hatta kalan komünistler, Mısır’da 2013’te Sisi darbesini destekledi, Türkiye’de 2013’te Cumhuriyet Bayramı kutladı. 1940’larda tüm Mısır’da belki de Mısır devlet örgütünden daha örgütlü olan Müslüman Kardeşler, zamanla Mısır Burjuva Devleti’ne yedeklendi, onun açıklarını kapatır hale geldi, sonunda düzen içi bir iktidar alternatifi olarak, Arap Baharı’nın ardından bir yıllığına iktidar oldu. Bu iktidarlığında da Filistin davasına bakışı ve getirdiği baskıcı anayasa ile Mübarek’ten geriye silsile halinde Mısır Devlet düzeninin bir parçası haline gelmiş olduğunu ispatladı. Türkiye’de İslamî hareketler hep daha zayıf kalmakla beraber, Müslüman Kardeşler’e paralel Millî Görüş’ten en yağız 12 Eylül partisi türedi; Has Parti, AKP’de bir koltuğa tekabül etti, AKP’nin kirlenen imajına cilâ oldu.
Halkın Safında
Halkların safında ise kimi zaman dipte kimi zaman yer üstünde bir itiraz sürüp gitmektedir. Bahsi geçen tüm siyasî akımlar, şahsiyetler halkın sömürüye, işgale ürettiği cevaplar olarak da ele alınabilir. Mesele ortaya çıkan tepkinin nasıl temellendirileceğidir. Mülkle mi, ortaklıkla mı? Devletin içinde mi, karşısında mı? Kurulu düzenin yanında mı, dışında mı? Yoksa ilk ve temel mesele, ortaya çıkan tepkinin o günkü sosyalizan, İslamî, yerelci ya da milliyetçi söylemi değildir. Yani mesele, ortada duran birçok mülk fraksiyonlarının ve düzen fikirlerinin aksine halk fraksiyonu olabilmekte. Halkın ortaya çıkardığı her tepki biçiminde devrimci bir içeriğin olduğunu kabul etmek gerekir. Onun kapitalizm tarafından maniple edilebilir olması bu gerçeği değiştirmez. Böyle olmasaydı, Türkiye’de sosyalist harekette 1968 ve 71 kırılmaları yaşanmaz, bundan önce 1920’lerde İştirakiyyun, Yeşil Ordu hareketleri ortaya çıkıp iktidara yönelmez; İslamî harekette (bizim yeni tanıdığımız) Metin Yüksel’ler yetişmez; bir akım AKP nezdinde rezilleştikçe bezirgânlaşırken, bir yeni nesil bu akımdan kendini ayırıp Metin Yüksel’i tarihten bu günün idrakine taşımazdı. Böyle olmasaydı, Mısır’da Mübarek’i deviren halk, Mursi’yi de devirmezdi.
O zaman demokrasicilik, Nasırcılık, liberalcilik, Atatürkçülük, BAAS’çılık birer mülk fraksiyonu, mülkle temellenmiş devletin farklı biçimleri ise; örneğin Lübnan’da Hizbullah, bizde İştirakiyunculuk, İboculuk, Mahircilik, yeni gelişen Antikapitalist Müslümanlık birer halk fraksiyonudur; farklı biçimli halk örgütleri ya da denemeleridir. Ötekiler bir safta ise berikiler de bir safta görülmeli, hat söylemden şekilden değil, içerikten çekilmeli. Hat buradan çekilmedikçe, olguların devrimci potansiyelini, devrim için potansiyelini çözümlemek mümkün olmayacaktır. Salt çözümleme değil, ortak mücadele imkânları da heba edilecektir.
Onur Şahinkaya
İştirakî Dergisi
Sayı 2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>