Maoist ve Devrimci Örgütlere Mektup

2 Nisan 2013 admin
İtalya Komünist Partisi (Maoist), Maoist örgütlerin uluslararası bir toplantı dâhilinde bir araya getirilmesi için kısa süre önce bir çağrıda bulundu. Bu çağrı, Devrimci Enternasyonalist Hareket‘in (DEH), ABD Devrimci Komünist Partisi (RKP-ABD) ile Nepal Birleşik Komünist Partisi (NBKP) gibi iki öncü örgüt içinde yaşanan revizyonist gelişmenin aşikâr bir hâl alması ardından çökmesini takip eden bir dönemde yapılıyor.
Yoldaşlar! RKP-ABD ve NBKP liderliğinden dünyaya yayılan revizyonizmden kesin bir biçimde kopalım ve bu kopuşu bir bayram misali kutlayalım. Bunu yaparken, sınıf mücadelesi deneyimine dayanan ve damıtılarak Marksizm-Leninizm-Maoizm biçimini alan, bizi tanımlayıcı birlik noktalarımızı yeniden teyid edelim.
Bu noktalar aşağıdaki hususları içermektedir:
- Tüm tarih, üretim araçlarının gelişimi ve bu araçların mülkiyeti ve kullanımına ilişkin sınıflar arasında yaşanan mücadelenin bir sonucudur.
- Kapitalizm koşullarında emek kâr etmek için faydalanılan bir husustur. Birikmiş artık emek olarak sermaye işçi kitlelerine karşıt bir niteliğe sahiptir.
- Kapitalist-emperyalizm, halkın çoğunluğunun hâkim tekelci sermaye tarafından doğrudan ve dolaylı olarak sömürülmesini zorunlu kılar ve kapitalizmin fıtratında olan, giderek genişleme kaydeden çelişkileri açığa çıkartır.
- Emperyalizmin süregiden barbarlığının yegâne alternatifi, sosyalizm ve komünizm için verilecek mücadeledir. Daha kapsamlı bir ifadeyle, halk savaşları ve birleşik cepheler komünizm mücadelesi için en acil ve en güvenilir araçlardır.
- Sosyalizm, iktidarın proletarya tarafından zorla ele geçirilmesini zorunlu kılar. Ancak sosyalizm mücadelenin sonu demek değildir. Sosyalizm koşullarında yeni yönetici sınıf olarak kendisini tesis etmenin yollarını arayacak olan “yeni burjuvazi”nin gelişimi için belirli koşullar mevcuttur. Bu eğilime karşı koymak için sosyalizm koşullarında sınıf mücadelesinin, komünizmin geliştirilmesi suretiyle, bıkıp usanmaksızın yürütülmesi gerekir.
Bu noktalar tüm Maoistlerin kabul edebilecekleri noktalardır. Ancak bu noktalar bugünün dünyasına ait tüm önemli özellikleri yansıtamamaktadır.
Yoldaşlar! Emperyalizm koşullarında sınıfın doğasına ilişkin bir söyleme ve mücadeleye çok fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Devrimci Anti-Emperyalist Hareket’in ortaya koyduğu çizgi, emperyalist ülkelerdeki halk kesimlerinin ağırlıklı bir bölümünün burjuvalaştığına ilişkin bir anlayışı içermektedir.
Bu burjuvalaşma, sıklıkla sömürgecilik ve yerleşimci sömürgeciliğin tarihi içinde cereyan eden ulusal baskı etrafında oluşmaktadır. Ancak bu çoğunlukla geniş Üçüncü Dünya periferisindeki sömürülen işçilerle emperyalist merkez ülkelerde bulunan asalak işçiler arasındaki süregiden küresel bir ayrım olarak yorumlanmaktadır.
Her ne kadar işçi sınıfı içindeki bu ayrışmaya ilişkin anlayışı “işçi aristokrasisi” kavramı ile popülarize eden Lenin olmuş ise de bu olgu ilk kez Karl Marx’a yazdığı mektupta Friedrich Engels tarafından dillendirilmiştir:
“İngiliz proletaryası hâlihazırda giderek daha fazla burjuvalaşıyor, böylelikle tüm ulusların en burjuvası olan bu sınıfın nihai amacı, burjuvazi ve burjuva aristokrasi yanında bir burjuva proletarya olarak mülk sahibi olmak şeklinde somutlanıyor. Bir milletin tüm dünyayı sömürdüğü koşullarda bu husus elbette belli ölçüde meşruluk kazanıyor.”
Kimi istisnalar dışarıda tutulacak olursa, Marksistler esas olarak ihtilaflı olan “işçi aristokrasisi teorisi”nin ideolojik etkilerine odaklanmış ve bu etkileri tartışmışlardır. Ne yazık ki “işçi aristokrasisi”nin ekonomik boyutlarına çok az önem verilmiştir.
Emperyalist dünya ekonomisi içinde Birinci Dünya işçileri (dünya üzerinde azınlığı teşkil eden işçiler) tüm emek değerine ait mali oranı aşan bir ücret almaktadırlar. Aslına bakılırsa Birinci Dünya işçileri, toplumsal emeğin somutta sarf ettiklerinden daha fazlasını tükettikleri gerçeğine bağlı olarak küçük burjuvaziye ait bir kesimdir. Bu ayrım, Üçüncü Dünya işçilerine dönük aşırı sömürü koşullarına bağlı olarak yapılmaktadır. Emek gücü bedellerini içeren tüm fiyatlar değerlerden türediğinden, bu durum Birinci Dünya şirketlerinin hâlihazırda “işçilerine” emek değerinin tüm mali oranı üzerinde bir ücret öderken, bir yandan onların eşdeğer oranlarda kâr elde etmesine imkân vermektedir. Birinci Dünya işçilerinin tüm emek değerine ait mali oranın üzerinde ücret almaları aynı zamanda bir tür yatırımdır, yani artı değerin periferinin aleyhine merkezde yoğunlaşmasını ve yutulmasını sağlayan yapısal bir araçtır.
Birinci Dünya işçilerinin ekonomik seviyelerinin yapısal anlamda yükseltilmesi ayrıca komünizm mücadelesi için de esaslı bir dizi anlama sahiptir.
Halk arasındaki en tehlikeli ve tahrip edici niteliğe sahip yanlış anlamalardan biri de toplumsal ve politik reformların, Üçüncü Dünya işçilerinin Birinci Dünya işçilerinin ulaştığı seviyeye ulaşması için, onların maddî hayat standartlarını yükseltebileceğine inanılmasıdır.
Üçüncü Dünya halklarının muhtelif reformlar aracılığıyla emperyalist ülkeleri “yakalayabilecekleri”ne ilişkin yanılsama, nesnel planda Birinci Dünya işçilerinin bir sınıf olarak sömürüldüklerine dair Birinci Dünyacı yaygın ama yanlış inanç tarafından da desteklenmektedir.
Eğer Birinci Dünyacı çizginin belirttiği kadarıyla, Birinci Dünya işçileri reformist sınıf mücadelesi ve gelişmiş teknoloji aracılığıyla yüksek ücretler almışlarsa, o vakit Üçüncü Dünya işçileri de “gelişmiş kapitalist ülkeler”in ardından modellenmiş kapitalizme uzanan benzer bir güzergâhı takip etmelidirler. Birinci Dünya işçilerinin ekseriyetinin sömürülen proleterler oldukları iddiası üzerinden Birinci Dünyacılık, tüm işçilerin kapitalizmi alaşağı etmeksizin, kendileri için benzer bir pay tahsis edebilecekleri yanılsamasına yol açmaktadır. Üçüncü Dünya işçilerinin emperyalist manada sömürülmesi ile Birinci Dünya işçilerinin burjuvalaşması arasındaki temel ilişkiyi karartmak suretiyle Birinci Dünyacılık, fiiliyatta uluslararası planda işleyen proleter devrimin yükselişinin engellenmesine hizmet etmektedir.
İşçilerin dünya üzerindeki ayrışmasının uzun vadede belirginleşecek kimi başka içerimleri de mevcuttur: dünyanın en zengin %15-20’sinin keyfini çıkardığı kibirli küçük burjuva hayat tarzları bazı ekolojik sonuçlar doğurmaktadır. Birinci Dünya işçileri bugün ekolojik açıdan sürdürülebilir olmaktan çıkan bir tüketime ve atık üretimine yol açmaktadır. Birinci Dünya işçilerinin gelecekte oluşacak sosyalizm koşullarında bile daha fazla tüketim kapasitesine sahip olması gerektiğini söyleyen (yani Birinci Dünyacı işçilerin hâlihazırda toplumsal üründen aldıkları paydan daha fazlasını almasını şart koşan) Birinci Dünyacı çizgi, uzun vadede sadece proletaryanın yanlışa sevk edilmesinden başka bir anlamı olmayan ve giderek aşikâr bir hâl alan kimi ütopik niteliklere sahiptir.
Güvenle söylenebilir ki, Birinci Dünyacılık, Devrimci Komünist Partisi-ABD ve Nepal Birleşik Komünist Partisi’nde ortaya çıkmış sorunların temel nedenidir.
ABD proletaryası olarak gördüğü şeyi örgütleme noktasında yaptığı nihai hatayı telafi etmek için kimi olumlu yönler edinmeyi arzulayan RKP-ABD, muhtelif uluslararası meselelere müdahale etme yolunu seçmiştir. Bu ise genellikle proleter mücadeleye zarar vermekle sonuçlanmıştır. Bugünlerde RKP-ABD, yoğun olarak Bob Avakyan’ı ve onun “Yeni Sentez” isimli çalışmasını yüceltip durmaktadır. Parti, Bob Avakyan ve onun revizyonist “Yeni Sentez”i, uluslararası proletaryanın yüzleştiği sorunların önemli bölümüne sırtını dönen bir tür oyalanmadan ibarettir.
NBKP ise dünya sosyalizminin ve komünizminin mevcut yolunu terk etmiştir. Parti, bunun yerine sınıfsal anlamda saflaşmamış bir gelişme için kimi koşullar elde etme umuduyla, emperyalizmle uzlaşma ve gizliden anlaşma yoluna gitmiştir. NBKP ahmakça bir yolu takip ederek, tekelci sermayenin kendisinin hiçbir şey değilse bile “kızıl” birer komprador olmasına imkân vereceğini ya da Nepal’in hiçbir şey değilse bile yoğun emek sömürüsü için gerekli bir kaynak olmasına izin vereceğini varsaymaktadır. NBKP, bağımsız bir ekonomik temel ve sosyalist bir dış siyaset teşkil etme görevini terk etmiştir. Parti, bunun yerine, hatalı biçimde ülkede ilerici kapitalist gelişmenin önünü açacağına inandıkları yol üzerinden, tekelci sermaye ile el ele tutuşmayı seçmiştir.
RKP-ABD ve NBKP’nin ortaya koydukları örnekler üzerinden bakıldığında, Birinci Dünyacılığın ismen Maoist olanları bile yozlaştırarak en gerici revizyonist politikaların uygulayıcıları hâline getirmekte olduğu tüm çıplaklığı ile görülmektedir. RKP-ABD’nin kendisinin ABD proletaryasını örgütlediğine ilişkin iddiası tümüyle aldatıcı ve yanlıştır. Gerçekte parti, ABD’deki küçük burjuva kitleler lehine uluslararası komünist hareketi baltalamaktadır. Liderliği hatalı biçimde emperyalizmin kılavuzluğunda gerçekleştirilen kapitalist kalkınmanın Nepalli kitleler için olumlu maddî etkiler yaratacağına inanan NBKP ise sosyalizm ve komünizm mücadelesini terk etmiş durumdadır. RKP-ABD yanlış biçimde kendisinin sömürülen ABD proletaryasını temsil ettiği iddiasındadır. NBKP de hatalı bir iddia üzerinden, sömürülen Birinci Dünya proletaryasının elde ettiği maddî zenginlik düzeyinden ilham aldığını düşünmektedir.
Yoldaşlar! Analizimiz, “Bizim düşmanımız kim?” ve “Bizim dostlarımız kim?” gibi sorularla başlamak zorundadır. Bu sorular, en önce yapı bağlamında (yani grupların temelde sermaye birikim süreci ile nasıl ilişkilendikleri sorusuna verilecek cevap üzerinden), ardından da tarih bağlamında (yani bu türden sınıfsal ayrışmalar ve bu ayrışmaların bugüne ilişkin anlamlarına dönük olarak tarih bize ne söyleyebilir sorusuna cevap bularak), son olarak da politik açıdan (yani en geniş manada proletaryanın devrimci çıkarlarını geliştirmek için sınıf ittifaklarını en iyi nasıl örgütleyebiliriz meselesine çözüm bularak) cevaplanmalıdır.  
Birinci Dünyacılık ölümcül bir hatadır. O, hem egemenlerin “sol” içinde anlatıp durdukları bir hikâye hem de reformizmin, revizyonizmin ve şovenizmin alamet-i farikasıdır. Ne yazık ki Birinci Dünyacılık, uluslararası Maoizm içinde ortak ve yaygın bir özellik hâlini almıştır.
Yoldaşlar! Birinci Dünyacılığa karşı yürütülecek tutarlı bir mücadele hem sosyal şovenizm hem de üretici güçler teorisine karşı komünist mücadelenin genişletilmesini ifade eder. Bu nedenle Birinci Dünyacılığa karşı mücadele etmek, tüm gerçek komünistlerin bir görevidir.
Yoldaşlar! Birinci Dünyacılık hâlihazırda uluslararası planda güçlerimize yeterince zarar vermiş durumdadır. Şimdi geçmişin hatalarından kararlı bir biçimde kopup Birinci Dünyacılığa karşı mücadele etmenin zamanıdır.
“Bizim düşmanımız kim?” ve “Bizim dostlarımız kim?” gibi soruların önemi asla azalmaz. Aksine bu sorular üzerinden belirli bir anlayış geliştiremeyenler daha büyük sapmalar içine girme eğiliminde olurlar. Durdurulmadığı takdirde Birinci Dünyacılık, komünizm mücadelesinin ilerleyişine mani olur.
Yoldaşlar! Umarız, emperyalizm koşullarında sınıf ve Birinci Dünyacılığa karşı mücadelenin gerekliliği gibi konu başlıkları, Maoist örgütler içinde ve arasında ileride gerçekleşecek tartışmada özellikle ele alınacak noktalar olarak gündeme gelir. Bu soruların sorulması ve Birinci Dünyacılığın kesin bir biçimde çürütülmesi, uluslararası komünizm için niteliksel bir ilerlemeye işaret edecektir.
Emperyalizme Ölüm!
Yaşasın Halk Savaşlarının Zaferleri!
Devrimci Anti-Emperyalist Hareket

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>