Namazınız Size Neyi Emrediyor? – 1 Mayıs Şahitliği

5 Mayıs 2014 admin
Tokad ve Eğitim İlke Sen’in çağrısına kulak veriyor ve 1 Mayıs sabahı Edirnekapı Mihrimah Sultan Cami önünde buluşuyoruz. Pankartlar paylaştırılıyor, marşlar ve sloganlar kararlaştırılıyor.
Fatih’teyiz. Kendi mahallemiz, biliriz Fatih’i. Eşimiz, dostumuz, çaycımız, çorbacımız buradadır. Yürüyüşe geçmeden önce bir yerlerde polisle karşılaşacağımızı biliyorduk ama bizi asıl düşündüren üniformasız bir saldırıyla karşılaşmak ihtimali. Aklımıza iki sene öncesinde Fatih Cami’nin avlusunda uğradığımız palalı, tabancalı saldırı geliyor. Roboski Katliamı’nı gündemleştiren iftarımıza saldırılmış, cami avlusunda savunmasız kalmıştık.
Öte taraftan Emek Adalet Platformu’nun çağrıcılığında Çapa’dan taşeron işçilerle beraber yürüyüşe başlanıyor. Saraçhane’de buluşma planı var. Fatih Camii önünde de Antikapitalist Müslümanlar’la buluşulacak.
“Asgari Ücret Köleliktir”, “Esnaf Ölüyor, Sermaye Büyüyor” sloganlarıyla, tekbirlerle ve marşlarla Fatih’in mahallelerinden bir bir geçiyoruz. İslam’ın iktidar dili hâline getirilmeye çalışıldığı bu zamanda dindar mahalleye aslî sorumluluklarını hatırlatmak adına yapılan eylemin anlamını iliklerimizde hissediyoruz. Ara ara esnafa ve mahalleliye eylemin amacını anlatan, dayanışmaya çağıran konuşmalar yapılıyor.
Emek-Adalet ise doğrudan işçilerin dertlerine temas ediyor, taşeron işçilerle beraber Çapa’dan geçiliyor yürüyüşe. Taş-İş Der ve İşçi-Der’le beraberler. Bir süredir taşeron işçilerin direnişine sahne olan Çapa Devlet Hastanesi’nin, Haseki’nin ve İski’nin önünde basın açıklamaları okunuyor, halaylar çekiliyor.
Tokad ve Eğitim İlke Sen’in korteji Fatih Camii avlusundan hareket eden Antikapitalist Müslümanlar’la buluşuyor ve iki kortej önlü arkalı olarak beraber ilerlemeye başlıyor. Antikapitalist Müslümanlar “Mülk Allah’ın, Emek İşçinin, Kahrolsun Küresel Kapitalizm” pankartını taşıyorlar. Az sonra Fatih İtfaiyesi’nin önünde, Saraçhane istikametine yürümekte olan iki grubun önü çevik kuvvet tarafından kesiliyor.
Emek Adalet Platformu, Taş-İş Der ve İşçi-Der’in korteji ise Haşim İşçan geçidi önünde barikatla karşılaşıyor.
Yürütülen müzakereler Emek Adalet Platformu tarafında sonuç vermiyor ve platform, eylem görüntüsünden uzaklaşarak arkadan dolaşıp Fevzi Paşa Caddesi’ne çıkıyor. Bu sırada diğer cephede uzun müzakere sonucu Eminönü’ne kadar yürüyüş yapılmasına ‘izin’ veriyor polis. Saraçhane’ye geçildiği sırada Eminönü konusunda uzlaşılmış olmasına rağmen, arkadan gelen Emek-Adalet’in kortejinin önüne yeniden barikat çekmeye başlıyorlar. Ancak kortej, polise barikat kurma fırsatı vermeden bir anda koşarak öbür şeritten Tokad-Eğitim İlke Sen ve Antikapitalist Müslümanlar’dan oluşan gruba katılıyor. Polis hazırlıksız yakalanıyor, barikat işlevsiz kalıyor. Nihai olarak üç grup beraber…
İslamcılığın devlet içerisinde eritilmeye çalışıldığı, muhalif seslerin duyulmak istenmediği bir dönemde Fatih’in farklı yerlerinden toplanıp harekete geçen Müslümanların birleşmesi görüntüsü, birlikte getirilen tekbirler, okunan dualar…
Biliyoruz ki her devirde insanlığa “Bu gidiş nereye?” ayetini yöneltenler olacak.
İsyanın ortaklaştığı bu anda hep beraber tekrar ediyoruz; “Bu gidiş nereye? ”
Çok geçmeden polis önümüze bir barikat daha çekiyor. Vazgeçmişler, Eminönü’ne de yürütmeyecekler. “Yassak hemşerim yassak” diyorlar yani.
Barikat önünde konuşmalar başlıyor.
Dua ediyoruz.
Duamız bir şey hatırlatıyor, bir kesişim alanı yakalıyor olabilir miyiz?
“Polis simit sat onurlu yaşa” diyoruz. “Siz de üç kuruş için zor şartlarda çalıştırılan emekçilersiniz, bugün sizin hakkınızı arama günü, polise sendika hakkı” diye sesleniyoruz. Acaba dokunabiliyor muyuz gerçekten?
Evine döndüğünde söylediklerimizi hatırlayacak olanı olur mu? Kim bilir, belki olur ama bu da bizim sorumuz olarak kalsın bir kenarda.
Antikapitalist Müslümanlar birkaç adım atıyorlar ileriye doğru, atmalarına kalmadan polis yapıyor hamleyi, özellikle grubun önündeki arkadaşlar yoğun gaz etkisinde kalıyor, birkaç arkadaş ciddi şekilde fenalaşıyor. Grup birkaç adım geriledikten sonra yeniden toplanıyor. Yine polisle karşı karşıyayız.
Grup arkasını dönüp polisin olmadığı Vezneciler istikametine yöneliyor. O sırada polis amirinin ağzından çıkan “Dağıtın” kelimesini duyuyoruz. Arkadan saldırıyorlar. Önce ses sonra gaz bombaları atılıyor. Ortalık duman. Daha sonra grubun ikiye ayrıldığını fark ediyoruz. Öbür tarafta Sinan Abi’yi polis almış götürüyor “La ilahe illallah” diye bağırıyor, karşılık veriyoruz “La ilahe illallah”. “İlah yoktur, Allah’tan başka”. Sözüne “ilah yoktur” diye başlayanlar, tek otorite Allah’ı bilenler olarak üzerimizde kurmaya çalıştıkları egemenliği tanıyacak değiliz.
Gözaltına alınan arkadaşlarımıza hamleler yapmaya çalışıyoruz. Polisle bağırışmalar. Yeniden dalıyorlar. Grup geniş bir alana dağılmış vaziyette. Sonra farklı yerlerde bulduklarını dövüyorlar, gözaltına alıyorlar.
Çok bildik görüntüler. İstanbul’un her yanından benzerleri geliyor. Bazen çok daha kötüleri…
Bir grup Müslüman camiye sığınıyoruz.
Yanımda çevik kuvvetle namaz kıldığımı bilirim. Ne ironi…
Şimdi biz camiyi savunuyoruz, polis önümüzü kapatmış vaziyette.
Camiyi savunuyoruz da hangi camiyi? Her Cuma devlete itaatin tasdik olunduğu, namazların bile bize dar edildiği, ezbere duaların okunduğu, ibadetin bir çeşit ritüele çevrildiği camiyi mi savunuyoruz?
Yoksa sermayenin egemenliğinde az önce yolumuzu kapatanlar şimdi camilerini bizden mi korumaya çalışıyorlar?
Cami ile ilk defa böyle bir bağ kuruyorum. Her ne kadar kuşatma altında olsa da cami avlusundan itibaren bir özgürlük alanında, belki o an hutbelerinde devletin olmadığı bir camideyiz.
Zorbalıkla yürüyüşümüz engelleniyor, dokuz arkadaşımız gözaltına alınıyor.
İslam; insanı ebedî kurtuluşa götürecek iman, bilinç, amel.
Müslüman; bu yolu seçen.
Yıllardır dini tekeline almaya çalışan devletin başında şimdi dindarlar oturuyor.
Sizin dininiz, belli bir grup insanın çıkarlarını korumak adına mı kurulu?
İslamcılığınızı, bir çeşit milliyetçiliğe mi çevirdiniz?
Biz “Hakkı ayakta tutan âdil şahitler” olmayı seçiyoruz.
“Ben anlattıkça kavmim benden uzaklaştı” diyen Nuh’un yoluna talibiz, verirse fethi Allah verir. Zaferin değil seferin aslîliği itikadımızdandır.
Devlet kibrinin taşıyıcılığını yapan, her şeyin satın alınabilir kılındığı düzeni savunanlar, alış veriş merkezleri etrafında yeni kapitalist şehirler inşa edenler bugün dindarlar. Bize saldırıp yürüyüşümüzü engelleyen, kardeşlerimizi günlerce gözaltında yoktan yere sürükleyen sistemin tepesindekiler de onlar.
Biz gidişattan rahatsızız.
İşçinin emeğinin patronun cebine girmemesi için, meydanları halka kapatma kudretini kendinde gören devlete karşı bir seda yükseltmek için 1 Mayıs’ta bir grup Müslümanla beraber alandaydık. Bizim gibi pek çok Müslüman da belki çeşitli sebeplerle 1 Mayıs’ta evlerindeydi; başka türlü tepkiler geliştirdiler, geliştirecekler. Öyle veya böyle sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
Siz bize sorun. Barikatın niye bu tarafındayız? Konuşalım.
Ama siz ne cevap vereceksiniz, bilemiyoruz;
Size namazınız bunu mu emrediyor gerçekten?
(Gözaltına alınan kardeşlerimiz emniyetteki işlemleri çok daha önce bitmiş olmasına rağmen ancak 4. günde serbest bırakıldılar. Çok şükür, kardeşlerimizle işkenceye çevrilen gözaltı süresinin ardından beraberiz. “Başka tutuklular kim bilir neler çekiyor?” diye sormadan edemiyoruz… )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>