EAP’ye Cevaben

7 Ocak 2013 admin
“Hurucun Diyalektiği” yazımız üzerine Emek ve Adalet Platformu’nun Mail Grubunda yazıya yönelik yapılan eleştirilere cevaben… 
Gıyabımızda söylenenlere geç vakıf olduğumuz için geç cevap veriyoruz. Bir çift kelam etme hakkımız vardır sanırız. Söylenenler, ısrar ve inatla, dostluk ve yoldaşlık içredir.
Tek tek ilerleyelim: Gruptan bir arkadaşın “vehim üzerine hareket” ettiğimiz tespiti yerindedir. Vehim “kuşku” demektir ve politik öznenin her şeyden kuşkulanması zarurîdir. Biz tek tek kişilerin kalblerinden ve akıllarından geçenleri görebilme vasfına sahip değiliz. Hâşâ, bu ilahi bir vasıftır zira. Dolayısıyla bizzat platform içerisinden arkadaşların EAP’ye ve Antikapitalist Müslümanlar’a yönelik sözleri -eğer yalan değilse- dikkate alınmış ve verili süreç objektif olarak analize tabi tutulmuştur.
Ama insan gene de başkasını kendinden bilebiliyor. Biz belirli arkadaşların tepkilerini bu minvalde okuduk, okuyoruz. Bu okuma sonucunda da görülüyor ki Antikapitalist Müslümanlar grubu ile belirli bir sorun vardır ve bu sorun hiç de halı altına süpürülmeyecek cinstendir. Sorun görmezden gelinince yok olmaz, aksine her hücreye siner ve tüm söylemi-eylemi ele geçirir. Bizimkisi sigara dumanı altında oturan ve bunun farkında olmayan arkadaşlara “şu odayı havalandırın” demek türünden dostane/yoldaşça bir uyarıdır.
Uyarı esas olarak şu noktada düğümlenmektedir: Mao “arkadaşını eleştirmeyen, liberaldir” der. Mesele “dışarıdan” da olsa, Has Parti pratiği eleştirilmeden ilerlenemeyeceğini göstermektir. Mevcut liberal tasallut kırılmadan ağza Allah ya da işçi kelimesini almanın bir anlamı yoktur. Liberal ağızda bu kelimeler bağlamından kopar ve egemenler için zararsız bir niteliğe bürünür. Hak arama derekesinde tutulan işçi ya da yeryüzünden silinmiş bir Allah liberalizmin görmek istediğidir. Bize göre sol ezberlerden kurtulayım derken burjuva sulara gömülen eski solcuların yeni safsatalarından ve basit mütedeyyin ve Müslüman kalmayı bireysel düzeyde tercih edenlerin gevezeliklerinden uzak durmak gerekir. Bize göre lâzım gelen, Müslüman değil, İslam’ın politik muhteviyatını diri tutan İslamcıdır.
Bir öznenin işçiyi savunması onu liberal olmaktan kurtarmaz. Dünya tarihi bu gibi öznelerle doludur. İngiltere’deki ana liberal eğilim İşçi Partisi ismi altında yürümektedir. Bunun yedek gücü olan Sosyalist İşçi Partisi de benzer bir liberalizmi dünyaya yayma derdindedir. Lenin, işçilerin toplumsal kurguda temsiliyet hakkı elde etmesine itiraz ederek bu düzlemle hesaplaşır. Mesele bu anlamda Leninist olmak, Lenin konusunda âlim olmak değil, Lenin’in yaptığını bugünün gerçeğinde yapabilmektir. İşçiyi kimliklerden bir kimlik olarak savunmayı ilk akleden burjuvalardır. Zira ücretli emek kapitalizmin ekonomi-politiğinde sermaye içredir.
Has Parti, Saadet Partisi içinden, Ak Parti deneyimi üzerinden yaşanmış liberal bir kopuştur. Bu su akmış ve bugün yatağını bulmuştur. Numan Kurtulmuş ikbal merdivenlerini mazlumun, mustazafın çığlığına tercih etmiştir. Yanlış bilmiyorsak, EAP kendisini bu parti ile tanımlamış, kurmuş ve geliştirmiştir. Yazdığımız yazı bu nedenle artık bu liberal yatağın içinde akıp akmayacağımıza karar verme eşiğinde olunduğunu göstermek içindir.
İki yıl önce lüks iftarlara karşı yapılan eylemde herkes Emek ve Adalet’çi olmalıydı. Ama artık 1 Mayıs alanına çıkmış bir irade vardır ve biz kolektif olarak eksiklerini, zaaflarını görsek bile, onların iradesiyle yanılmaya hazır olduğumuzu beyan ediyoruz. Belki seneye Tokadbir çıkış örgütler ve kendimiz de dâhil herkese Tokad’ı işaret ederiz. Bu, kafadaki çakılı kazıklardan kurtulup politikanın dinamizmine katışma çağrısıdır esasında.
ODTÜ’de Kommer’in arabasının yakılmasına ilişkin olarak Harun Karadeniz de Deniz Gezmiş de -her ne kadar ikisi farklı yol izlemişlerse de- aynı değerlendirmeyi yapar: “O güne kadar biz bir gençlik hareketiydik, o eylemle birlikte devrimci harekete dönüştük.” Benzer bir örnek kadın hareketi üzerinden verilebilir: tüketim öznesi olarak kadının pazara dâhil edilmesi anlamında 8 Mart Kadınlar Günü, solun, devrimcilerin müdahalesi ile Emekçi Kadınlar Günü’ne dönüşmüştür. Bu sıçrama, kopuş ve huruc esastır. Bu hurucdan uzak durmak, bu türden hurucların olmasını asla ve kat’a istemeyen efendilerin bir dileğidir.
Öz itibarıyla bazı arkadaşların liberal cennetinden göremediği budur: sol da İslam da tam da devrimci huruclar sayesinde bugüne gelmiş, ilerlemiştir. Başka bir yol yoktur. Buradaki hassasiyet, kitleyi ördek olarak görmek ve eylemle/söylemle onları ürkütmemeyi tek yegâne siyaset zannetmektir. Liberalizm, burjuvazinin ve egemenlerin devrimci eylemi/söylemi iğdiş etme, parçalama pratiğidir, başka da bir anlamı yoktur. Liberalizm de faşizm de farklı pencerelerden ama aynı özde bakar kitleye. Her ikisi de, halkı terk etmiş, ona küsmüş veya ondan nefret edenlerin başta veya sonda tercih ettiği iki ayrı ideolojik yönelimdir. Mussolini’nin partisinin işçi eylemlerine gitmesi ya da liberallerin Kürd’den bahsedip Kemalizm eleştirisi yapması değersizdir. Genel bir eğilim olarak Kütahyalı Rasim’in sola düşman, pespaye liberalizminden beslenmek kimseye hayır getirmeyecektir. Onlar bize iktidarın, iktidar olma iradesinin kötülüklerinden bahsedip dururlar ki kendi iktidarlarını sürdürebilsinler. Bu yalanlara kanmamak gereklidir.
Gruptaki kimi arkadaşlar, işçi eylemine gitmenin kendisini liberal olmaktan kurtardığını zannetmekte ve liberal olmadıklarını kanıtlamak için işçi eylemlerini ziyaretlerini delil olarak göstermektedir ama bu zan bile liberalizm içredir. “İslam ve Sol” yazısında yıllar önce vurguladığımız gibi, her iki kesimin yan yanalığı ancak liberalizmde mümkün olabilmektedir. Liberalizm egemenlerin hava yastığı olduğuna göre, bu hususta farklı bir hattı zorlamak gerekmektedir. Bu nedenle siteye de “ithaf” olarak koyduğumuz, Sakarya Adalet Girişimi’nin bildirisi manidardır, uyarıcıdır.
Hurucun Diyalektiği” yazısını, genelde İştirakî’yi ara katıcı, bozguncu ilân ederek susturmanın manası yoktur. Birebir görüşmelerde de anlaşıldığı üzere ara zaten katılmıştır, süreç zaten bozguna uğramıştır. İştirakî’yi “kötü adam” ilân etmek, iç huzuru güvence altına alabilir ama hakikat yakıcıdır, kafanın içinde ve dışında dövüşmeyi emreder. Ara niye katılmış, süreç niye bozguna uğramış, tetkik edilmelidir. Yüzeysel, günü kurtarmacı, hoşgörücü, seçkinci, liberal çözümler işe yaramayacaktır. Neşteri derine vurmak şarttır.
Tarih huruc edeni, öne çıkanı tanır. Huruc edene ve öne çıkana binlerce yıldır egemenlerin kullandığı cümleleri savurmak yanlıştır. Bulut Atlası filminde köle sahibi köleliği reddeden damadına “silinip gideceksin, okyanusta küçük bir damlasın” der, damadı da “onca damla olmasa okyanus dediğin nedir ki” diye cevap verir. Kendi damlalığını ya da mülk edindiği göletini müdafaa etmeyi siyaset zannetmek çıkışsızdır.
Burada genel tavrımız “bunlar liberal” deyip kenara çekilmek, ayar vermek ya da hor görmek değil, aksine mevcut liberalizmi kendi derdimiz olarak görüp sizlerle yoldaşlaşarak bu derde çare bulmak yönündedir. Elbette ki her iki grubun en basit ve en ufak pratiği bile kıymetlidir. Bu pratiğe mülkiyet değil aidiyet üzerinden yaklaştığımız bilinmelidir. Yapılan eleştirilerin mülkiyetin direnci olduğunu bilerek sadece aidiyetle hareket edilmesini naçizane öneriyoruz.
Bizim ne bir kümesimiz var, ne birilerini ördek ya da tavuk olarak görüyoruz. Aksine bir yazının başlığında belirttiğimiz üzere, “tilkilere ölüm, tavuklara hürriyet” diyoruz.
İhsan Eliaçık ne bizim adamımız ne de önderimizdir. Aksine kolektif devrimci bir çalışmanın basit temel bir bileşenidir kendisi. Anlamlı olan ve olacak olan budur. Aksi takdirde, (dostça/yoldaşça uyarımızla birlikte), akıbeti, bugün partisini Mustafa Sarıgül’e “satmış” Yaşar Nuri’den farksız olacaktır.
Akademide, belediyede, TV kanallarında, gazete-dergi köşelerinde yer kapmak için eğilip bükülmenin, liberal rüzgâra saçları kaptırmanın anlamı yoktur. Politik mücadeleyi kişisel ikbali, hevasına kurban edenlerin tek ideolojisi liberalizmdir. Bu liberalizmin, devrim şehidinin AHİM’de kazandığı tazminatın üzerine yatanlardan “İslam ve Marksizm” öğrenmesi tabiî ki doğaldır. Ali Şeriati’nin dediği üzere, “bir insanın ideolojisini öğrenmek istiyorsanız, onun nasıl para kazandığına bakın.”
Yaptığımız belki de bir musibettir. Musibet “isabet eden”dir. Bu tartışmanın alevlenmiş olması bu musibetin hayra vesile olabileceğini gösterir. Ayrılıklarımızı değil, ortaklıklarımızı öne çıkartmanın vaktidir. Öne çıkmak, egemenlerin korku salmak niyetiyle öğrettiğinin aksine, ayrıştırıcı, bölücü değil, birleştiricidir. Öne çıkanı “popüler olmak, pastayı tek başına yemek ya da cebini doldurmak istiyor, cücükleri ürkütüyor” diye eleştirmek, içimizdeki düşmanın telkinleridir. Devrimcinin lügatinde “popüler”, “pasta” ya da “cep”, “cücük” gibi kelimeler yer almaz, almamalıdır.
Örneğin sol hareket içinde Deniz, Mahir ve İbrahim için de sol içinden (üstelik kendi yoldaşları tarafından) sizin söylediklerinizden kat kat daha ağır laflar edilmiştir ama nedense o eleştirenler bugüne kadar bu üçlü kolektif hurucun semeresini yemekten başka bir şey yapmamıştır. Benzer bir örnek Hz. Muhammed’in hurucudur. Üç gencin ya da Mustafa Suphilerin hurucunu unutmuş olanlarla Hz. Muhammed’in hurucunu unutmuşların bir araya gelmesinden bir şey çıkmayacaktır.
Hafıza-i beşer isyan ile maluldür, olmalıdır.
Selam ve dostluk ile…
İştirakî

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>