Dar-İslamcılık

24 Temmuz 2010 admin
İslam’ın Evrensel Mesajını Eriten Dar-İslamcılık
(…) Peygamberliğin ilk günlerinde Allah (cc) resulünü bizzat uyararak din üzerinden mal biriktirmekten men etmektedir. Bu uyarıyı dikkate alan peygamber kendisine verilmek istenen dünyalıklara tevessül etmemiş ve asla mal biriktirmemiş, vefat etiğinde birkaç kab ve Kuran’dan başka ardından kalan bir şey bırakmamıştı. Tabiî olarak bu uyarı peygamber şahsında Müslümanlara yapılmış olmaktadır. Ancak insanın tabiatını ve sosyal olayların değişim ve dönüşüm seyrini çok iyi bilen ve ortaya koyduğu bu örnekliğe rağmen peygamberin ümmeti hakkındaki endişesi ve öngörüsü gerçekleşti.

Ancak Müslümanlar, kendilerinden ‘’önceki ümmetlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına uydular’’ (Müslim, 4822)

Müslümanlar, imanın anlaşılması noktasında ciddi bir örneklik ortaya koyan peygambere karşı hayatta olduğu dönemde bile mal/mülk ile ilişkilerinde ciddi problemler ortaya koymuşlardır. İşte Medine’de başlayan ve sonuçları çok ağır olan toplumsal sorunların temeli, Müslümanların imanı anlama noktasında ortaya koydukları ciddiyetsizlik ve İslam değerleri üzerinden siyasal ekonomik ve iktidar rantı elde etmenin kavgasına dönüştürmenin sonuçlarında oluşan kavga ve sorunlar hâlen bir takım dar-İslamcılar tarafından çıkış yolu olarak insanlığa dayatılmaktadır.

Dar-İslamcılar, İslam’ın sosyal hayatı yaşama, onu adaletli, eşitçi, paylaşımcı ve özgürlükçü bir anlayışla ortaya koyabilme noktasında temel evrensel mesaj olan bu ayetler sanki Müslümanlara değil de uzaylılara inmiş gibi bir tavır ve yaşam anlayışı içindedirler.

Sanki peygamberin getirdiği evrensel Kur’anî mesajlar gitti de yerine bir takım oluşumların inanmak istediği kitabî mesajlar getirildi.

Böylece sanki:

1- “Kölelere özgürlük” (90/12-13) diyen kitap gitti, yerine “kırkta birini ver, dilediğin kadar kölen, villaların, şirketlerin, holdinglerin, jeeplerin, sekreterlerin olsun” diyen başka bir kitap geldi;

2- “İhtiyacından fazlasını ver” (2/219) diyen kitap gitti, yerine “gönlünden koptuğu kadarını ver” diyen başka bir kitap geldi;

3- Başına gelen musibetler kendi ellerinle işlediklerinin sonucudur” (4/79) diyerek sorumluluğu insana yükleyen kitap gitti, yerine “madencinin kaderi” diyerek faturayı Allah’a kesen başka bir kitap geldi;

4- “İnsanlar arasında adaletle hükmedin” (4/58) diyen kitap gitti, yerine “İnsanlara gönlünüzce, çıkarlarınızca, rantınızca hükmedin” diyen başka bir kitap geldi;

5- “Eşit hâle gelirler diye vermiyorlar, Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar” (16/71) diyen kitap gitti, yerine “İslam’da adalet vardır, eşitlik yoktur” diyen başka bir kitap geldi;

6- “İnsan için emeğinden başkası yoktur” (53/39) diyen kitap gitti, yerine “servet düşmanlığı yapmayın” diyen başka bir kitap geldi.

Hulâsa, Allah’ın, dolayısıyla açların, yoksulların ve kölelerin kitabı, sultanların, toprak ağalarının ve tefeci bezirgânların kitabına dönüştü. Gidiş o gidiş…(Atilla Fikri Ergun / “Allah, Lenin’e Dedi ki…”)

İşte bu dar-İslamcıların Kur’anî mesaj anlayışları! Onlar, Allah adına Allah’çılık yaparak aslında çıkarlarını ve düşünce yapılarını, siyasal, iktidar ve güç mekanizmalarına dönüştürerek, insanları Allah adına ellerinin altında bulundurarak, iktidarlarını ve güçlerini korumanın gayreti ve endişesi içindedirler. Bu yüzden itikadî olmayan birçok konuyu bile itikadî meseleler hâline getirerek onları, insanların düşünceleri ve sınıfsal yapıları üzerinde ciddi baskı unsuru hâline getirirler, istediklerini cennette istemediklerini cehenneme, yine Allah adına, gönderirler; onlara göre İslam, onların inandığı gibi inanmak ve yaşadıkları gibi yaşamaktır.

Hâlen gelenekçi algının oluşturduğu sorunlara çözüm üretmeyen klasik ilmihallerle insanlara ilmihal İslam’ı sunulmaktadır.

Bu sebeple dar-İslamcılığın beyin yapısı, tamamen statükoya dayalı bir oluşumdur. Her zaman mevcudu korumanın telaşı ve endişesi içindedir. Bu sebeple insanların uyanmasını ve doğrulara ulaşmasını istememektedirler. Bunun için de müntesiplerinin düşünce yapısı üzerinde sürekli bir takım teamüllerle baskı oluşturup mevcudu ellerinde eritmenin ve bu mevcudun üzerinden, saltanatlarını ve siyasal abdestli kapital sömürülerini meşrulaştırmak için mücadele ederler.

Kimileri Ehlisünnet kimileri de ehlibeyt/Şiilik üzerinden statükolarını kurup bir takım olmazsa olmazlarını din adına insanlara dayatmaktadırlar. Peygamberin ümmeti hakkındaki endişeleri bu kitleler tarafından haklı çıkarılmıştır. Gelinen süreçte İslamcı kesimlerin tükenişi kaçınılmaz olmuştur, çünkü İslam’ın temel argümanları bir takım sosyalist gruplar tarafından dile getirilince bunları dile getirmekten ve sahiplenip bu dinamikler üzerinden halkların dertleri ve mazlumiyetlerinin getirdiği sorumluluğu sahiplenmekten korktular ve sırtlarını döndüler.

İslam’ın adaletçi, eşitlikçi ve paylaşımcı söylemini “İslamî sol” olarak ve bunu “emperyal güçlerin dönüştürme projeleri” olarak görenler, İslamcılık üzerinden, hep bir takım siyasal ve ekonomik çıkar elde etmenin telaşında ve sevdasında olup hakikate sırtlarını dönenlerdir.

Şimdi AKP’li siyasetle ellerinden alınan klasik sloganlarının yerine inşa etmeye çalıştıkları söylem “emperyal değişim ve dönüşüm” naralarıdır, fakat işin ilginç tarafı, bunlar hiçbir zaman sosyal-siyasal anlamda batının emperyalist sömürülerine ayak uydurduklarını ve küresel kapitalizme alternatif olarak abdestli kapitalizmlerini ortaya çıkardıklarını kabullenmezler.

İslam kardeşliğinin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın edebiyatını yaparlar ama çalıştırdıkları işçilerin bile düzenli bir şekilde maaşını vermez, sigortalarını yatırmazlar.

On yıllardır Türkiye de Kürt halkına yönelik yapılan ajitasyon ve her nev’i zulme rağmen ses çıkarmayanlar son zamanlarda sular durulmuşken “belki kendimize Kürtlerden de taban bulabiliriz” endişesi ve heyecanı ile Kürt sorununun asli muhatapları olduğunu dile getirmeye başladılar.

Ama acıdır ki doğu ve güneydoğu bölgesinde Kürt halkı zulüm görürken, bu İslamcıların hepsi de ortada yoklardı, zor günlerde acıları sahiplenmeyenler, sistemle uyumluluk içinde zulme sessiz kalırken, bugünlerde Kürt sorununu sahiplenmeleri oldukça aleni bir statükocu siyasal kimlik deşifresidir.

Şimdi birileri çıkıp diyebilir ki, bu adamlar Kürt sorunu diye yazdılar, çizdiler. Ancak şunu belirtelim. Türkiye de İslamcı camia olarak ilk sorunu dile getiren Özgür-Der oldu. Bu da 2000’li yıllardan sonra Hizbullah’ın tasfiyesi ve bölgede AKP’nin önemli bir miktarda oy almasından sonra gerçekleşti, yani tehlike geçtikten, PKK’nın bölgede sessizliğe bürünmesinden sonra ortamın Müslümanlar açısından Kürt sorununu dile getirmeye müsait olduğu görüldü. İşte belki de hesap, yarınlarda bu sorunla ilgili eleştirilerin önüne geçmekti, ancak bölge insanı zor süreçlerde İslamcılık yapanların kendilerine yapılanlara sessiz kalmasının hesabını soracaktır.

Filistin’le ilgili on yıllardır her ayrıntıyı yazıp çizenler, doğu ve güneydoğuda devlet eliyle yapılan zulmü, baskıları, dayatmaları, zorunlu göçleri ve tecavüzleri faili belli/meçhulleri neden zamanında yazmayıp sessiz kaldılar?

İslam anlayışı bu mudur? Sormak lâzım. İslam Gazze’yi, Bosna’yı, Çeçenya’yı, Kosova’yı görüp doğu ve güney doğuda her türlü zulme maruz kalan Kürt halkının acılarını görmemek midir?

İslamcılık, Yemen’de İslamcı çete devletlerinin ABD işbirliğinde yaptıkları katliamı görmemek midir? Birileri bir gün tüm bunların hesabını soracaktır. İşte o zaman yapmanız gerekirken maslahat gereği yapmadıklarınız sizlerin başına büyük dert olacaktır ve sizler asla topluma İslam’ı anlatamayacaksınız.

İslamcılar bu saydığım bölgelerdeki cihad meydanlarına her gün adam yetiştirip gönderirken, yardımlar toplayıp kanalize ederken ve meydanlarda bu bölgelerde yapılan soykırım ve zulümleri haykırıp kınarken, doğu ve güneydoğuda Kürt halkı devlet eliyle sessizce yok ediliyordu. Eğer İslamcı olmak bu ise ben tüm bunları reddediyorum, benim tanıdığım ve kendisinden ilahi mesajlar aldığım peygamber böyle bir örneklik sunmamıştı. O bir zulme karşı çıkarken diğerine iltimas geçmemişti.

O adaleti, özgürlüğü, paylaşmayı, bölüşmeyi, infakı, vermeyi en güzel bir örneklikle ortaya koyarak aslında Müslüman ilk örnekliği bizlere öğreten özgürlük öğretmenidir…

O bize Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini öğretendir…

Müslüman dediğin: yeryüzünün neresinde zulüm olursa olsun, zalim kim olursa olsun, karşısına dikilmek, mazlum kim olursa olsun, onun yanında yer almaktır. Ama klasik söylem İslamcılığı her zaman olduğu gibi bugünde statükodan yana durmaktadır.

Müslüman dediğin: işsizlikten, aşsızlıktan dağılan ailelerin içinde bulunduğu duruma sessiz kalmayıp kapitalist sömürü odaklarının karşısına dikilip hakkını aramaktır.

Müslüman dediğin: toplumda açlar, yoksullar, işsizler, yetimler, dullar, sahipsizler varken yatağında huzurla rahat içinde uyumayıp tüm bunlara çözüm yolları arayandır.

Müslüman dediğin: kapitalist burjuvanın acımasız dişlileri arasında ezdirilmek istenen çağın köleleri olan asgari ücretlilerin safında onların haklarını savunmak için meydanlara dökülmektir.

Müslüman dediğin: işçisinin hakkını alınteri kurumadan veren, onunla oturup ona değer verdiğini, onunla eşit olduğunu ortaya koyandır.

Müslüman dediğin: ihtiyaç fazlasını mahrumların, mazlumların, yetimlerin, gariplerin, işsizlerin miskinlerin sofralarına ve ihtiyaçlarına servis yapandır.

Müslüman dediğin: adam gibi adam olmak, rüzgâr nereden gelirse gelsin savrulmamaktır.

Müslüman dediğin: her zaman ve şartlarda halka umut olandır.

Müslüman dediğin: klasik söylemden vazgeçip İslam’ın sosyal adalet anlayışını doğru okuyup toplumsal sorunlara çözüm bulmak için farklılıkları göz ardı edip hizmete koşmaktır.

Müslüman dediğin: Peygamber’in mücadele sürecindeki Mekke’de dinci-faşist sömürü odaklı zulüm çetelerine karşı verdiği mücadeleyi iyi anlayıp bugün de din üzerinden çeteleşenleri deşifre edip karşısına dikilip mücadele edendir.

Müslüman dediğin: Allah’ın verdiği akıl nimetini her açıdan insanlığın ortak iyiliği için ortaya koyup insanlar arasında ortak iyinin, adaletçi ve paylaşımcı söylemin ”eylemsel” bir sonuca ulaşması ve bunun sonucunda insanların birarada farklı inanç, din, dil, ırk, coğrafî yapısına rağmen yaşamasını sağlamanın mücadelesini verendir.

Kısacası Müslüman dediğin, dinci sınıfı oluşturmayan, “hanginiz Muhammed?” sorusuna muhatap olan, sorun olan her yerde kendisini çözüm mercii hâline getiren, paraya pula değer vermeyip fakir sofrasında oturup sınıfsız bir iman ehli olandır.

Bunların dışındakilerin yaptığı ise İslamcılıktır!

Abdurrahman Almaz
Malazgirt
11.07.2010
Pazar
Yoksul Kul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>