Makbûl ve “Saf” İşçinin Peşinde

3 Mayıs 2014 admin
Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği
Antonio Gramsci
“Makbûl vatandaş” arayışının ideolojik sonuçları milliyetçilik araştırmaları yazınında yeteri kadar vurgulandı haklı olarak ama tamamlamak gerek: Türkiye’nin modernleşme tarihi, aynı zamanda makbûl işçi arayışının tarihidir[*] ki bu, en azından iki farklı düzlemde kendisini gösteriyor:
i)                   Makbûl İşçinin Peşinde
“ölürüm Türkiye’m, makbul işçiyem”:
Türk-İş ve İşçi Partisi katılımlı, “ölürüm Türkiye’m”li, huzurlu, barışçıl, sermaye-emek “dayanışması”nın temsil edildiği, iğdiş edilmiş 1 Mayıs’lar.
ii)                 “Saf” İşçinin Peşinde
“1 Mayıs’ta işçi yok”:
“i)”deki emeğini “vatan aşkı”na feda eden işçi portresi “makbûl işçi” mitini çok iyi anlatıyor ve oldukça tanıdık bir durum. Ancak bu (makbûl) işçi avcılarının beklenmedik bir çıkışı daha var: Sanki 1 Mayıs alanlarını -meşhur imajdaki gibi- pazılı “saf” işçiler doldurmuş olsa bunu pek müspet karşılayacaklarmış gibi, sanki 1 Mayıs alanları (zaten) her yerde ulusalcı mitinglere dönüşmüş gibi, sanki işçi hareketi olarak ortaya çıkan bir olgunun farklı tarihselliklerde farklı ezilenleri bünyesinde barındırmaya evrilmesi çok tuhafmış gibi, “1 Mayıs’ta işçi yok” edebiyatının tedavüle konulması.
Makbûl işçi izsürücülerinin eylemlerinin niyetleri ve sonuçları arasındaki rabıta açık: İşçi sınıfının bilinçlenmesini engellemek, “kendinde” anından/evresinden “kendi için”e geçişini önlemek, sermaye ve emeği batıl bir nikâhla evlendirerek buradan bir toplumsal düzen canavarı doğurtmak, yani varolan toplumsal düzeni muhafaza etmek vs.
Fakat iş ikinci söyleme gelindiğinde karmaşıklaşıyor. Çünkü, riyakâr (riyakâr çünkü “saf” işçiyi bulsa sembolik ve/ya fiziksel olarak alnını karışlar, süründürür, öldürür) muhafazakârlar ve milliyetçiler de “saf” işçinin peşinde, 1 Mayıs’ın dönüşen anlamını kavrayamamış, “sınıf”ın anlamını onu “öz”leştirerek daraltmış Marksistler de… Bu Marksistlerin kaygılarını anlamaya hazırım; bağzı 1 Mayıs alanları açısından bakıldığında haklı da olabilirler. Eğer 1 Mayıs alanında tüm ezilenler temsil edilecekse dahi hegemonik önderliğin işçi sınıfında bulunması gerektiği iddiasına da katılırım. Ama bu iş, “saf” sınıf arayışında bir sınıf kıskançlığına döndüğü vakit, hegemonya önderliği dahi zaafa uğrar. Hem bu konuda milliyetçi-muhafazakârla aynı yatağa girmek hiç de hayırlı olmaz.
(*) “Yerli”, “milli”, (thanks to Akp/Anadolu Kaplanları muhibbi liberal solcular:) “otantik” burjuvazi arayışının tarihini de buna eklemek gerek. Türk modernleşmesinin grand theory‘lik sorusu da beliriyor o zaman: Bu muhteşem üçlü, “makbûl vatandaş”, “makbûl işçi” ve “yerli/milli/otantik burjuvazi” miti, birbiriyle nasıl kesişmektedir; somut olarak nasıl eklemlenmektedir? Türkiye’nin “tarihsel blok”unu anlamanın yolu, bu eklemlenmeyi teorik olarak açıklayabilmekten geçiyor.
Said Hamid Topçuoğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>