Havzalarda Sınıfsal Öfke Patlamaları

15 Ocak 2014 admin
Kıvılcımdan Sonra
Finans-kapital sınıfa yönelik sistematik karşı devrimci saldırılarını derinleştiriyor.
TC, bölgesel bir karşı devrim merkezine dönüşme yönünde transforme olurken, bu sürecin parçası ve tamamlayıcısı olarak sınıfı örgütsel olarak dağıtmayı, amorfe etmeyi ve enkazlaştırmayı amaçlıyor. 2008 sonrası hızlanan bu süreç, 2013’te yeni bir merhaleye ulaştı. Finans kapitalin saldırıları hızla yoğunlaştı ve konsantre oldu. Bir anlamda sınıfın ontolojisine yöneldi.
Finans kapital, sınıfın varoluşsal dinamiklerini yok etmeyi, sınıfı bir sosyal enkaz yığına dönüştürmeyi ve ideolojik, örgütsel, entelektüel ve ruhsal yıkımını hedefliyor. Son derece soğukkanlı ve iyi hesaplanmış bir şekilde adımlar atarak, karşı devrimci programlarını hayata geçiriyor.
Sistematik güvencesizleştirme, esnekleştirme, taşeronlaştırma, mülksüzleştirme, yoksullaştırma, işsizleştirme ve sendikasızlaştırma bu karşı devrimci programın temel yönelimleri olarak dikkat çekiyor.
Bu saldırıların son olarak konsantre biçim alışı, özel istihdam bürolarının devreye sokulması, kıdem ihbar tazminatının tasfiye süreci, bölgesel asgari ücretin hayata geçirilme girişimleri oldu. Görünürden ve ilk akla gelen şeylerden öte bu saldırılar, son derece ağır ve sınıfın varoluş dinamiklerine yönelik bir içerik taşıyor.
Özel istihdam büroları, çağdaş bir simsarlık biçiminde karşımıza çıkıyor. Modern köleliğin yasal biçimi olan bu sistemde; işçiler bir mal, bir eşya gibi satın alınabiliyor, saatlik, günlük, sezonluk ya da bir dönemlik kiraya verilebiliyor, üzerinde her türlü tasarruf gerçekleştirilerek sermayenin işçi maliyetlerini en alt düzeye çekmesi ve her düzeydeki sorumluluktan kurtulması sağlanıyor. Sınıfın tüm güvencelerini yok etmeyi hedefleyen bu sistem, çalışma saatinden, iş güvenliğine, çalışma koşullarından, sendikal örgütlenmeye ve toplu sözleşme düzenine ve tüm sosyal hakların gaspına kadar çok geniş bir içerikte hayata geçirilmek isteniyor. Daha teorik bir ifadeyle, bu sistem bir nesneleştirilme operasyonudur. Sermaye ancak enkazlaştırarak, sınıfı nesneleştirebileceğini biliyor. Adımlarını da bu yönde atıyor. Kıdem ve ihbar tazminatının gaspıyla sınıfın bugününün yıkımı ve geleceğinin felç edilmesi, bölgesel asgari ücretle ise sınıfın soğukkanlı bir şekilde değersizleştirilmesi ve bir muhtaçlar yığınına dönüştürülmesi hedefleniyor.
Sendikal bürokrasi ve korporatizm işbirlikçi bir tavırla, finans-kapitalin politikalarına tam angaje olmuş durumda. İşçi sınıfı her şeyden önce olağanüstü bilgi yetersizliğinden dolayı gelişmelerin farkında değil, şiddetli örgütsüzlük ve dağınıklılık içinde, yaşadığı yaşamsal sorunların altında eziliyor.
Yine de sınıf kendi otonomisinden kaynaklı, refleksler geliştiriyor. Finans kapitalin sistemli saldırıları, havzalarda sınıfsal öfke ve kini biriktiriyor.
Lokal Direnişler Yaygınlaşıyor
İşçi sınıfı dönemsel olarak varlığını şiddetli öfke patlamalarıyla ortaya koyuyor, onu yeniden kuruyor ve inşa ediyor.
Özellikle 2008’den sonra, krizin yıkıcı etkisiyle birlikte, lokal düzeyde yaygın işçi eylemleri gerçekleşti. Sınıf havzalarda, parlamalarla yok edici saldırılara yanıt üretmeye çalıştı. Lokal eylemler, son 5 yıllık kesitte giderek yoğunlaştı. 2011, 2012 yılında artan eylemler, 2013’te de yoğunluğunu korudu.
İşçi sınıfı finans kapitalin çok boyutlu ve çok kapsamlı yıkıcı saldırılarına ve hegemonyasına karşı sınıfsal refleksiyle hamleler yaptı, ısrarla örgütlenme arayışına sürdürdü. İşten atılmak gibi büyük bedeller ödemeyi göze alan sınıf, hemen hemen her sektörde ağırlıkta sendikal örgütlenmede biçimlenen arayışlara girdi. Bu durum sendikal yapıların yeteneklerinden ve politikalarından kaynaklanan bir gelişme değil, hatta sendikal bürokrasi denetimsiz gelişen bu hamlelerden ciddi oranda rahatsız. Birçok pratikte işçileri yalnız bırakabiliyor, ilgilenmiyor, hatta ihanet ediyor. İşçi sınıfının hemen hemen her havzada örgütlenme arayışı yoğunlaşıyor. Öte yandan sendikalı alanlarda da gelişen saldırılara karşı sendikal bürokrasiyi aşan, onu zorlayan ya da zorunlu harekete geçmesini sağlayan direnişler gerçekleşiyor. İşçi sınıfı bunun yanısıra farklı taban örgütlenmeleriyle sürece müdahale ediyor, yaygın direniş ve eylemlerle varlığını koruyor.
Eylem ve direnişler, sınıfın ontolojik hamlelerini ve bütün olumsuz koşullara rağmen örgütlenme arayışını gösteriyor.
Sınıf olağanüstü dağınıklılığına, örgütsüzlüğüne ve parçalanmışlığına karşın, sebatla direniyor. Giderek direnişler militan bir karaktere bürünüyor. Spontane bir şekilde gelişen bu arayış ve tepkiler, müthiş bir birikim yaratıyor. Öğretici deneyimler ortaya çıkıyor. Mücadelenin yaratıcı zenginliği son derece etkili, çok yönlü, cüretli, kendini inşa eden önderler yaratıyor. Bu önderler ve çevresindeki aktif işçilerden oluşan halka, bir anlamda direnişlerin ve eylemlerin taşıyıcı ve katalizör gücü olarak hareket ediyor. Direnişlerin hemen hemen tamamında taban örgütlenmelerinin kurulması ve direnişleri bu örgütlenmelerin sürüklemesi, inisiyatifinin bütün direnişçiler tarafından tanınması (buna sendikal örgütlülüğün olduğu direnişlerde dâhildir) son derece önemli bir birikimdir. Sınıfın nesnel ve öznel şekillenmesini hızlandırıcı bir adımdır. 1989 Bahar Eylemleri’nden sonra sınıf hareketinde son beş yıl, taban örgütlenmelerinin en yaygın hayata geçirildiği dönem olarak yorumlanabilir. Sınıf mobilizasyonunda taban örgütlenme deneyimlerinin artması müthiş bir birikimdir. Sınıfın kolektif hafızasında kalıcı izler bırakacaktır.
Bugüne kadar (iyi niyetli çabalara rağmen) direniş ve eylemler arasında bir eşgüdümün kurulamamasına, en azından havza bünyesinde bir senkron yaratılamamasına karşın eylem ve direnişlerin her biri kutup yıldızı işlevi görüyor. Havzalarda sınıfsal öfke ve kini açığa çıkarıyor. Muazzam bir birikim oluşuyor. Son dönemdeki eylemlerin büyük bir oranda, başarıyla bitirilmesi bu süreci besliyor ve zenginleştiriyor. Sınıfa güven veriyor ve muktedir olma duygusunu besliyor.
Her eylem ve direniş sınıfın ontolojisini besler ve tarihsel yansımalar yaratır. Son dönem ortaya çıkan işçi önderleri ve direnişçi profili geleceği kazanmada kendi mütevazılıklarında tarihsel bir rol oynuyor.
Ateş Olmak
2013 yılında metal, tekstil, ilâç, petro-kimya, liman, gıda, havacılık, perakende, basın ve benzeri birçok sektörde son derece yaygın direniş, eylem ve grevler gerçekleşti. 2011 ve 2012 yılına benzer karakterde gerçekleşen bu eylemler, 2013 yılında bir üst aşamaya yükseldi. Yıla belirleyici olarak grevler damgasını vurdu. Özellikle THY, tekstil, Darphane, İSDEMİR ve Çaykur grevleri, birçok eksikliğine ve zaaflarına rağmen sarsıcı sonuçlar yarattı. Her şeyden önce sınıf grev silâhını yeniden kuşandı ve kavgayı bir üst boyuta yükseltti. Bütün bu grevlerde sağ ve sol tandanslı sendikal bürokrasi sınıfın dinamiklerini bertaraf etmeye çalışmasına rağmen, başlı başına grevlerin gerçekleşmesi, işçilerin grev pratiğiyle tanışması sınıflar mücadelesi açısından önemli birikimler yarattı.
2013 yılının özelliklerinden biri de sınıfın varoluş dinamiklerine bir saldırı olan, taşeronluğa karşı yaygın eylem ve direnişlerin yapılması oldu. Beltaş, Dersim Aksa, Hacettepe, Eti Bakır, Balcalı Hastanesi, Edaş direnişleri gibi eylemler yıl içerisinde havzalarda yaygın bir karakter gösterdi. Ayrıca sendikal örgütlenmeye yönelik saldırılar karşısında da işçi sınıfı etkin direnişler yaptı. Hey Tekstil, Punto Deri, DHL, Lafem, Altınoluk Ambar, Abdi İbrahim, Standart Profil gibi pratikler dikkat çekti. Ayrıca işten atılmalara ve hakların korunması için yapılan eylemlerde yaygınlık gösterdi.
Yatağan maden işçilerinin özelleştirmeye karşı uzun soluklu direnişi hâlen sürüyor. Kazova özyönetim deneyimi sınıf mücadelesi tarihindeki yerini aldı. Kazova, Türkiye işçi sınıfı tarihinde eşine az rastlanan doğrudan eylem ve öz yönetim pratiği olarak, Alpagut deneyiminin güncel ifadesi oldu. Feniş fabrika işgal eylemi işçi sınıfı tarihinde bir ilkin gerçekleşmesidir. İşçi sınıfı Feniş deneyimi ile en uzun soluklu fabrika işgal eylemini gerçekleştiriyor. Direniş içerisinde yine ilk defa sistematik gerçekleştirilen sınıf eğitimi ile direniş tam anlamıyla bir okula dönüşüyor.
Bütün bu eylem, direniş ve grevler finans kapitalin sistematik karşı devrimci hamlelerine karşı sınıfın “pes etmeme” ısrarını ortaya koyuyor.
Her eylem ve direniş havzalarda çakan bir kıvılcımdır. Kıvılcımlar bugün havzaları tutuşturamıyor, ama eylem ve direnişler havzalarda biriken öfke ve kine güç katıyor. Havzalarda biriken enerji, her havzayı ateş topuna çevirecek bir aşamaya ulaştı. İçine girdiğimiz süreç ufak bir kıvılcımın, infilaka dönüşmesine yol açabilir.
Görev; direniş ve mücadeleyi yükseltmek, büyük yangınların küçük bir kıvılcımdan başladığını bilerek, havzalarda yeni kıvılcımlar yaratmaktır.
Volkan Yaraşır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>