Karl Marx ve Prenses

20 Haziran 2014 admin
1879’da Kraliçe Victoria’nın en büyük kızı Victoria Adelaide Mary Louisa, Britanya kraliçesinin en büyük kızı ve (ileride Almanya imparatoru olup III. Frederick olarak anılacak olan) Prusya Prensi’nin eşidir. Hakkında çok şey işittiği için Marx’la ilgilenmeye başlayan prenses, onun kontrol edilmesi görevini Sör Duff’a verir. Londra’da yaşayan ünlü göçmen Karl Marx hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen prenses kimi raporlara göre Das Kapital’i bile okumuştur. Polise soruşturma için Marx’ı gözaltına alma emri vermek yerine kraliçe onu kontrol etmesi için Sör Mountstuart Elphinstone Grant Duff isimli bir siyasetçiyi görevlendirir. Siyasetçi Marx’ı Londra’daki Devonshire Kulübü’ne içki içmeye davet eder, Marx davete icabet eder ve 31 Ocak 1879 tarihinde üç saat süren bir sohbet gerçekleştirirler.
Marx’ın ağzı sıkılığın yürekliliğin bir parçası olduğunu düşündüğünü bilsek de, onun sonrasında, yapılan bu tartışmadaki görüşlerini ne ölçüde değiştirdiğini pek bilemiyoruz. Yapılan sohbetin önemli bir bölümü, Avrupa siyaseti, özelde de Almanya ve Rusya’daki gelişmelerle ilgilidir. Bu da sadece Marx’ın değil, Britanya dış politikasının da söz konusu konularla alakadar olduğunu göstermektedir. Duff Prenses’e ertesi gün şunu söyler: “Marx pek de sakıncalı biri değil, ileride onunla tekrar buluşmak beni mutlu edecektir.”
Karl Marx ile Buluşma Konusunda Britanya Kraliyet Ailesi Mensubu
Prenses Victoria’ya Özel Mektup
Sör Mountstuart Elphinstone Grant Duff
1 Şubat 1879
Madam,
Prenses Hazretleri, sizi görme şerefine en son nail olduğumda siz Karl Marx’ı merak ettiğinizi ve benim onu tanıyıp tanımadığımı sormuştunuz. Bu doğrultuda ben de onunla tanışma konusunda ilk adımı atmaya karar verdim ama buluşma konusunda düne kadar bir fırsat yakalayamadım, dün Marx ile öğle yemeğinde buluşup üç saat zaman geçirdik.
Marx, boyu kısa, ufak tefek biri, siyah bıyığı beyaz saçları ve sakalıyla karşıtlık arz ediyor. Yüzü az biraz yuvarlak, alnı biçimli ve dolgun. Gözleri haşin, ama gene de polisin edindiği kanaatin aksine, beşikteki çocukları yiyen birine asla benzemiyor.
Konuşmasından epey bilgili olduğu anlaşılıyor, eğitim görmüş bir kişi. Kıyaslamalı dilbilgisine oldukça ilgili. Bu özelliği onu eski Slav dillerine ve diğer alanlara yöneltmiş. Konuşurken mevzuyu tuhaf biçimde değiştiriyor ve mizah anlayışı az biraz kuru. Bu tarzını, sık sık atıfta bulunduğu Hesekiel’in Prens Bismarck’ın hayatı ile ilgili çalışması, Dr. Busch’un kitabı ve Eski Ahit üzerine konuşurken de sürdürüyor. [G. Hesekiel, Das Buch vom Grafen Bismarck, Bielefeld ve Leipzig, 1869]
Pozitif ama öte yandan da epey alaycı bir isim. Herhangi bir coşkunluk emaresi göstermiyor. Geçmiş ya da bugünden bahsederken oldukça doğru fikirler ortaya koyuyor ama gelecekten dem vurduğunda görüşleri muğlâk ve pek de tatmin edici değil.
Anlamsız bir biçimde, Rusya’da pek yakında büyük bir çarpışmanın yaşanacağını öngörüyor ve eski kötü yapının artık taşıyamayacağı, onun tümden devrilmesine neden olacak, yukarıdan gerçekleşecek reformlar sürecinin devreye gireceğini düşünüyor. Yıkılan yapının yerini neyin alacağına dair bir fikri yok ama o, Rusya’nın uzun süre Avrupa’da herhangi bir tesirinin olamayacağını iddia ediyor.
Reform hareketinin sonrasında Almanya’ya yayılacağını ve mevcut askerî sisteme karşı bir ayaklanmaya dönüşeceğini iddia ediyor.
Benim, “iyi ama ordunun kendi komutanlarına nasıl başkaldıracağını düşünebilirsiniz?” soruma şu cevabı verdi: “Almanya’da bugün ordunun ve milletin neredeyse özdeş olduğunu unutuyorsunuz. Hakkında bir şeyler işittiğiniz bu sosyalistler herkes kadar eğitimli birer askerdir. Sadece daimî orduyu göz önünde bulundurmayın. Landwehr’i düşünün, üstelik daimî ordunun kendisinde bile belirgin bir hoşnutsuzluk hâkim. Disiplindeki şiddet orduda birçok askeri intihara sürüklüyor. Bir askerin kendisini vurması ile bir subayı vurması arasındaki mesafe bir adımlık mesafedir. Bu tür örneklere kısa bir zamanda tanık olunmaya başlanacaktır.”
Bunun üzerine ben de şunu sordum: “Bugün Avrupalı yöneticiler silâhlanmanın azaltılması konusunda belirli bir anlaşmaya vardılar ki bu da halkın üzerindeki yükü büyük ölçüde hafifletecek. Bu noktada, ileride gerçekleşecek devrimi sizce ne tetikleyecek?”
Marx, “Avrupalı yöneticiler silâhlanmayı azaltamazlar” diye cevap verdi. Onlardaki korku ve kıskançlığın bunu yapmalarına izin vermeyeceğini söyledi. Ona göre, halkın üzerindeki yük daha da büyüyecek, yıkım sanatındaki gelişmeler için gerçekleştirilen bilimsel ilerlemeler durumu daha da kötüleştirecek, yıkım sanatı ilerletilecek ve her yıl maliyeti yüksek savaş makinelerine vakfedilecek. Bu fasit daireden kurtulmak mümkün değil. “Ülkenizde gerçek manada büyük bir sefalet yaşanmadıkça ciddi bir halk ayaklanmasının yaşanması imkânsız. Son beş yıl içinde Almanya’nın içinden geçtiği krizin ne denli korkunç olduğu konusunda bir fikriniz yok.”
Ona, “sizin devriminiz gerçekleşti zaten, cumhuriyetçi hükümet formu oluşturuldu. Sizdeki ve dostlarınızdaki o özel fikirlerin gerçekleşmesi için epey yol almak gerekecek.” deyince, Marx, “tüm büyük hareketler yavaş gerçekleşir. Sizin tarihinizdeki 1688 Devrimi, ileride her şeyin daha iyi olması için yürünen yolda atılan adımlardan sadece biriydi.” diye cevap verdi.
Yukarıdaki aktarımlarım, siz Prenses Hazretlerine, Karl Marx’ın Avrupa’nın yakın geleceğine dair fikirleri hakkında makul bir görüş kazandıracaktır.
Bu fikirler, hayalci ve o ölçüde de tehlikeli. Silâhlanmaya yönelik çılgınca harcamalara dair görüşleri hariç, zira silâhlanma açık, şüphe götürmeyecek biçimde tehlike arz ediyor.
Eğer önümüzdeki on yıl içerisinde Avrupalı yöneticiler, herhangi bir devrimle uyarılmadan, bu şeytanî güçle ilgili bir adım atmazlarsa, ben en azından bu kıtada insanlığın geleceği konusunda ümidimi keseceğimi söyleyebilirim.
Konuşma esnasında Karl Marx siz Prenses Hazretleri ve Prens’imiz hakkında belirli bir edep ve saygı çerçevesinde konuştu. Saygıyla bahsettiği mümtaz şahsiyetlere dair söz ederken bile dilinde acımasızlık veya öfke yoktu. Sözleri epey sert, eleştirileri demiri eritecek cinsten ama Marat’daki üsluptan eser yok kendisinde.
Enternasyonal ile bağlantılı korkutucu gelişmelere dair herhangi bir saygıdeğer kişi gibi konuştu.
Bir de, sürgünde yaşayıp devrimci birer isme sahip olan, ama isimleri ifşa edilen kişilerin çektiği sıkıntılardan bahsetti. Süreç içerisinde sefil olan Karl Nobiling’in İngiltere’ye geldiğinde kendisini ziyaret etmek istediğini, eğer böyle bir durum olsaydı, kendisini kabul edeceğini, zira Dresden İstatistik Bürosu çalışanı olarak kendisine bir kart gönderdiğini, istatistik hakkında onunla konuşmanın ilgisini çekeceğini söyledi ve “eğer beni ziyarete gelmiş olsaydı, benim için hoş olurdu!” dedi.
Tüm bu tespitlerimle birlikte, Marx’ın bende bıraktığı izlenim, başkalarının onunla ilgili görüşlerinin tam zıttı. Marx pek de sakıncalı biri değil, ileride onunla tekrar buluşmak beni mutlu edecektir. İster bunu arzulasın ister arzulamasın, dünyayı ileride altüst edecek olan o olmayacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>