Hurucun Diyalektiği

30 Aralık 2012 admin

Antikapitalist Müslüman gençlerle Emek ve Adalet grubu arasında gerçek bir ayrışma yaşanmışsa bu, ikinci grubun esasta belirli bir parti faaliyetini önsel, ikincisinin sonsal kabul etmesi ile ilgili olarak yaşanmış olmalıdır. EAG, AKMG’yi parti gibi hareket etmekle eleştiriyorsa, bunun nedeni, kendisinin daha doğarken ölü olan, süreç içinde ölü olduğunu geç de olsa fark eden bir yapı olmasıdır. EAG’nin, Has Parti ile ilişkilerini ve Has Parti pratiğini tek cümle sigaya çekmeksizin, tek satır eleştirmeksizin AKMG’yi eleştirmeye hakkı yoktur. Bu grup, Müslüman mahalle içi hurucun diyalektiğini kavramaktan uzaktır, zira hâlâ burjuva siyasetin halesi içinde düşünmektedir. Bu anlamda burjuva siyasetin Müslüman politikaya açtığı alanda kalmayı içine sindirmekte, bu duruşu yeterli görmektedir. EAG, bu aşamada “bizde akıl var, âlimler var, bu işi biz biliyoruz, bize biat edin” demekten başka bir şey yapmamaktadır. Solun “emek”ini müslümanın “adalet”i ile liberal bir zeminde yan yana getirmeyi anlamlı zannetmektedir. Bu liberal zemin, esas olarak emeğin adaleti işlemesin, adaletin emekçi mücadelesi ortalığı yıkıp dökmesin diye tesis edilmektedir. Bu liberalizmden uzak durmak için gerekli sigorta AKMG’nin kolektif pratiğindedir.
AKMG’nin partiymiş gibi hareket etmesine ilişkin eleştirinin ana nedeni buradadır: EAG “biz partiyiz, bize biat edin, bizde siyasetin kurallarına dair mutlak bilgi var, onun önünde diz çökün” demektedir. AKMG ise içerdiği kimi unsurlar üzerinden bu talimata biraz da anarşizan bir yerden tepki geliştirmektedir. EAG’nin AKMG’ye yönelik “marjinalizm” eleştirisi, niyeti ortaya koymaktadır. EAG’nin niyeti esas olarak AKMG’yi “marjinalize” etmektir. AKMG, hayatın tam göbeğinden, şahdamarından konuşup eyleme geçse bile EAG bu hareketi kıyıya köşeye itmek zorundadır.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Numan Kurtulmuş’un daha işin başında, Erbakan ve Saadet Partisi ile ayrışırken derdinin “partiyi Ak Parti’ye iltihak ettirmek” olduğunu söylemektedir. Kurtulmuş’un çeşitli pratik sebeplere bağlı olarak Saadet Partisi içinde kalan ama gönlü Ak Parti’de olan kesimleri toparlayıp götürdüğü açıktır. AKMG’nin EAG’ye dönük direnci bu noktada anlam kazanmaktadır. Zira EAG’nin AKMG’yi “alt gençlik çalışması” derekesinde görüp onu burada boğmak derdiyle hareket ettiği açıktır. Sonuçta Müslüman kesimdeki sosyal adalete meyyal yönelimlere odaklanan bu çalışma, süreç içinde Ak Parti için bir hava yastığına ya da tampona dönüşme eğilimine sahiptir. Yani Ak Parti uyguladığı politikalarla kendi kitlesi içerisinde oluşma ihtimali bulunan kopuşları nötralize etmek ya da etkisizleştirmek adına, bu tarz kadroların öne çıkmasına bir biçimde izin verecektir. Ak Parti’yle hesaplaşmak, onu destekleyen Müslüman mahalle ile de hesaplaşmayı gerektirir. Bu hesaplaşma doğal olarak emek ile adaleti kendisinde teğellemeyi değil, neoliberal siyasete cepheden saldırmayı emreder.
Bu noktada salt Ak Parti’ye karşı muhalefete kilitlenmiş unsurların bulunması bir sonuç üretmeyecektir. Mehmet Bekaroğlu kıymetli bir duruş sergilese de ve iyi niyetli olsa da meseleyi genel olarak burjuva siyasetin verili sınırlarına hapsettiği ölçüde herhangi bir somut sonuç üretemeyecektir. 1 Mayıs hurucu esnasında TV’de yapılan oturumda gençlere örtük olarak siyaset dersi vermesi ve gençleri marjinalize etmesi bunun delilidir. Gençlerin yapıp ettiklerini onların gençliklerine bağlamak, eylemin kendisini bir tür delişmenlik, aykırılık olarak kodlamak ama öte yandan da siyasetin sağduyulu, akıllı ve sabırlı olmayı emrettiğini söylemek, temelde bu anlama gelir. Bu akıl, sağduyu ve sabır, söz konusu hesaplaşmayı asla göze alamaz.
Bugünde sömürüye ve zulme karşı kıyam etmek, kafanın içindeki tüm kalelerin yıkılmasını emreder. Burjuvazinin hükmü altındaki siyaset pazarında tezgâh sahibi ya da bu pazara mal taşıyan tüccar olmak solculara hiçbir şey kazandırmadığı gibi Müslümanlara da kazandırmamaktadır.
Bu siyaset pazarı, Ortadoğu’daki devletlerin kuruluş mantığına sahiptir: “Evi kuran balta evin içinde tutulmaz.” Bekaroğlu’nun trajedisi buradadır. O siyasî hayatı boyunca sırtına yediği bıçakların sebebini burada aramalıdır. Pazar kurulurken içinde olmuş ama kuruluş tamamlanınca kapı dışarı edilmiştir. Ertuğrul Günay ve Kurtulmuş pratikleri bunun delilidir. Demek ki naçizane tavsiye olarak söylenebilir ki Bekaroğlu paradigmayı, durduğu yeri değiştirmeli, o siyaset dersi verdiği kürsüsünü terk edip küçük gördüğü gençlerin öğrencisi olmayı göze almalıdır. Onlar asla ihanet etmeyecektir, zira kavga kendi içinde asla hain barındırmaz.
EAG ile AKMG arasındaki gerilimin bir nedeni de muhtemelen, İhsan Eliaçık’tır. Tartışmanın İhsan Hoca’nın hurafelere ve geleneksel İslam yorumlarına açtığı bayrakla ilgili olduğu görülmektedir. Ama bu zarfta görünendir. EAG, Müslüman mahallenin burjuva siyaset pazarına duhulü dairesinde kendisini tariflediğinden, İhsan Hoca’nın çıkışı tehdit olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla böylesi bir tehdit unsuruna önce tokat atılmakta, sonra mesafe konulmakta, ardından da tariz okları fırlatılmaktadır. Burjuva siyaset pazarına giriş kapısında “Müslüman mahalleyi olduğu gibi buraya dâhil edeceğim” sözü verildiğinden, İhsan Hoca’nın mahalleyi dönüştürme pratiği tehlikeli addedilmektedir. Müslüman mahallenin olduğu gibi siyaset pazarına dâhil edilmesi, dolayısıyla hurafelerin de satılabilirliğini gerektirir. Satılma ve kâr getirme imkânı bulunan hurafelerin eleştiriye tabi tutulması, söz konusu tüccarlar ve tezgâh sahiplerince asla kabul edilmemektedir. Ama tersten, İhsan Eliaçık’ın hurafe saldırısı da saf, arî, temiz ve mutlak bir İslam formülüne ulaşma gayretinin hükmü altında ise, bu türden bir İslam’ın da egemenlerin kılına zarar vermeyecek bir yerde duracağını söylemek gerekmektedir. İslam içre tüm huruc pratiklerini düzleme eğilimi olarak Selefîliğin Körfez sermayesi ve emperyalizmin açtığı kanala girmesi asla tesadüfî değildir. Arî İslam liberalizmin kulu olmak zorundadır. Huruc ise her daim kirlidir.
İslamî siyasetin ricata ve huruca dayalı iki boyutu vardır. Her iki yönelimde de burjuva siyaset pazarı ile ilişkiler üzerinden, teorik zemin farklı bir biçimde kurgulanmaktadır. Atasoy Müftüoğlu’nun “nass, akıl ve kalb” üçlü bütünlüğü üzerinden yaptığı vurgular burada anlamlıdır. İslamî siyaset ister istemez, bugünde bir kıyam gerçekleştirecekse, bu üç bileşenini namluya sürmek zorunda kalacak, dolayısıyla, tek tek bu üç bileşenin özel âlimleri, zanaatkârları, tüccarları ve malikleri söz konusu kıyama karşı öfke kusacaktır. Bu açıdan İhsan Hoca kıyam içre düşünmesi ile Müslüman mahalledeki hurafe tasallutuna kılıç sallamakta, EAG Müslüman mahallenin siyaset pazarına dâhli üzerinden kaymağı toplamak derdinde olduğundan, bu kılıcı kırmak istemektedir.
Mesele, dolayısıyla kıyam edebilmektedir. Ayağa kalktığınızda etinize, sinirinize, ruhunuza geçmiş bağlar da kopacaktır. Bu kopuşun geriye doğru bir yankısı olacak, o zincirlerin tarihsel ve toplumsal yapısı da bir biçimde sorgulanacaktır. İhsan Hoca ve AKMG’nin hurucu bu diyalektiğe tabidir.
Sol pazarın köşebaşlarını tutmuş olanlar da ölüm oruçları pratiğine böyle yaklaşmışlardır. Sanki işçi sınıfı içinde köklü ve anlamlı bağlar kurmuşlar gibi, söz konusu çıkışın tüm bağları kopartacağını söyleyip hapishane direnişini boşa düşürmeye bakmışlardır. İhsan Hoca ve AKMG de böylesi bir boşa düşürme, marjinalleştirme tehdidi altındadır.  
Ancak bu burjuva siyaset alanında kalmanın ve tersten mevcut anarşist yönelimin birbirlerini yanlışta tamamladıkları açıktır. Müslüman mahallenin kendi özgünlüğünü muhafaza ederek siyaset pazarındaki yerini alması ile “tavşan dağa küsmüş” misali, o pazarın içine girmenin neden olduğu tepkiyle siyaset alanına küsmenin bir biçimi olan anarşizm aynı yerde durmaktadır.
Marjinalleştirme gayretine “evet marjinaliz, n’olmuş!” türünden duygusal bir tepki verip, söz konusu marjinalliğine estetik, teorik ve ahlâkî güzelleme yapmanın ve mevcut tekilliğine kapanmayı yüceltmenin bir anlamı yoktur. Bu güzelleme ister istemez zorlama bir pratik dâhilinde İslam ile anarşizmin yakın noktalarını birleştirme üstadları türetecek, bu üstadlar zamanla köşebaşlarını tutacak ve mevcut pratik, süreç içinde, akamete uğrayacaktır.
Esasında bugün İhsan Eliaçık’ın kellesinin kesilip Zekeriya Beyaz ya da Yaşar Nuri Öztürk’ün kellelerinin bulunduğu sepete yuvarlanmamasının ana sigortası da AKMG’deki dinamik faaliyetin kendisidir. Bu dinamiğin anarşizmle bulamaç bir pratiğe bağlanması İhsan Hoca’nın idamını hızlandıracaktır. Marjinallik eleştirilerine karşı hareketin hayatın şahdamarı içinde akması zaruridir.
Marx’ta “proleter” neyse İslamî yazındaki “mustazaf” da odur. Bu anlamda AKMG kendisini salt Ak Parti eleştirelliğine ait basit bir araç olmaktan çıkartmalı, tüm sömürücülere ve zalimlere karşı verilen mücadelenin bir neferi kılmalıdır. Sözünün ve eyleminin akacağı kanalları tek başına İhsan Eliaçık popülerliğine bağlamamalı ama İhsan Hoca’nın pratiğini kendi pratiği içinde devrimci anlamda dönüştürmeyi de bilmelidir. İhsan Hoca’nın kenara itilmesi anarşizan bir tepki biçimidir ve çıkışsızdır.
Soldaki “herkes emekçi nasılsa” ukalalığı ve kibrine benzer bir tavır Müslüman siyasette de vardır. Aradaki mülkiyet ve rekabet ilişkisinin negatif ve pozitif biçimleri hiçbir sonuç vermeyecektir. “Herkes Müslüman nasılsa” ukalalığı ve kibri üzerine ne bir teori ne bir pratik inşa edilebilir. Sol ve Müslüman arasına bugün döşenen bir hava yastığı olarak anarşizm de “herkes birey nasılsa” ukalalığı ve kibri ile hareket etmektedir.
Müslüman mahallesindeki “sol” hurucu sıkıştıran ana bir husus da Kürd hareketidir. Örneğin bazı Müslüman arkadaşlar Kürd siyaseti ile girdiği ilişki üzerinden “F Tipi Film” isimli çalışmayı “burada Kürt yok” diye eleştirmektedir. Kürd’cülük pratikte bir tür anarşizm formu olarak vücut bulmakta, bu yaklaşımı içselleştirmiş Müslüman genç kendisini, filmdeki en çarpıcı sahnelerden birinde, Kürd ananın döktüğü gözyaşlarını içinde duyamayacağı bir yere savurup atmaktadır.
Zapatista ya da Kürd ya da Nepal ya da Naksalit… Tüm bunlar buranın gerçekliğinde devrimci mücadele vermekle yükümlü kişilerin birey dünyasına ait zırhlara çarpıp dağılmakta, vitrin malzemesi olarak kullanılmakta ve bir biçimde buranın anarşizan, liberter ve liberal eğilimlerinin sosu olabilmektedir. Buranın zapatistası, kürdü, nepali ya da naksaliti olmak için hiçbir şey yapılmamakta, anarşizm “her şey olduğu gibi kalsın” duasının bir tecessümü olarak işlemektedir. “Sosyalizmle İslam birleşemez ama anarşizm birleşebilir” denmesinin nedeni de buradadır. Birileri burjuva siyasetinin ruhu olan mülkiyet ve rekabet ideolojisine kul oldukları için ortak devrimci mücadelenin tüm patikalarını silmeyi görev bilmektedirler.
İran Devrimi esnasında dışarıdan gelen her şeyin bir tür Moskova, Washington ya da Tel Aviv ajanı olarak kodlandığı bilinir. Kürd hareketi için de bugün toplamda dışarıdan uzanan her el Ankara ajanı pratiğidir. Müslüman da olsa, Hz. Ömer adaletine vurgu da yapılsa, ses ajanların sesidir, Kürd bu sesi böyle duyar. Çünkü Kürd kıyamı içerisinde adını böyle koysun ya da koymasın, genel olarak burjuva siyaset pazarının köklü bir eleştirisini yapmış, her eylemini bu eleştiriye göre kurmuştur. Dolayısıyla “burjuva siyaset pazarında Kürd tezgâhının sahipleri var, biz de onlarla Müslüman tezgâhının sahipleri ve tüccarları olarak ilişki kuralım” demek asla sonuç vermeyecektir. Kürd kendisini o tezgâhta satılan ve tüccarların getirip pazarladıkları kan ve terle tanımlı kılmıştır artık. Ortaklaşma da ancak Müslüman’ın da bu işlemi yapabilmesi ile mümkündür. Bu işlem yapılmaz ise mevcut pratik, “Kürd meselesini bu sefer de İslamcılarla çözelim” diyen müesses nizamın verili pratiğine bir biçimde bağlanacaktır. Oysa ortaklaşma ancak kanda ve terdedir, sadece kan ve terle gerçekleşebilir. Kürd’ün, sosyalistin ve Müslüman’ın tezgâhları parçalanmalı, tüccarları iflas etmelidir. Kurtuluş buradadır.
Cidal Haksoy

One Response to “Hurucun Diyalektiği”

  • Murat Yetiş

    "Kürd’ün, sosyalistin ve Müslüman’ın tezgâhları parçalanmalı, tüccarları iflas etmelidir. Kurtuluş buradadır." demek, her üçünün de dışından bakmayı gerektirmez mi…? kesişen, ortak alanlar kimliğimizin çoğunluğunun bulunduğu alanlar aslında… Daha önce sizin yaptığınız gibi…, bu alanların dışından konuşabilmeyi öğrenmemiz şart diyorum… Aidiyetlerin putlaşmışlığıdır zaten esas

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>