Marx, Bilim ve Komünizm

19 Ocak 2012 admin
“Genel anlamda doğa bilimlerinin ilerleyişini etkileyen herhangi bir marksist metodoloji yoktur.”(1) Esasında marksizm tarihsel açıdan bilim noktasında her daim zayıf olmuştur. Eldeki tüm verilere göre marksizm, doğa bilimlerine dönük herkesçe bilinen ilgisine rağmen (ya da belki de sırf bu ilgi yüzünden) bilim noktasında zayıftır. Marx bu ilgi hususunda Engels ile pek ortaklaşmaz (onun sadece görece daha az zararlı olmuş olan askerî tarihe dönük ilgisini önemser.). Her şeyden önce Marx’ta doğa bilimleri ve onun yöntemlerine ilişkin çok az tartışmaya rastlanır, bu tip konularla daha fazla uğraşan, hep Engels olmuştur. Bu noktada Marx’ın bilime dönük ilgisindeki eksikliğin sonrasında marksistlerin bilimsel ilerlemenin tehditleri ve vaatlerini kavramalarına mani olduğu da iddia edilebilir. Elbette kavrayış eksikliğine ilişkin yeterince örnek de bulunacaktır. Herbert Marcuse’ün Tek Boyutlu İnsan’ı, geç dönem kapitalist toplumdaki esaret altında olan teknolojinin yıkıcı etkilerinden bir biçimde kaçınılmasını sağlayacak “özgürleştirilmiş teknoloji”nin kaygı verici ihtimallerine bağlı olarak tüm yönleriyle eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu ihtimal bizi Engels’in “devrimci matematik ve mekanik”le ilgili görece az bilinen eleştirilerinden öteye taşımayacakmış gibi görünmektedir. Marcuse’ün en sert ve en olumlu eleştirmeni, eleştirel teorinin varisi, Jürgen Habermas, mekanistik marksizme dönük Frankfurt Okulu eleştirisini takip ederek, klasik marksizmdeki bilimsel ve “araçsalcı” eğilimlerin iletişim ve özgürleşmenin boyutunu geri kazandıracak olan bir metateorinin inşaını gerekli kıldığına ilişkin bir iddia ortaya atar.(2) Buradan başlayıp gelişen tartışma her iki iddia üzerinden ayrışır. Marx’ın kendisi, bilimci veya pozitivist marksizmin tuzaklarının farkındadır ve onlardan geri durma noktasında gayet dikkatlidir, o hâlde bizim (bugün için de) yapmamız gereken, Marx’ı pür dikkat okumaktır. Görev âcildir, zira Engels’in bilim ve toplumla ilgili görüşlerinin kolayca imha edilmesi, bu görüşlerin büyük bir kısmına Marx’ın katılmadığı gerçeğini dikkate almamaktadır. Bugün itibarıyla Engels’in Anti-Dühring’den ziyade Doğanın Diyalektiği’nde ortaya konulan bilim teorisinin imhası Jacques Monod’nun Tesadüf ve Zorunluluk isimli çalışmasında büyük bir keyifle icra edilen bir tür ritüel hâline gelmiştir. Kitabın diyalektik yorumun “bilimsel” kullanımından doğan “epistemolojik bir felâket”e dönük tespiti özgün bir tespit değildir.(3) Öte yandan Monod, marksizmi “diyalektik materyalizmin marksist-leninist dünya görüşü (Weltanschauung)” olarak anlar. Bu görüş, esasında pozitivist ve bilimcidir. Tek başına Engels’in ellerinde marksizm evrenin nihai yasaları ve yapıtaşları ile ilgilenen bir bilim hâlini alır. Oysa Marx bu hususta her daim tuhaf bir biçimde sessiz kalmıştır. Engels bile toplumsal “diyalektik”i (ki bu sözcük Proudhon eleştirisi dışında Marx’ın hiçbir çalışmasında geçmez) doğanın diyalektiğinden çıkarsamaya gayret etmiş, hem “toplum” teorisini hem de doğa felsefesini bir tarih görüşü olarak kucaklayan materyalist metafiziğin uyumlu monistik sistemini Marx’a atfetmiştir. Oysa Marx bu tarz inançlardan uzak durur, bu türden bir sistemi anıştıracak herhangi bir söz etmez ve bu tür şeyler yapan düşünürlere düşmanca yaklaşır.
Belki de yaşlı Marx’ı genç Marx’tan ayrıştıran o eski yoruma can katmak isteyenler gibi, “olgun Marx’ın fizikî dünyaya dönük analoji ile izah edilebilecek gayri şahsî güçlere ya da insan iradesinden bağımsız süreçlerle güçlere dönük bilimsel bir çalışmaya vurgu yaptığı” da iddia edilebilir. Lichtheim şu ifadesi ile abartılı bir hükümde bulunur: “Marx’ın yazıları ve mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla o, kendi çağının bilimciliğine saygı duyan bir konumu benimsemiştir.”(4) Lichtheim’ın bu iddiasını desteklemek için herhangi bir belge ortaya koymamış olması şaşırtıcı değildir. Bu tarz iddialar Marx’ın yazılarında hiçbir kanıt bulamaz. Aksine Marx’ın yazıları, ilk olarak 1844 Elyazmaları’nda ortaya konulan ve Alman İdeolojisi’nde ayrıntılandırılan doğa bilimlerine ve topluma dönük bir bakış tarzına her daim sadık kalmıştır. Bu açıdan bizim Engels ve haleflerin doldurma noktasında bahtiyar oldukları marksiyen “sistem”deki boşluğa dönük meselelerle ilgili olarak Marx’ın bugüne yansıyan sessizliğinin nedenini anlamamız gerekir. Geniş bir dolaşım imkânı bulan Engels’in sayısız yazısının da gösterdiği üzere, Marx’ın konumu Engels’in konumuna indirgemez ve o uzun yol katedildikten sonra, Marx’ın yazılarına dönük bir yorum üzerinden onun konumunun yeniden inşa edilmesi mecburidir.
Marx’ın “bilimsel sosyalizm” kavramına (ve hatta ifadesine) dönük hoşnutsuzluğunun nedeni, kavramın kökenine ilişkindir. İfade ilkin (diğer isimler yanında) Proudhon tarafından kullanılmış ve Saint-Simon’u bir bilimsel sosyalist kabul eden Karl Grün eliyle popülerleştirilmiştir. Proudhon ve Grün’ü nefret ve sövgü ile anan Marx’a göre Saint-Simon, diğer hususlar yanında, bir ütopyacıdır.
Paris Komünü’nden önce Marx hiçbir vakit kendisini, bırakalım bilimsel sosyalisti, bir sosyalist olarak bile tanımlamamıştır. O her daim kendisini komünist olarak nitelemiştir. Bunun birçok nedeni vardır. Sosyalizm Marx’ı önceler; o, Marx 1843’te Paris’e geldiğinde, ekonomik gelişmeyi, işçiler için yasal korumayı, evrensel oy hakkını, insan haklarının birleştirilmesini ve düşünce özgürlüğünü, kooperatif kurumları ve fakirler için kültürel fırsatları savunan bir hareket olarak Fransız toprağında hâlihazırda doğmuş bir olgudur. Komünizm de aynı dönemde Paris’te gelişen bir harekettir ancak bu hareket sosyalizmden ayrı bir seyre sahiptir. Komünizmin ayırıcı özelliği, onun “sosyalist” unvanından hoşnut olan Proudhon’un pek hazzetmediği, ne devrimci işçi sınıfının örgütlenmesine ne de özel mülkiyetin ilgasına inanan Louis Blanc’ın fikriyatı ile arasındaki mesafede bulunabilir. Aksine komünistler her iki görüşü de şiddetli bir biçimde benimsemektedirler ve sosyalistlerin devlete dönük olumlu yaklaşımlarını reddetmektedirler. Hareketin kökeni daha çok, Marx’ın Paris’teyken çalışma imkânı bulduğu, içinde Leclerc, Roux, Babeuf ve Buonarroti’yi barından Fransız Devrimi’nin sosyal mahfiline dayanır.
Marksizm, sosyalist hareket örgütlü, bilinçli, faal, doktriner ve Fransız bir niteliğe kavuşması ardından sahneye çıkar. Bu noktada marksizmin Fransız radikal hareket geleneğine nüfuzunun neden yavaş gerçekleştiği de izah edilmeyi beklemektedir. Lorenz Von Stein’ın Der Sozialismus und Kommunismus des heutigen Frankreichs(Günümüz Fransa Sosyalizmi ve Komünizmi -1842) isimli eserinde Marx’ın (Manifesto’da) üç yazarı, yani Saint-Simon, Fourier ve Owen’ı “eleştirel ütopyacılar” olarak betimlediğini söyler. Marx’a göre bu kişiler, gökyüzünde fildişi kuleler inşa eden fanatik birer tarikatçıdırlar. Onun için sosyalizm Proudhon’culuk gibi, tanım itibarıyla ütopyacı ve doktrinerdir ki bu da onun komünizmin sahte kardeşi olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla bu isimden uzak durulmalıdır. Dahası sosyalistler, ütopyacı veya reformist olmakla kalmazlar ayrıca en azından (ister ütopyacı olsun ister olmasın) özerk ve proleter olması gereken komünistlerin aksine, saygı için yalvarıp duran bir orta sınıf hareketinin üyeleridirler.
1840’larda sosyalizm işçi sınıfının ortak amentüsü olamamıştır, Marx’ın gözünde hiçbir vakit de olamayacaktır. Öte yandan Etienne Cabet’nin (ya da Wilhelm Wietling’in) komünizmi, sınıf savaşını, devrimi ve özel mülkiyet ilişkilerinin ilga edilmesini savunmak gibi bir fazilete sahiptir. Cabet ve Weitling bile kanaatlerini bu denli açık biçimde ortaya koymamışlardır. Komünist Manifesto’da (ta kitabın adından başlayarak Marx ve Engels kendi icatlarından çok, doğrudan komünizme dönük bağlılıklarını ortaya koymuşlardır.) ifade edildiği biçimiyle, “komünistlerin teorisi tek bir cümlede özetlenebilir: özel mülkiyetin ilgası (Aufhebung des Privat-Eigenthums).” Bu cümle, sosyalistlerin vazettikleri Almanca Gütergemeinschaft, Fransızca communauté des biens, yani ortak mülkiyetten yazarların benimsedikleri komünizmi ayrıştırmak amacıyla sarfedilmiştir. Bu yaklaşımla uyumlu olarak Marx yirmi beş yıl sonra “Birinci Enternasyonal’in sosyalist ya da yarı sosyalist tarikatlarını işçi sınıfının gerçek örgütü ile ikame etmek amacıyla kurulduğunu” söyler.(5)
Marx’ın Manifesto’da altını çizdiği (“bilimsel” ya da bilimsel olmayan) sosyalizmle komünizm arasındaki ayrım, esasında Marx’ın sonraki, görece daha ayrıntılı tarih çalışmalarında da varlığını muhafaza eder. Fransa’da Sınıf Mücadeleleri ve Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’inde “sosyalizm terimi, sosyalizm ismi altında düzenin partisinin çıkarlarına hoş gelen her şeyi ifade ettiğini söyleyen alaycı kullanım dâhil, birçok anlam üzerinden dillendirilir.”(6) Ancak Manifesto’nun altını çizdiği temel ayrım bu yazılar boyunca takip edilir: “sosyalist doktrinerler” (Ledru-Rollin, Lamartine, Blanc) “proletaryanın gerçek devrimcileri”nden (Blanqui, Cabet, Raspail) ayrıştırılır ve onlarla kıyaslanır. Marx, kısa yoldan kapı dışarı edilmesi gereken “sosyalist keramet sahipleri” ile kendisini ait hissettiği kesimi net bir biçimde ayrıştırır. Her şeyin ötesinde George Sorel’in La décomposition de Marxisme’deki (Marksizmin Ayrıştırılması) sert ama doğru ifadesiyle, Blankizm “fukaranın devrimci bir kadro tarafından gerçekleştirilmiş isyanı”dır. Manifesto ve Enternasyonal’in ana noktası, komploculuktan uzak durmak ve dünyaya hareketin görüşleri ve amaçlarını açıktan, hatta biraz da utanmadan takdim etmektir. Bu hareket, sayısal açıdan zayıf olsa da, her cinsten reformizmle birlikte, Blanqui’nin seçkinciliği ile Babeuf’ün komploculuğunu aşmış devrimci bir programa adanan otantik, özerk, proleter ve uluslararası bir harekettir. Şahsî hoşgörüsüzlüğü herkesçe bilinen Marx, komünist olanla sosyalist olan arasındaki yarılmada doğru tarafta olan devrimcilere yoldaş olma eğilimindedir. O Weitling’e büyük hayranlık duymuş ve onunla ilişkisini gönülsüzce kopartmak durumunda kalmıştır. Oysa Weitling, henüz olgunlaşmamış olan proletarya değil, zanaatkâr ustaları arasında örgütlenme eğilimindedir ve örgütlü işçi sınıfı hareketinin rolünü tanımayı reddeder.
O hâlde “sosyalizm” sözcüğünün Kapital’de Proudhon ve ütopyacıları ifade etmek amacıyla, aşağılayıcı bir manada kullanılmış olması şaşırtıcı değildir. Görünüşe göre Marx, sonraki yıllarda komünizm ile sosyalizm arasındaki ayrım keskinliğini yitirmiş olmasına karşın, “sosyalizm” sözcüğü ya da kavramına dönük hoşnutsuzluğunu hiçbir vakit terk etmez. Ayrımın silinmesine ilişkin nedenlerin Marx’ın şahsî tercihleriyle bir ilişkisi yoktur. Paris Komünü’nün Millî Muhafız Birlikleri (fédérés), burjuva basının aleyhlerinde geliştirdiği abartılı terörizm ve vahşet suçlamalarının katkısıyla, “komünizm”e kötü ve tehditkâr bir itibar kazandırırlar. Öyle ki Enternasyonal, 1871 Eylül’ünde aldığı kararla, “pozitivist, mutualist, kolektivist ve komünist gibi sekter her türden ismi” şubelerinde yasaklar. Aynı ay bir yemekte yaptığı konuşmada Marx, “Enternasyonal kendince özel bir amentü propaganda edemez.” der.(7)
Diğer yandan Komün, sosyalizmin birçok ütopik türevini de kendisi ile birlikte toprağa gömer, böylelikle “sosyalizm” sözcüğü anlam itibarıyla değişmeye başlar. Komün’den önce Marx için çok önemli olan sosyalizm ve komünizm arasındaki ayrım zamanla anlamını yitirir. Sosyalizm yaşlı birer devrimci olarak Marx ve Engels’in rehberlik ve tasdik amacıyla hizmet etme eğilimine girdikleri bir işçi sınıfı hareketi hâline gelir. Bu gelişmeler, özel olarak Alman sosyal demokrat hareketinde aşikâr bir hâl alır. Alman sosyal demokratlar büyük stratejik önem atfettikleri bir hamle ile “komünist” ifadesini terk ederler. Zira bu sözcük, 1871’de Fransa’da yaşanan felâketten sorumlu olan taktiklerin tekrar kullanılmasına dönük bir isteğe işaret etmektedir. Dolayısıyla başarı ancak sosyalizm ile komünizm arasındaki ayrım artık tatbik edilmediği takdirde mümkündür. Bunun yerine, tarihsel bir kısa devre ile proletarya diktatörlüğünün tesisi için bir araç olarak silâhlı ayaklanmanın cüretkâr bir biçimde inkâr edilmesine vurgu yapılmalıdır. Bu tarz bir inkâr, referans olarak alınan (bu sefer yaygın biçimde dağıtılmış olan) bir kez daha basılma imkânı bulmuş Manifesto’da ilk örneğini bulur. Söz konusu kayma, ilk işaretini Engels’in tıpkı kendi eseri Almanya’da Köylü Savaşı için yazdığı “Önsöz”de olduğu gibi, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri isimli çalışmaya yazdığı “Giriş” bölümünde Almanların sosyalist devrime oy sandıkları üzerinden uzanmaya dönük güvenlerini ele alırken kendini ele verir. “Yasallığa” dönük söz konusu güven artık gayet itibarlıdır.
Sosyal demokratik ortodoksinin bu yönüyle Engels’in (ve ondan biraz fazla olmak kaydıyla Bernstein’ın) “bilimsel sosyalizm”in ana ilkelerine dönük inancı arasındaki uyumluluk herkesin malumudur. Ancak bu kavram Marx’ın vefatından çok sonra ortaya çıktığından, Marx’ın ömrü dâhilinde tekrar okunmamalıdır. Bilimsel sosyalizm kavramının kendi duygularını, tüm Gotha Programı’nın Eleştirisiboyunca, iğneleyici ve daha çok vecize kabilinden ifade etmiş olan Marx’ı etkilememiş olması da özel olarak önemli bir husustur.
Paul Thomas
Dipnotlar
1. Leszek Kolakowski, “Permanent and Transitory Aspects of Marxism”, The Broken Mirror: A Collection of Writings from Contemporary Poland içinde, ed. Pavel Mayevski, New York, 1958, s. 166.
2. Bkz.: Herbert Marcuse, One-dimensional Man, Boston, Beacon Press, 1967, s. 227–37 ve Herbert Marcuse, “Industrialization and Capitalism in the Works of Max Weber”, Negations, Boston, Beacon Press, 1969, s. 201–36. Jürgen Habermas, “Science and Technology as ‘Ideology’ ”, Toward a Rational Society içinde, çev. Jeremy J. Shapiro, Boston, Beacon Press, 1970, s. 81–122.
3. Jacques Monod, Chance and Necessity, çev. Austryn Wainhouse, New York, Random House, 1972, s. 39.
4. George Lichtheim, Marxism. An Historical and Critical Study, New York, Praeger, 1971, s. 236, 243n.
5. Maximilien Rubel, “Marx et la première Internationale: une chronologie”, Etudes de Marxologie, Paris, Ağustos 1965.
6. Zbigniew A. Jordan, The Evolution of Dialectical Materialism, New York, St Martin’s Press, 1967, s. 374–5.
7. Jacques Freymond, La première Internationale, recueil de documents, Geneva, Droz (Publications de l’Institut Universitaire de Hautes Etudes Internationales, Sayı. 39), 1962, cilt. II, s. 233–4; cf. Rubel, “Marx et la premiere Internationale”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>