Haksöz’e Açık Mektup

6 Eylül 2011 admin
Senesini tam olarak hatırlamıyorum, Emeğin Partisi Kadıköy’de Irak işgaline yönelik savaş karşıtı bir miting düzenliyordu. Haksöz’ün de bu mitinge destek vereceğini duyunca sevindim. Çünkü sosyalistlerin halkın Müslüman kimliğine olan mesafesi ve toplumla kurdukları aydınlanmacı diyalog benim için hep sıkıntı oluşturmuştu. Bu sebeple bu diyalogu çok anlamlı buldum ve mitinge iştirak ettim. O zaman gözüme çarpan küçük bir anekdot oldu; Haksöz’den arkadaşların çoğunun cebinde Vakit gazetesi vardı. Biraz şaşırdım ama anlamaya çalıştım. Bu mitingden sonra Haksöz’ü ziyaret etmeye karar verdim. Fatih’teki bürolarına gittiğimde Kenan Alpay ve Bahadır Kurbanoğlu ile görüşmüştüm. Orada bu soruyu onlara sordum. Neden Vakit gazetesi okuyorsunuz?
Onlar da, aslında Vakitgazetesi ile mesafeli olduklarını ama bu gazetenin diğer gazetelerden farklı olarak onların haberlerini yayınladığını, bundan dolayı Vakit gazetesinin okunduğunu söylediler. Ben bu durumu biraz Cumhuriyet gazetesi ile solun ilişkisine benzetmiştim. Devamında Cumhuriyet‘in sol üzerindeki olumsuzluğunun benzerini Vakitgazetesinin de İslamcılar üzerinde gerçekleştirdiğini açıkça kabul etmişlerdi. Bu benim için doyurucu bir cevaptı. Bu tanışmada bana Muhammed Ammara’nın “Mutezile ve Devrim”, “Mutezile ve İnsanın Özgürlüğü Sorunu” kitaplarını verip; Ali Şeriati, Seyyid Kutub ve Muhammed Bakr Es Sadr’ı önermişlerdi. Ben dediklerini yapıp bu yazarları okuyarak arkadaşlarımla da tartıştım.
Kaderin cilvesine bakın ki Kenan Alpay bugün Vakit gazetesinde yazıyor. Kenan Alpay’ı Vakitgazetesine sürükleyen rüzgâr çok şükür beni Cumhuriyet gazetesine sürüklemedi ve Kemalizmin solcu-Türkçü versiyonuna o zaman olduğu gibi bu günde karşı durdum. Kenan Alpay da keşke Kemalizmin Türkçü-İslamcı versiyonuna karşı dursaydı. İlk kez İslamcılığın muhafazakârlıktan farklı şeyler olduğunu onlardan dinlemiştim. Şimdi ise Vakit’te yazıyor hem de İslamcı ereklerle değil, muhafazakâr ereklerle. (Haksözhaber)
Şeytanından Öğrenmek
Bu noktaları açmak istiyorum. Burayı deşifre edersek süreç anlaşılmış olur.
Kapitalizm bugün hegemonyasını kurmuş küresel bir sistemdir. Bir durumu sistem olarak analiz edebilmek için o durumun kendisini yenileyebilme ve her koşulda yeniden üretebilme kabiliyetlerine bakarız. Kapitalizm bir ekonomik sistem olarak küresel düzeyde tüm toplumlara sirayet etmiştir. Her kültürel formda kendini üretebilen ve yenileyebilen bir yapı olduğu için “kapitalizm bir sistemdir” diyebiliyoruz.
Kemalizm ise bu topraklarda kapitalist düzenin üretimini sağlayarak kitlelerle bütünleştirmeye çalışan bir rejimdir. Bu bağlamda Kemalizm rejim olarak bir sistemdir. Kendisini yeniliyor, meşruiyetini kaybettiğinde formunu değiştiriyor. Lâkin temel perspektifi hiç değişmiyor. Muasır batı medeniyetine paralel hareket eden ve İslam coğrafyasında örnek oluşturacak bir toplum inşası. Bu perspektif ile hareket eden Kemalizmin solcusu da, sağcısı da, İslamcısı da, Alevisi de, Sünnisi de var.
Bir Sistem Nasıl Yürür?
Yukarıda yalancı azınlık, aşağıda biat eden çoğunluk; çoğunluk yalanları yiyorsa, sistem tıkırındadır. Çoğunluk uyanırsa, yalanlar ve yalancılar değişir, yani sistem frekans değiştirir. Buna da “sistemin yenilenmesi” diyoruz.
28 Şubat postmodern darbe sonrasında çoğunluk içinden “ne oluyoruz” sesleri duyulmaya başladı. Artık e-muhtıraları yiyecek çoğunluk azalmıştı. Bu durumda yukarıdaki yalancıları ve yalanları değiştirmek hâsıl oldu. Yani sistem frekans değiştirdi ve liberal oldu. Bu frekans değişikliğini büyük bir dönüşüm ya da devrim zannedersen oltaya gelmiş olursun. Ve bundan sonra şeytanına benzersin.
Amaç muasır medeniyetler seviyesine ulaşacak örnek bir toplumu Müslüman coğrafyada inşa etmek. Emperyalist batı ile uyumlu ve onlar için misyonerlik ve stratejik ortaklık yapan devletin inşasını devam ettirmek. Bugün bunların hepsi mevcut. Yalan perspektifini kaybetmedi, sadece frekans değiştirdi.
Haksöz’den arkadaşlar buna itiraz edebilir. “Hayır, biz bu yeni durumu devrim olarak görmüyoruz!” diyebilirler. Öyle mi değil mi bir bakalım.
Bu coğrafyada jakoben ve otoriter Kemalizm alt sınıfları ve tüm toplumsal kesimleri inkâr asimilasyon ve imha metodu ile ıslah etmeye çalıştı. Bu metodu Kürt’e, Türk’e, Alevi’ye, Sünni’ye, sola, sağa her kesime uyguladı. Bugün ise inkâr ve asimilasyon metodolojisi iflas etmiştir.
Nasıl mı?
İnkar ve asimilasyonun 21. yüzyılın iletişim çağında jakoben ve zorba araçlarla devam ettirilme imkânı ortadan kalkmıştır. Bu bağlamda inkâr ve asimilasyon politikası frekans değiştirmek zorundadır. Artık yeni frekans sisteme dâhil edip asimile etmek ve bu yolla inkâr etmektir. Bugün sisteme dâhil olan Müslüman kitleler başarılı bir şekilde asimilasyona tabi tutuluyor. Bazı muhalif Müslüman kesimler ise bu sistemi ele geçirdiğini düşünüyorlar. Onlara bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Sistemi ele geçiremezsiniz, öyle düşünüyorsanız bilin ki sistem sizi ele geçirmiştir. Bundan dolayı şeytanınıza benzersiniz.
Daha aydınlatıcı olsun diye örnekle sahamı genişleterek devam etmek istiyorum. Mevzuyu Kürt sorunu üzerinden ele alacağım. Aynı perspektifle Emek ve Adalet Platformu‘nun lüks otel önü iftarlarına da bakacak olursak aydınlatıcı olur diye düşünüyorum.
Kemalist rejim Kürtleri bir asırdır yok sayıyor. İnkâr, asimilasyon ve imha yöntemleri ile Kürt halkına karşı savaşıyor. Halkların hem tarihsel kimlikleri inkâr ediliyor (İslam da bu kimliklere dâhil) hem de onurları ayaklar altında çiğneniyor.
21. yüzyılda inkâr ve asimilasyon iflas etmiştir. Sistem olarak varlığını sürdüren neo-kemalizm Kürt halkını sistem içine alarak asimile etmek ve bu yolla inkâr etmek istiyor. Bu yeni politikanın adı; demokratik açılım.
Haksöz bütün yazılarında demokratik açılımı bir barış programı gibi pazarlamakta. Frekans değiştiren otoriter jakoben Kemalizmin yeni kimliği olan liberal Kemalizmin (AKP hükümeti) kalemşorluğunu yapmaktadır. Bunu da kendine özgü yöntemlerle yapıyor. İnternet sitesinde Kürt sorunu ile ilgili haberlerin çok büyük kısmı; Taraf ve Zamangazetesi menşelidir. Mesela Gündem gazetesinden niçin alıntı yapılmaz da Taraf‘tan alıntı yapılır. Haydi Gündem “Marksist”, “dinsiz” vs. Taraf liberal ve Müslüman mı? Kendilerine ait yazılarda da bu perspektif hemen göze çarpmaktadır. (Haksözhaber)
İnternet sitesinde böyle haberler ve alıntılar yapan Haksöz çevresi nerede duruyor acaba?
Demokratik açılımın başladığı günlerin akabinde özel ordu-özel polis birlikleri oluşturulmaya başlandı. Binlerce Kürt siyasetçi içeriye tıkıldı, bir yandan sistem içi Kürt siyasiler harekete geçirilirken (Kemal Burkay da dâhil) bir taraftan da dağlarda Kürt gençleri öldürüldü. Bu iktidarın kadim bir yöntemidir. Direnmeyenleri sistem içine al, direnenleri imha et!
Bugün Haksöz çevresi Kürt sorunu ile ilgili Kürtlerin direnen tarafını imha eden cephede duruyor. Ne oldu da mazlumdan yana iken zalim oluverdiler ve frekans değiştiren sistemin parçası olmayı tercih ettiler?
Bugün inkâr ve asimilasyonun zorba ayakları iflas etmiştir. Bu zorba yöntemler liberal bir cephe örgütlenerek ikame edilmeye çalışılıyor. Bu cephede liberal solcular, liberal demokratlar, liberal İslamcılar, liberal sağcılar vs. liberal olanlar var. Ordu Kürtlerin direnen kesimlerini imha ederken, liberal cenah yenilenlere “demokratik” bir zemin inşa etmektedir. Peki, Haksöz’ün bu seküler, liberal, ordu ve burjuvazi cephesinde ne işi var? Bu cephede herkes meşrebine uygun olarak imha faaliyetinde bulunmaktadır. Taraf gazetesinin mevzisi farklı, Zamangazetesinin mevzisi farklı, ordunun mevzisi farklıdır. Peki, Haksöz’ün bu mevzide ne işi var?
Bu cephe sadece mazlum Kürt halkına karşı örgütlenmiyor, yoksul Türkiye halkına karşı da örgütleniyor. Mesela Emek ve Adalet Platformu‘nun düzenlediği lüks otel önü iftarlarına yapılan saldırıda niçin Haksözcü arkadaşlar R. Ozan Kütahyalı ve Akif Beki gibi kalemşorlardan alıntı yaparak saldırıyorlar. Bu cephe dostluğunun bugün başlamadığını biliyoruz. Ancak yine de sormak lâzım: yeni dönemin Ertuğrul Özkök’leri ile ne oldu da dost oldunuz? (Taraf)
İslam’a sol literatürün sirayet etmesine yönelik tepkileri anlıyorum. Ama “bu tepkiyi niçin liberallere karşı da geliştirmiyorsunuz?” diye sormadan da edemiyorum. Hem de Türkiye’de liberal ve sağcı literatür İslam’a daha içkin ve ontolojisine kadar sirayet etmişken. Neden İhsan Eliaçık’a karşı yapılan eleştiriler Mustafa Özel’e karşı da yapılmıyor. Mustafa Özel ki Medine pazarından serbest piyasa ekonomisini çıkartmış biri.
Örneğin İhsan Eliaçık“İslam’da eşitlik var” derken ona “sen Marksistsin” deniliyor! Bunu anlayabilirim. Peki, Ebubekir Sifil, “hayır kardeşim İslam’da fırsat eşitliği var” dediğinde “niçin sen liberalsin” denmiyor? Denmez çünkü Bülent Şahin Erdeğer de öyle düşünüyor.(1) Liberalizm bugün fıtrat gibi pazarlanıyor. Bunu yapan fıkıhçıları sıralarsak uzun bir liste çıkar. Hegemonik olanı fıtrat zannedersen, “Müslüman olmanın esprisi ne?” diye sorarım ben de. Bugüne itiraz etmeden kurucu hiçbir şey geliştiremezsin. Bugüne rıza gösterir ve teslimiyetle fıkıh yaparsan, Protestanlık mezhebini İslam içinde inşa edersiniz. Faize gelince kılıf, kul hakkına gelince tilki, içkiye gelince elhamdülillah; bu mudur İslam’ın hassasiyeti? İslam’ı seküler ideolojilerden korumak benim için anlaşılır bir çaba. İslam, içerisinde gayb ve iman barındıran bir din. Kendini bilgi kuramsal olarak, her çağda hikmet içerisinde kurabilir. Bu bağlamda Atasoy Müftüoğlu’nun çabaları her kesimde umutları büyüten çabalardır. Ama dünyaperest ideolojilere gık etmeyip, bu ideolojilerle bütünleşik bir şekilde, İslam düşüncesini otoriter liberal düşünce ile harmanlayıp sosyalizme hücum etmek, kusura bakmayın ama İslamî değildir. Bu olsa olsa yeşil kuşak İslam’ının restore edilmiş hâlidir. Yani Haksözçevresi bazı saldırıları İslamî ereklerle yaptığını iddia etse de bu pek inandırıcı gelmiyor. Çünkü onlarda liberal kapitalist dünya ile bütünleşik düşünme konforundan vazgeçmiyorlar.
Mazlumları, halkları ve fakirleri inkâr eden sistemin yanında olmak; mazlumların, halkların ve fakirlerin karşısında olmaktır.
Kürt sorunu üzerinden özetlersek; Haksözçevresi inkâr ve asimilasyona karşı duruyor. Bu bir meziyet değildir. Bugün ordu bile neredeyse bu noktaya gelmiştir.(2) Ama imha konusunda Kürtlerin direnen unsuruna açık açık düşmanlık eden Taraf-Zaman-Vakit gazeteleri ile aynı çizgidedirler. Sadece Kürt meselesinde değil, emek meselesinde de durum aynıdır.
Neo-kemalist Olarak AKP (Kurumsal Kemalizm)
Bugün neo-kemalizm kendini muhafazakâr ve liberal bir çizgide inşa etmektedir. Bunun için sosyal-korporatist devlet tasfiye edilip yerine sivil toplum-devlet endeksli Anglo-Amerikan model örgütlenmektedir. Yoksul kitleler için insan onuruna yaraşır bir hayat sunmak yerine ölmeyecek kadar tok, isyan etmeyecek kadar aciz bir denklemde kitleleri tutmaya çalışmaktadır. Neo-kemalist hükümet (AKP) sosyal hakları tasfiye ederken sosyal yardımlaşma fonunu büyütmekte ve yardımlaşma konulu sivil toplum örgütlerini geliştirmektedir. Başlangıçta başarılı olan bu yöntemin ilerleyen zamanlarda hak bilincini zayıflatacağı, insanı şerefli bir mahlûkattan, dilenci bir mahlûkata dönüştüreceği önkabulü ile bu duruma itiraz ediyoruz. TÜİK verilerinden gelir dağılımının bölüşümüne ve sosyal yardımlaşma fonlarına aktarılan payın büyüklüğüne bakabilirsiniz. Sosyal-korporatist devlet perspektifinden Anglo-Amerikan liberal devlete geçişi İslam fıkhına uyduran liberal İslamcılara doğru düzgün laf söylemeyen Haksöz çevresinin, buraya yönelik mütevazı eleştiri yapanlara hücum etmesi oldukça manidardır. Liberal devlete yapılan eleştirilerden kendine vazife çıkaran çevrenin bu saiklerle Emek ve Adalet Platformu‘na saldırması bize bu çevrenin sistem içerisindeki yerini de gösteren bir tablodur. Ve bu saldırılara akidevî kılıf uydurup iftiralara yeltenmesi tek kelime ile ayıptır. (Haksözhaber)
* İnkâr edilen yoksul kitleleri afyonlayan kapitalizm eleştiriniz nerededir?
* Bu kitleleri acizlikle asimile eden bu düzene söyleyecek sözünüz yok mu?
* Peki ne işiniz var da bu kitlelerin direnen küçücük, cılız damarlarını tıkıyorsunuz?
* Koskoca kapitalizm dururken onunla uğraşmayıp bu sisteme “Lâ” diyen bir azınlığı imha etmeye çalışıyorsunuz? 28 Şubat döneminden mi öğrendiniz iftirayı?
* Vakitgazetesinden mi öğrendiniz saptırmayı?
* Ne oldu da şeytanınıza benzediniz?
* Bu düzene itiraz ediyoruz. Doğu ile batı, kuzey ile güney arasındaki fark, zulümdür. Levent ve Sultanbeyli arasındaki fark da sömürüdür. Kültürümüz ve geleneğimiz içerisinde yerli ve toplumcu bir itiraz geliştirmeye çalışıyoruz. Bu mu akidevî bozukluk?
* İnkâr, asimilasyon ve imhaya cephe aldık. Bu mudur sapkınlık?
Bu sistem bizi hazmetse de biz bu sistemi hazmedemiyoruz. Size de tavsiye ediyorum.
Hegemonya şeytandır ve onunla tek diyalog direniştir. İlgililer için aşağıdaki makaleleri tavsiye ediyorum.
- Sosyalist Sol ile Müslümanlar Arasındaki Diyalog Klişe Söylemleri Aşabilir mi?- Hamza Türkmen
- Ekonomi ve Türkiye’de Yaşamanın Bedeli- Hamza Türkmen
- İslamî Hareketin İşçi Sınıfına Zorunlu İlgisi – Hamza Türkmen
- Kapitalizm Karşısında Savrulma Örnekleri – Güney Uzun
* * *
(1) “Dolayısıyla Adalet/Qıst bazen eşitsizliği gerektirir. Hz. Peygamber de zaten toplumda hukuksal eşitliği ve fırsat eşitliğini korurken herkesin emeğine göre farklı mülk edinme hakkını da korumuştur. Öyle ki Hz. Muhammed’in sağlığındayken pek çok sahabi zengin olmuş ancak zenginliklerini borç silme, köle azad etme, infâk, sade yaşam gibi İslamî yaşam tarzı içinde anlamlandırmışlardır.” (Haksözhaber)
(2) Hem Yaşar Büyükanıt, hem de İlker Başbuğ, “terörle mücadelenin yalnızca askerî tedbirlerle ve yöntemlerle çözülemeyeceğini” ifade ederek, sosyal, kültürel, ekonomik adımların da atılmasını gerekliliğini söylemişlerdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>