Muhafazakâr İktidarın 10 Yılına Müslümanca Bakış

28 Şubat 2013 admin
Muhafazakârlık genel olarak mütevazı, ihtiyatlı davranış, geleneksel değerlerle uyumlu bir hayat tarzı, değişime karşı bir dünya görüşünü ve tavır alışı ifade eder.
Türkiye de son 10 yıla damgasını vuran iktidar kendini “muhafazakâr” olarak adlandırmaktadır. Klasik muhafazakâr tavırlarla uyumlu davranan iktidar bazen, devlet geleneğinin dışında marjinal tavırlar sergileyen bir hükümet başkanında somutlaşmasını da gözlemlemekteyiz.
Millî görüş geleneğinden gelen birinin muhafazakâr olması (Milli görüş ideologlarından Bahri Zengin’e göre, muhafazakârlık “Ebu Cehil ideolojisi”dir.) gömleği çıkarmakla da ispat edilemeyecek bir durum. RTE’nin İslamî değerleri üzerinde taşıdığı kanaati, halkın büyük çoğunluğunun yanı sıra muhaliflerince de paylaşılmakta.
Başbakanın liderliğinde iktidar olmanın ilk yıllarındaki büyük zorbalıkları, militer baskıları atlatmanın verdiği özgüven ile son dönemde iktidarı paylaştığı “yargı” ile de hesaplaşmıştır ve huzurlu bir şekilde devlet aygıtına hükmetmenin ekâbirliğini yaşamaktadır. Öyle ki devletin en mahrem olan kozmik odalarına girilmiş, dokunulmaz olan apoletlilere dokunulmuş, devlet beslemesi holdinglerin yerine kendi abdestli burjuvalarını yerleştirmiş, göreceli olarak HSYK kanunu değiştirilmiş, yargı reformu yapılmış olarak devlet üzerindeki iktidar gücünü muhkemleştirmiştir. Medyanın dizayn edilmesi ise iktidarını perçinlemiştir.
Özel’in TSK’nın bir numarası olması ardından yapılan YAŞ toplantısında başbakanın gücünün, devletin tek patronu olduğunun objektiflere yansıdığına şahit olduk. İktidarın değişimi yaşanan son yapılanmaların bir neticesi olarak dönüşümün taraftarları ve muhaliflerinin üzerinde nasıl bir değişime yön verdiğini de tartışmak gerekiyor.
Muhafazakâr iktidarın ve RTE iktidarının selefi olduğu Kemalist devlette nasıl bir dönüşüm gerçekleştiğini tartışmak elzem görünüyor. Yoksa birilerinin dediği gibi devrim mi? Ya da birilerinin tanımlaması gibi neo-Kemalist bir oluşumumu mayalandırmaktadır? Netleşmek gerekli görünüyor.
AKP iktidarında Ana Tema: “Muhalifiyle Var Olma”
AKP ve RTE’nin taraftar olduğu ve savunduğu dünya görüşünden daha çok muhalifi olduğu düşünce ve yapılara karşı net keskin diliyle şekillendiği ortadadır. Özellikle CHP’nin (CaHaPe telaffuzu) siyasî sabıkasındaki suçlu profilini kullanmak suretiyle dolaylı olarak kemalizmi gerilettiği doğru. Toplum belleğindeki CHP’yi kullanmayı çok iyi beceren RTE varlığını muhalifinin kimliği ile var etmekte. Daha farklı muhalif söylem ve oluşumları marjinal sayıp kriminal hâle getirerek polis müdahalelerini meşruiyet sağlamaktadır. TC muasır medeniyet seviyesi ile RTE “güçlü devlet, güçlü TC” söylemi aynı hedefi farklı tarzlarda yol almayı ifade etmektedir. Muhalifinin haklılığından çok değersizliğini ifade eden bir AKP vardır ortada. Kamuya mal edilen bu düşünce, muhalifine yapılacak olanlarında hukuk dışı olsa da sorgulanmasını engellemektedir.
AKP ve RTE’nin Toplum Mühendisliği
Kürtaj meselesinden, düğün merasimlerine, anne sağlığından, cinsel suçlara, çocuk sayısından, içki ve sigara karşıtlığına AKP’nin aslında bir toplum mühendisliği icra ettiği görmezden geliniyor. Toplumun şekillendirilip bazı bilmezliklerinin önüne geçilmesidir mesele, yoksa Allah muhafaza, toplumun tercihleri yüzünden devletin kurulu olan nizamı zayıf düşebilir. “Halk devlet için var olmalıdır”ın değişik varyasyonları ile karşı karşıyayız. Yani soft Kemalizm bu olsa gerek; aynı hedeflere aynı aygıtla farklı tarzda yol almanın adı. Yaşasın ileri demokrasi.
Toplumu yaşayan bir canlı olarak algılamak, onu dönüştürecek projeler geliştirmek AKP’nin de aslında bir proje olduğunu düşündürmüyor değil. AKP toplumu gelenek-otorite-ortak ahlâk bağları ile bir arada duracağını düşünerek siyaset üretiyorlar. Özellikle RTE geleneksel din ritüellerini kullanmakta çok mahir. Bu düşünce sonucunda devlet müdahaleciliğini toplumda içselleştiriliyor.
AKP iktidarda var olmanın önkoşulu olarak halkın muharref değerlerini gelenekten alıp hem otoritesini hem de kendine göre bir ahlâk inşa etmektedir. Pragmatizm içirilmiş ahlâkı sadece uçkur mesafesine indirerek (kaset olayındaki ayıp örtme davranışı-zinanın suç olmaktan çıkarılması) yozlaşmanın son hâlini ikiyüzlü olarak göstermekte. Bu ahlâk inşası o kadar ileri götürülür ki annesinin karnında polis şiddetiyle öldürülen çocuğun nereden “peydahlandığını” araştırırken, polis şiddetini araçsallaştıran bir iktidara eleştiri getiremeyen İslamcıdan dönme, sonradan olma fikirli tipler türemiştir. Hatta AKP’nin MKYK’sına kadar sızan bu omurgasız tipler NATO konseptindeki küresel saldırıları meşrulaştırmak için olmadık kelime hokkabazlıkları yaparak sürüngenlerden daha tiksindirici olabildikleri, birer ibret vesikası olarak karşımızda. Bu tipleri görüp “İslamcılık ölmüştür” diyenleri yadırgamamak gerekli.
AKP ve RTE fenomeni, geleneksel ve tarihî tecrübeyle beraber siyasî geçmişe atıflar yaparak öne çıkmaktadır. Demogojik tahliller, duygusal konuşmalarla kitleleri yönlendirirken “reel gerçekler”e karşı hoşnutsuzdurlar.
Roboski saldırısı sonrasında her hatırlatmada gazetecileri azarlaması bunu göstermektedir. Müslüman olmamak başbakanla çatışmanın gerçek nedeniymiş gibi ortaya konulmaktadır, başbakanın o “marjinal” gruplarla uğraşmasının İslamî duruşunun gayesi gibi gösterilmesi gayet manidardır. PKK’nin dağ kadrolarını “Zerdüşt” diye yaftalamaktan çekinmiyor. Kendini “Rum” diye yaftalanmasına da içerleyerek Rumları ötekileştiriyor.
AKP ve Başbakan ilke siyasetinden daha çok fayda siyaseti güdüyor. Faydası için ne gerekiyorsa o yapılıyor. Gerekirse şeytanla dahi görüşüp koklaşmayı, vazgeçilecek ne varsa onu da belirlemekten asla geri durmuyor.
AKP ile değişimin sonucunda açılan alanda at koşturanlar (burjuvazi, cemaat, STK vb.) AKP ile benzeşerek pragmatizmin basit hâline ve saf fırsatçılığın çanak yalayıcılığına soyunmuş hâldeler.
Başbakanın Mevlevihane’de teravih namazını bakanları ile kılması, vakıf eserlerini restore etmesi, cami inşaatlarını çoğaltması, Sarıkamış, Çanakkale anıtlarının kutsallaştırmalarının yanına M. Kemal banisine saygı göstermesi aslında önceki Kemalistler gibi “toplum mühendisliği” yaptığının delili. STK ve düşünce kuruluşlarının hamallığında “ölmüşleri razı etme” demokrasisi uygulanıyor. Hayatta iken sövülenleri, öldükten sonra razı etmek muhafazakârlığın genel alışkanlığı. Ermeni jenositine karşı çıkarak İTC katillerine sahip çıkmak hangi İslam vicdanında yer buluyor, düşünmek gerek. Bu AKP’nin devlet geleneğini sahiplendiğini ve önceki dönemden ayrı bir kopuşu göstermediğinin de delili sayılabilir. Atalar dininin izdüşümünden başka bir şey olmayan, geçmişi kollamaktan geri durmayan RTE siyasî kararlarla siyasî sonuçlar oluşturan sorunları tarihçilere bırakmak istemekle topu taca değil, stadın dışına atıyor.
Özellikle son seçim zaferinde kullanılan “istikrar” yeni statükonun da meşrulaştırma aracı oluverdi. “İstikrar”ın teknik, ekonomik bir kavram olması, neo-liberal bir taşeron parti için gayet normal ama bir tarafıyla da AKP siyasî ve ekonomik sürekliliği temsil ediyor.
Son on yıldaki değişimin anlaşılması açısından halk muhalefeti sayılabilecek sınıfsal, dinsel, etnik talepli mücadelelerini ötekileştirerek gerekli değişim yapılmış izlenimi yaratılmış, ama öte yandan da iktisadî-politik-etnik kısaca her alanda biat esaslı bir toplum teşkil edilmiştir.
Bu biati kabullenmeyen eylem, düşünce ve sosyal yapılar yeni statüko tarafından ehlileştirilmekte, o da olmazsa tabansızlaştırılmakta, daha da ötesi kriminalleştirilerek itibarsızlaştırılmaktadır. ÇHD’ye yapılan polis operasyonu, birçoğu başörtülü olan işçileri savunan İstanbul şube başkanının terörist gibi gösterilmesi son örnek olarak karşımızda durmaktadır. İslamî dili ile zulme direnen bilge kişilere çocukları üzerinden gözdağı verilmesi de hâlâ hafızamızdadır.
İstikrar AKP ve RTE’ye göre piyasa-gelenek-ortak ahlâk-ılımlı İslam-soft Kemalizme uygun davranarak, rahatsızlık vermeden hareket etmek demektir. “Başörtüsü için on milyon imza” gibi kof taleplerde bulunulabilir. Asgari ücret eleştirileri ve bu yöndeki talepler sakıncalı sayılarak susturulması iktidarın basit bir refleksi olmuştur.
Özgürlükler ise RTE için sosyal sorumlulukları yerine getirmek için oluşturulmuş bir alandır. Çerçevesi ise polis tarafından çizilen bu alanın devlete uyumlu kılınarak kullanılmasında bir sakınca yoktur. Ama sivil itaatsizlik, gönülsüz vatandaşlık gibi talepler kabul edilemez sayılır.
Hükümeti yıpratmamak için özellikle İslamcı geçinen damarın silikleşmesine önayak olanların patriotlar karşısındaki suskunluğu artık bir gelenek hâline gelmiştir. Füze kalkanına cılız tepki verenler patriotlara karşı ise “gık” diyememiştir. Haber yapma cesareti dahi gösterememişlerdir sitelerinde. Muhalefeti şekillendiren bir iktidar cumhuriyetin erken döneminden sonra ilk kez bu kadar barizleşmiştir. Özellikle muhalefetini hiçbir dönem kesintiye uğratmayan İslamcı damar AKP ile sessizliğe gömülmüştür. Namus saydıkları Kudüs davasında bile suskunlardır. “Başkenti ‘batı Kudüs’ olan bir Filistin devleti kurulmalıdır” diyen başbakana “doğu Kudüs”ten ne zaman vazgeçildiğini soran dahi yoktur. Mavi Marmara gemisini albayraklarla süsleyerek seferber olanlar, ikinci Gazze seferi hazırlıklarından hükümetin kulaklarını çekmesi üzerine vazgeçmişlerdir. Son “terörün finansmanı yasası” karşısında dahi İslamcı STK’lar yuvalarına gömülmüşlerdir. Artık sadece “kontenjan İslamcılığı” yapılmakta. Bakalım kim nereden aday olacak? Muhafazakârlaşan İslamcılar freni patlamış kamyondan farksız, ilerliyorlar.
İslamcıların hâli “hiçbir şey yapmamak bazen çok şey yapmaya tercih edilebilir” haline dönüşerek güdükleşmiştir.
İslamcıların tarihe not düşerek bir gelenek oluşturması beklenirken, sloganlaştırdıkları bilgi-inanç-eylem ise anılarda kalan hoş bir seda olarak tarihte yerini alacaktır, ne yazık ki.
AKP ve RTE geleneksel, ailevî, İslamî, liberal değerler ve parasal tüm değerleri harmanlayıp yeni bir paradigma oluşturuyor. Samiri’nin buzağısı gibi tüm değerleri içinde barındırıyor. Nihai olarak RTE aynı tarihi, aynı geleneği paylaşan insanlar arasındaki yakınlığı önemser görünüyor. Bunun için AKP vatan-bayrak-ezan vb. önkabullerin arkasından toplumu kemalizme de piyasaya da uyumlu hâle getirerek onun devleti sahiplenmesini sağlayan bir proje olarak karşımızda duruyor. Gönülsüz vatandaşlık dahi kabul edilemez hâle getiriliyor.
Cumhuriyetin ilk dönemindeki muhafazakâr ve İslamcıların klasik kemalizmin mağduru olduğu bir gerçektir. İlk dönem cumhuriyetin Kemalistleri İslamcılarla muhafazakârları bir tutup aynı kaderi paylaşmaya zorladığından iki duruşun yakınlaşması sonucu muhafazakârlar her dönem İslamcıların desteğini arkalarında buldular. Mazilerindeki kan davasını güden İslamcılar Kemalistlerin süründürülmesini alkışlarla, tekbirlerle karşılamaktalar. Cambaza bakarlarken ayaklarının altından nelerin kaydığını hâlâ anlayamadılar.
Devleti Halka, İktidarı İse İslamcılara Sevdirme Projesi
Klasik totaliter devlet şekli AKP ile paternalist bir şekle bürünüyor. Bu vali Tandoğan’dan kalma bir alışkanlık sadece, ama bu biraz daha abdestli şekli. Paternalist devlet tam anlamıyla “baba” tarzının bir yansıması. Siyasî ilke olarak zararı engellemek, faydayı sağlamak niyetiyle halk üzerinde kurulan bir iktidar ve otoritedir bu. Bu noktada tek dertleri elbette “halkın yararına ne lâzımsa onu biz yaparız” demek değil; sermayenin faydasına olanı halk yararınaymış gibi göstermek. Söz konusu yalanı bu topraklarda resmî ideolojiden sonra en yüksek sesle söyleyen AKP ve RTE’dir. Yalan ne kadar yüksek sesle söylenirse inananı o kadar çok olur.
Paternalist devletin özelliği kurulduğu dönemdeki siyasî düşüncesinden soyutlanamaz, sadece şeklî değişikliğe uğrar. Osmanlı sonrası TC gibi. İTC kurucu babalarının beslemesi olanlar TC’yi de kuranlardır. Dolayısıyla “değişim araçlarına sahip olan devlet, değişimi korumanın araçlarına sahiptir”, böylece TC kendini yenileyerek güçlenmiş, taze kanı ve organlarını ise İslamî kesimden almıştır. Kapitalizmle beraber kemalizmin de abdest almış hâli var artık karşımızda.
AKP devleti dönüştürme aracı, AKP sonrası oluşturulan kurumlar (anayasanın değişik maddeleri) ve yapılan değişikliklerle değişimin korunması sağlanmaktadır. Darbe döneminde yapılanlar AKP iktidarında da gerçekleştiriliyor. Askerî cunta medya mensuplarına brifing verirken, RTE de medya patronlarının kulağını mali polislerin eliyle çekiyor. Köşe yazarlarının işine dahi son verebiliyor. Sakıncalı ne varsa bertaraf ediyor.
Başbakana göre devlet herkesin rehberliğini yapmaya muktedirdir. Bu halk için, halkın güvenliği için gereklidir. Halk durduğu yeri bilmeli, beklentilerini de devlete göre sınırlamalıdır.
(…)
Çetin Yıldırım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>