Devrimci Mücadele Partili Mücadeledir

2 Ekim 2008 admin
Marksist tahlil somutun tahlilidir.
Mahir Çayan
İnsan tarihin öznesidir; o dönüşme ve dönüştürme yetisine sahiptir. Toplumu ve dünyayı değiştirme çabası bulunduğumuz sınıfsal yapıya göre değişmektedir. Ancak her toplumsal sınıfın kendisine âit bir iktidar görüşü ve yöntemi vardır. Bu sınıfsal çatışmanın zaferi ise dayandığı ideolojiye bağlıdır. İdealist ve metafizik yöntemin sahibi burjuvazinin karşısında proletarya sınıfının diyalektik ve tarihsel materyalizme sahip olması gibi… Bu toplumsal sınıflar arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır ve bu çelişkinin oluşumu sınıf savaşımını gerekli kılmaktadır. Çünkü her sınıf kendi iktidarı için amansız bir mücadeleye girişecektir. Bu süreç içerisinde burjuvazi kendi iktidarını korumak ve onu devam ettirmek amacıyla proletaryayı tüm yönleriyle kuşatacaktır. Onun sınıf kimliğini kazanmasının önüne geçmek için ideolojik ve politik şiddete başvuracaktır. İşte tam da bu noktada proletarya iktidarı için bu mücadeleyi örgütleyen, şekillendiren ve ona yön veren marksist-leninist ideolojiye sahip bir partinin mevcudiyeti zorunludur.
Kapitalist iktidarın varlığını ortadan kaldırmak, onun sürekli yeniden ürettiği ideolojik etkiyi kırmak için işçi sınıfının tarihsel ve toplumsal hedefleri doğrultusunda şekillenen ve bu doğrultuda kapitalist devletin tüm baskı araçlarına karşı savaşım veren bir mücadele örgütü (partisi) şarttır.
“Sübjektif şartlar, objektif şartların üzerinden yükselir, diğer bir deyişle, her ülkenin ekonomik bünyesinin maddî varlığı, proletaryasının örgütlenme ve bilinçlenme düzeyini geniş sınırlar içinde tayin eder.” (Mahir Çayan)
Mahir Çayan da marksizm-leninizmin özü olan diyalektik ve tarihsel materyalizmin şartlarının gerektirdiği biçimde oluşması zorunluluğunu ve hiçbir şeyin maddî varoluş koşullarından bağımsız düşünülemeyeceği fikrini savunmuştur.
Bugün hâlâ burjuvazinin iktidarda olmasının nedeni, onun idealist-metafizik yönteminin haklı oluşu değil, bu topraklar üzerinde hâlâ diyalektik ve tarihsel materyalizmi net bir şekilde uygulayan bir komünist partinin olmayışıdır. Turistik bir gezi gibi işçilerin yaptığı grevi ziyaret etmekten başka bir ilişkisi olmayan, sınıfla, halkla sadece teorik düzlemde ilişkilenen, onları diğer partiler ve örgütlerle tartışırken aklına getiren, işçiyi somut düzlemden çıkartıp soyutlaştıran bir anlayış geliştirilmektedir. Yıllarca kitlelerin taleplerinden ziyade, kendi parti ve örgütlerinin taleplerini kitlenin talepleriymiş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Kitleleri bürolara, derneklere o dört duvar arasına hapseden, tüm hayatı, tüm ilişkileri o dört duvarın arasında şekillenen, bu yüzden toplumla olan tüm bağları kopan ve halkla bir bağ kuramayan bir anlayış gelişmiştir.
Eğer örgütsel düzeyde bir kopuş yaşamışsan ya da bir şeyleri mevcut söylemlerin dışında yorumluyorsan belli şartları yerine getirmen zorunlu. Bu şartlar dergi çıkartmak, dernek ya da büro açmak, diğer devrimci yapılara protokol bırakmak ve de yapılan bir eylemde adının geçmesi gibi… Muhakkak ideolojini kitlelere ulaştırabilmek için dergi, büro ve gazete bir araçtır, ancak bugün bu araçlar amaç hâline gelmiştir ve bu şablonun dışına çıkan kitlelerle bağ kuran bir pratik şu durumda yoktur. Marksist-leninist bir parti işte tam da bu noktada kendini zorunlu kılıyor. Mücadelesini dört duvar arasında sınırlamayan, kitlelerle gerçek anlamda bağ kuran, kapitalizmin kuşattığı ideolojik aygıtı kıran ve devleti tek başına karşısına alamayan kitleleri bu yönde konumlandıran bir parti.
Ankara’da Tekel işçilerinin özelleştirmeye karşı yaptığı eylemde hemen her işçinin elinde dikkat çeken şey Türk bayrağıydı, ama bunun burjuvazi için hiçbir önemi yoktu, eğer ortada bir sınıf hareketi varsa hemen bastırılmalı ve yok edilmeliydi. Keza polisler tarafından engellenen işçiler ellerindeki Türk bayraklarını bu sefer polislere karşı sopa olarak kullandılar. Buradaki en önemli nokta o işçilerin elindeki bayrakların millî, sopaların da sınıfsal karakterini temsil etmesiydi. Yani Tekel işçilerinin sınıfsal karakterinin millî niteliğinin önüne geçişini bu eylemle görmüş olduk.
Burjuva ideolojisinin hâkim olduğu her yerde marksist ideolojiyi işçi sınıfıyla buluşturmak, her yönden kuşatılmış, korkutulmuş ve pasifize edilmiş bir sınıf içinde hareket etmek tabiî ki zor. Ancak marksizm gerçektir ve somut olayların devrimci çözümüdür. Burjuvazi, iktidarını yıkabilmemiz için bize çok fırsat vermiştir ve hâlâ vermektedir. Bu iktidarı yıkıp proletarya iktidarını kurabilmemiz için Tekel işçisinin elindeki bayrağı kızıla, sopayı da üretimden gelen gücünün yansıması olarak dönüştürürsek gerçek bir komünist parti niteliğine kavuşmuş oluruz. Parti mücadelesi her şeyi içeren bir mücadeledir. Yani bir komünist parti toplumun tüm kesimlerine giren ve bu kesimleri proletarya diktatörlüğü doğrultusuna yönelten ve örgütleyendir.
Türkiye’de verilen mücadeleler somut olayların somut tahlili üzerinden değil de var olan ideolojilere göre mücadeleleri konumlandırma çabasıdır. Var olan elbiseleri giydirme, uydurma çabası net bir şekilde kendini göstermektedir. Maoizm, marksist-leninist ideolojinin Çin ve Doğu halkları için şekillenen biçimiydi. Fidel ve Che’nin yaptığı Latin Amerika’daki şekillenen biçimiydi. Yani bu deneyimleri şablonlayarak ülkeye uygulamak marksizmin özüne, diyalektik materyalizme aykırıdır. Ekim Devrimi yapıldığı tarihsel-toplumsal koşulların ürünüdür. Çin Devrimi Çin’de, Küba Devrimi Küba’da kendi özgül biçimleriyle oluşmuştur; bu deneyimler yapacağımız devrim için çok önemli bir yere sahiptir. Türkiye ve Kürdistan devrimi de marksizm-leninizmin bu topraklar üzerindeki şekillenmiş hâli olacaktır. Her devrim kendi özgül biçimini kendi yaratır.
Kamo

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>