Güney Afrikalı Madenciler Direniyor

21 Ağustos 2012 admin
Güney Afrika’daki bir platin madeninde yapılan grev esnasında polisin gerçekleştirdiği katliam sonucu 34 yoldaşını kaybeden maden işçileri pazartesi işe dönmezlerse kovulacaklarını bildiren bir ültimatom veren şirkete kafa tutmaya devam ediyorlar.
Pazartesi günü işgücünün sadece yüzde 27’sinin işe döndüğünü bildiren İngiliz menşeli Lonmin maden şirketinin sahibi, savurduğu tehdidi geri almak zorunda kaldı. Şirket yayınladığı bildiride işe dönmesi için kimseye baskı uygulanmayacağı ve Salı günü işçilere verilen sürenin dolacağı söylendi.
Pazartesi günü madende üretime başlanamadı, 10 Ağustos’tan beri grevde olan üç bin kaya delme operatörü eylemlerine son vermeyi reddetti. Ülkedeki en yoğun sömürü koşullarında çalışan bu işçiler platinin toprak altından çıkartılabilmesi noktasında zaruri bir güç.
Binlerce grevci işçi pazartesi günü katliamın yaşandığı madene yukarıdan bakan bir tepede konuşlandılar. Güney Afrika’da yayınlanan Mail & Guardian gazetesinin pazartesi günkü nüshasında bildirildiği kadarıyla, saha “kana belenmiş bir savaş alanı” gibiydi.
“İşçilerin kanlı kıyafetleri yere ve çalıların etrafına savrulmuş, yeni boyandığı belli olan sarı renkteki alanda işçilerin cesetleri etrafa saçılmış. Bu alanda boş göz yaşartıcı bomba kovanları göze çarpıyor, yakınında ise bir grup çocuk ateşlenmiş bir işaret fişeği ile oynuyor.”
Geçen Salı, helikopter destekli, zırhlı araçlar, el bombaları, göz yaşartıcı bombalarla donatılmış polis gücü otomatik silâhları ve gerçek cephaneleri ile bekleyen bir ekiple işçilerin karşısına çıktı. Sonrasında ise geçmişte Sharpeville ve Soweto’da ırk ayrımcısı rejim döneminde gerçekleşen türden bir kıyım yaşandı.  
İşçiler, iş arkadaşlarının daha kanı kurumadan, greve son verip işlerini kaybetmeleri konusunda kendilerini ikna etmeye çalışan ve maden şirketinin safında duran Afrika Ulusal Kongresi hükümetine karşı çok öfkeliler.
Zachariah Mbewu isimli bir işçi, “Bizden geri atmamızı beklemeleri bize yönelik bir hakaret aslında. Dostlarımız, iş arkadaşlarımız öldüler burada ve buna rağmen bizim tekrar işe geri dönmemizi bekliyorlar. Asla dönmeyeceğiz.” diyor ve devam ediyor: “Birçok arkadaşımız hapiste ya da hastanede. Yönetim istediğimizi bize geri vermezse, yeraltına inmeyip dağa geri döneceğiz.”
Thapelo Modima isimli başka bir grevci işçi ise şunları söylüyor: “Hastanede, morgda yatan arkadaşlarımıza da ateş açacaklar mı? Varsın vursunlar, çekilecek dert değil, bu çileli hayat hiç değişmeyecek. Lonmin maden şirketi için bizim esenliğimiz bir hiç. Bizi hiç dinlemediler ve bizi öldürsünler diye üzerimize polisleri saldılar.”
Madende gündelikçi olarak çalışırken delgi operatörlerinin grevine katılan Yandisa Matomela ise şu tespiti yapıyor: “Hükümetteki parti ANC, demek ki bu insanları katleden de ANC’dir. Bizi hiç umursamıyorlar. Hükümet madeni koruyup kolluyor, bu nedenle buraya polis gönderiyor. Onca insan ölecek ama hiçbir şey olmayacak.”
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma olaydan sonra bir haftalık yas ilân ederken, ANC hükümetinin ortaya koyduğu eylemler kendisinin ve müttefikleri Güney Afrika Sendikaları Kongresi, Ulusal Maden İşçileri Birliği (NUM) ve Güney Afrika Komünist Partisi’nin katliamın arkasında durduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Yas süresini ilân ederken Zuma şunları söylüyor: “Birilerini parmakla işaret etmekten ve karşılıklı suçlamalarda bulunmaktan kaçınmalıyız. Nereden gelirse gelsin şiddetin karşısında birleşmeliyiz. Barışa, istikrara ve düzene, ayrıca suç ve şiddetten arınmış şefkatli bir toplumun inşa edilmesine olan inancımızı yeniden teyit etmeliyiz.”
Elbette Zuma “şiddet” derken, burada kendi güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği kanlı eylemden değil, platin madencilerinin yaşam koşullarına yönelik militan protestolarını kastediyor. “Birilerini parmakla işaret etmek”se bir yandan katliamı gerçekleştirenleri savunurken bir yandan da eylemin kurbanlarını günah keçisi ilân etmek anlamına geliyor.
Soweto’da yayınlanan Monday isimli gazeteye konuşan eski bir bankacı iken polis komiseri olan ve bir iki aydır görevinin başında bulunan Riah Phiyega, Marikana’daki kitlesel katliam konusunda endişe duyulacak bir şey bulunmadığını söylüyor: “Kamu güvenliği tartışma götürmez bir gerçekliktir. Yaşananlarda üzülecek bir şey yok.”
Bu arada hükümet de katliam günü gözaltına alınan 260 grevcinin gözünün yaşına bakmayacağını açıkladı. Madenciler pazartesi günü polis otobüslerine bindirildiler ve tam da bir kuşatma havası içinde, zırhlı araçların eşliğinde, Pretoria’daki mahkemeye çıkartıldılar.
Polis 100 madenciyi adliye binasına götürmek için otobüslerden indirdi ve bu esnada işçilerin şarkılar söyledikleri duyuldu. İşçilere destek veren, çoğunluğunu kadınların teşkil ettiği topluluk ellerinde dövizler ve haykırdıkları sloganlarla kocalarına ve evlatlarına ulaşmaya çalıştılar. “Masum işçilere özgürlük” diye bağıran kitle içinden bazıları tutsaklara caddeden geçerken gözyaşları ile yere kapandılar.
SAPA haber ajansına göre, “polis memurları ellerindeki zırhlarla adliye girişinde barikat oluşturdu. İlk sıra mahkeme salonundaki yerlerine oturdu. Bazıları el ele tutuştular. Kimilerinin üzerinde hâlâ kan izleri vardı.”
Savunma avukatları, cinayet, kamusal şiddet ve hırsızlık gibi suçlar isnat edilen madencilerin Güney Afrika yasaları gereğince 48 saat içinde hâkim karşısına çıkartılmadıklarına işaret ettiler. Savcı bir kısmı komşu ülkelerden gelen göçmenlerin oluşturduğu madencilerin kefaletle serbest bırakılmasına karşı çıktı ve birçoğunun adresinin belli olmadığını söyledi. Vardiyalar arasında kaldıkları barakaların işçilerin adresi olduğunu söyleyerek bu iddiaya karşı çıkan savunma avukatları, işçilerin kefaletle serbest bırakılma hakları bulunduğunu belirtti. Hâkim mahkemeyi yedi gün sonraya attı ve işçiler hapishaneye gönderildi.
Öte yandan hükümet de katliama yol açan sorunları incelemek amacıyla bir “çalışma kolu” oluşturdu. Bu çalışmaya Mineral Kaynaklar Bakanı Susan Shabangu, Çalışma Bakanı Mildred Oliphant, Madenciler Odası ve diğer büyük iş dünyası temsilcileri ile ta başından beri grevi kırmak için çabalamış olan Ulusal Maden İşçileri Birliği (NUM) dâhil edildi.
Burada delgi operatörlerini temsil eden ve maden sahipleri ile hükümet arasındaki işbirliğini teşkil edip ANC hükümetine karşı çıktığı için NUM tarafından sürekli karalanan Maden ve İnşaat İşçileri Birliği (AMCU) dışarıda bırakıldı.
NUM, grevci işçileri açıktan “suçlu” ilân etti ve AMCU yöneticilerinin hapse tıkılıp cezalandırılması gereken “anarşistler” ve “çete elebaşları” olduğunu söyledi.
ANC yönetiminin arkasındaki üçlü ittifakın iki ayağını teşkil eden Güney Afrika Sendikalar Kongresi (COSATU) ile Güney Afrika Komünist Partisi yanında NUM yetkilileri de katliamın meşrulaştırılıp kurbanların kınanması noktasında önemli roller oynadılar.
NUM Gene Sekreteri Frans Baleni internet sitesinde yaptığı açıklamada, AMCU’ya ve diğer militan sendikalara atfen, “bu karanlık güçler, üyelerimizi yanlışa sevk edip onların bir gecede hayatlarını değiştirebileceklerine inandırdıkları”nı söyledi.
COSATU ise “kendilerini bölüp zayıflatan gayretler karşısında azami disiplin ve birlikle hareket etmeleri yönünde işçilere yaptığı çağrı”yı yineledi ve “verili durumun çözüme kavuşturulması yönünde NUM’in ortaya koyduğu gayretleri tümüyle desteklediklerini söyledi. Bu gayretler esas olarak katliamı sıcağı sıcağına meşrulaştırmak ve NUM başkanını gönderip bir polis aracı içinde grevcilere elde megafon seslenmesini sağlayıp işçilerin dağılmalarını talep etmekten ibaretti. Başkan bu çağrı üzerine işçiler tarafından kovalandı.
En berbat tepkiyi ise Komünist Parti verdi ve katliamı açıktan savundu. Katliamın cereyan ettiği Kuzey Batı bölgesindeki KP üyeleri polisi değil, “barbarca bir eylemlilik” içerisinde olan grevci işçilerin liderlerini suçladı ve bunların tutuklanmalarını talep ettiler.
Sonrasında GAKP yöneticisi Dominic Tweedie şu lafları sarf etti: “Bu bir katliam değil, savaş. Polis tam da gerektiği üzere silâhlarını kullandı. Ellerinden gelen buydu. Ateş ettikleri insanlar gözüme hiç de işçiymiş gibi görünmedi. Bu olay karşısında mesut olmak gerek. Polis takdire şayan bir iş yaptı.”
19 Ağustos tarihli bildirisinde parti, Cumhurbaşkanı Zuma eliyle bir soruşturma komisyonunun kurulmasını önerdi ve dikkatleri işçilere yönelik katliama değil, “AMCU denilen sahte sendikanın uyguladığı şiddet”e çevirdi ve sendika başkanı Joseph Mathunjwa’nın özel olarak soruşturulmasını talep etti. NUM’in hâkimiyetine karşı çıkanları “demagog” ve “anarşik” olarak tarif eden bildiri rakip bir sendikanın oluşturulmasının maden şirketlerinin işi olduğunu iddia etti.
Bu saldırılar, iktidardaki ANC ile destekçileri NUM-COSATU sendikalarının ve KP’nin içinde bulunduğu krizin bir ürünü. Söz konusu kriz, kendi çıkarlarının hükümete, ulusötesi şirketlere ve yerelde bunları temsil eden kapitalistlere tabi kılınmasına karşı çıkan işçi sınıfının artan militanlığı ve direnişi ile derinleşiyor.
Marikana’daki katliam hem ülke halkının bilinçlenmesine katkı sundu hem de yozlaşmış eski sendika yöneticileri ve bunların ürettiği birer milyonere dönüşmüş ANC’li politikacılarla birlikte söz konusu gerici politik ittifakı etkin bir biçimde itibarsızlaştırdı.
Bill Van Auken

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>