Maalesef Ahmet Kekeç

4 Ocak 2013 admin

Ahmet Kekeç için gerçi söylemesi ayıp ama kendisi Malatyalı bir Kürt. Malatya’dan Adıyaman’a, taa Konya Cihanbeyli’ye kadar uzanan Canbek aşiretinden. (Cemşid Bender’e göre Konya Cihanbeyli’nin adı da bir Kürt aşiretinin beyi olan Cihan Beg’den geliyormuş.)
Geçen gün eski tüfek İslamcı bir abinin evinde toplandık. Ahmet Kekeç ve arkadaşlarının çıkardıkları İmza dergisini görüp biraz okudum. Mehmet Metiner ve arkadaşlarının çıkardıkları Girişim dergisi kadar iyi olmasa da fena sayılmaz. Kemalistlerin (genelkurmayın) devr-i istibdadında Müslüman mahallesinin öfkesinin ne durumda olduğunu anlamak için biri çalışma yapacaksa Ahmet Kekeç’in eski yazılarını da veritabanına dâhil edebilir.
Ahmet Kekeç deyip geçmemek lâzım. O yıllarda Kemalistlere karşı “Atam Sen Kalk Ben Yatam” adında bir kitap yazmak kolay değildi. “İnek Sosyalizmi” kitabında da sözde solcularla dalga geçti. Türk solunun Marksizm’den uzak olduğunu söyledi, “Marks’a dayanarak sosyalizmi yeniden tanımlayalım” önerisi getiren Attilâ İlhan’ın “sol” kesimlerce tefe konulduğunu dile getirdi filan…
Ahmet Kekeç, AKP iktidarından önce epeyce muhalif bir gazeteciydi. Bayrampaşa’da yürüyüş yapan (işkenceci meslektaşlarını savunan) polisler üzerine cesurca yazmış. O polislerin “kanımız aksa da zafer İslam’ın!” diye slogan atmalarını bir yazısında sertçe eleştirmiş. Müslüman mahallesinden de tepkiler almış, yılmamış. Polislerin çete mantığıyla hareket ettiklerini söylüyor. Topal Osman’ın tetikçi bir vahşi olduğunu yazmış, Giresunlular ayağa kalkmışlar. O zamanlar Giresun Belediyesi CHP’nin elindeymiş, Topal Osman’ı savunmak adına Kekeç’in yazdığı gazeteyi yakmışlar. Kendisine tehdit iletileri yollamışlar… Bütün bunlar, onun “Maalesef Türkiye” adlı kitabında geçiyor.
Anlattığına göre defalarca yargılanmış Kekeç. Hakkında açılan davalardan dolayı 28 Şubat sürecinde Yeni Şafak‘ta Mehmet Ertuğrul Yavuz adıyla yazmak zorunda kalmıştı. Kendisi gerçekten de “Ertuğrul” ve “Yavuz” olan bir Kürt. Ama hayır, Kürt değil, “Kürt kökenli” diyelim biz. Daha önce yazdığım Yordam mail grubunda yazdığım bir yazımda dediğim gibi, kendisi “Türk aydını” olarak anılmayı istiyor, saygı duymak lâzım: “İslamcılar Atatürk’le Epey Barıştılar
Saygı duymak lâzımsa ne diye bu iletinin başlığını “Maalesef Ahmet Kekeç” koydum?
Üstelik bugün Ahmet Kekeç’in doğum günü. Bunu da “Kalanlar” adlı kitabından öğrendim.
Hemen bütün kitaplarını okudum. Tek romanı olarak bilinen Yağmurdan Sonraile Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başınaromanı arasında benzerlikler kurulmuştu; kendisi bu benzerlikleri “korkmadan” doğruluyor. (“Roman” başlıklı yazısı, Kalanlar, s.43)
Kitapları Türk Milliyetçisi bir çizgide olan Emre Yayınları’ndan çıkardı. O yayından çıkan, Orhan Büyük’e ait Bir Zamanlar Kardeştiler adlı beni ve çevremdekileri çok etkileyen kısacık romanı okuduğumda kendisine “Orhan Büyük sanırım sizsiniz” diye e-mail atmıştım. “Hayret, bunu ilk siz fark ediyorsunuz.” diye dönmüştü bana. Sonra -varsa- romanının kusurlarını sormuştu. İki haftada yazdığını söylediği o romanını yeniden çalışıp bu kez kendi adıyla yayımlayacaktı ama yapmadı. Neden bunu yapmadığını bilmiyorum. Açıkçası bunun da çalıntı bir roman olması ihtimali geliyor aklıma. “Orhan Büyük” adını seçmiş. Orhan Pamuk’tan nefret ediyor kendisi. Hem “Kalanlar“da hem de “Maalesef Türkiye“de Pamuk’a saldırıyor. Bu, bahs-i diğer.
Birkaç yıl önce o romanın haberini dünyabizim sitesine yapmıştım: “Ahmet Kekeç’in Bilinmeyen Romanı
Ahmet Kekeç’in yazılarını okuduğumda bir yazarın, bir insanın; içinden çıktığı kendi toplumuna (Kürt halkına) nasıl bu kadar yabancılaşabileceğini görüp üzülüyorum. Ahmet Kekeç’in benden çok daha doğal bir Kürt olduğunu biliyorum. Bugün 52 yaşına giren Kekeç, eğer özel bir çaba sarf edip tamamen unutmadıysa Kürtçeyi benden çok daha iyi biliyordur. Böyleyken Kekeç, kitaplarında Kürt halkıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Üstelik Ahmet Kekeç, birkaç ay önce yazdığı “PKK’ya kardeşlik çağrısı” başlıklı yazısında “Kürtler artık bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır” gibi bile bile çok yanlış şeyler söylüyor. Kürt kökenli Ahmet Kekeç; bildiğin sağcı, bildiğin Türk milliyetçisi, yazının sonlarında aba altından TC sopasını da gösteriyor: “PKK’ya Kardeşlik Çağrısı
Ve düşünebiliyor musunuz; Ahmet Kekeç, “İsveç’te Türkler sarımsak kokuyor” dediğini iddia ettiği Türk şarkıcısı Zülfü Livaneli’ye “kendi ırkından insanları” neden aşağıladığının hesabını soruyor. Üstelik “laik solcular”a saldıran Ahmet Kekeç’in dilinde hakaretin bini bir para… (Maalesef Türkiye, s.114)
Yine Ahmet Kekeç, Arap düşmanı olup Mustafa Kemal putuna tapan müşrik Falih Rıfkı ile bir olup, İttihatçı işgaline direnen Arap halkına Şerif Hüseyin’in şahsında küfür ediyor. Şerif Hüseyin gibi bir direniş önderine, bir Ortadoğu dinini de aşağılayarak aklı sıra hakaret ediyor: “Dürzü”. (“Kuttulammare” başlıklı yazısı, Kalanlar, s.15-16)
Ahmet Kekeç ile ilgili olarak kendi kitaplarından çıkardığım birçok tutarsızlık var. Belki bir gün bunları genişçe yazmak isterim.
İslamcılık her şeyi “dindar-laik” çelişkisinden ibaret olarak okumayı sürdürürse Ahmet Kekeç gibi defolu yazarlar üretir. Türkiye’de İslamcılık denen şey; eninde sonunda sağcılıktan ibarettir. İmanı adalet, küfrü ise zulüm olarak görmezseniz, bugünün işkencecilerini, Ceylan’ı, Uğur’u, Roboskî’yi ıskalayan Ahmet Kekeç gibi dımdızlak ortada kalırsınız. Belki daha fazla para kazanırsınız ama itibarınız kalmaz. Tıpkı Ahmet Kekeç gibi.
Mehmet Sait Çakar

Yordam Mail Grubu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>