Daniel Ortega’nın Zaferi

12 Kasım 2011 admin
6 Kasım Pazar günü Nikaragua’da genel seçimler yapıldı ve Daniel Ortega’nın partisi FSLN büyük bir zafer elde etti.
Bu zafer, şanlı Sovyet Sosyalist Devrimi’nin 94. Yıldönümü’nden bir gün önce gerçekleşti.
Geçerken söylemek gerekir ki, Rus işçilerinin, köylülerinin ve askerlerinin tarihe bıraktıkları iz asla silinmeyecek ve Lenin’in ismi insanlığın âdil bir gelecekte yaşamasını umanların söz ve eylemlerinde ışımaya devam edecektir.
Meseleler giderek daha da karmaşıklaşıyor ve yeni nesillerin eğitimi için ortaya konan gayretler yeterli gelmiyor. Bu sebeple bugün gezegenin her yerinde yaşanan ve onlarca yıl önce sadece hayalini kurmakla yetindiğimiz olaylarla ilgili yorumda bulunmak istiyorum.
Öncelikle belirtmem gerekir ki Nikaragua’daki seçimler, eskiden geleneksel ve burjuva bir üslupla gerçekleştirilir, âdil ve hakkaniyetli bir içerik barındırmaz, ekonominin tekelini ve kamu sektörüne ait kaynakların idaresini nitelik itibariyle gayri milliyetçi ve emperyalizm yanlısı bir oligarşinin eline teslim ederdi. Bizim yarıküremizde bu güçler, her daim imparatorluğun politik ve askerî çıkarlarının hizmetinde oldular. Sandinist zaferin önemini bundan daha iyi gösterecek bir şey olamaz.
19 Mayıs 1895’teki savaşta şehit düşen Martí’den beri biz kendi yurdumuzda bu hakikatten haberdarız. “Bu nedenle Küba’nın bağımsızlığı Birleşik Devletler’in Antiller genelinde yayılma imkânına ve bu devletin Amerikan topraklarına daha fazla saldırmasına mani olacaktır.” diyordu Martí. Özellikle imparatorluğun ekonomik ablukası ve acımasız saldırganlığına karşı ayakta kalmayı bilmiş Küba halkının elli yıllık serüveni üzerinden bu sözleri tekrarlamaktan asla yorulmamak gerek.
Ancak halkımızı harekete geçiren nefret değil, düşüncelerdir. Bu düşünceler, Sandino’nun, özgür insanların generalinin, halkı ile dayanışma içinde olmasını sağlıyor, Sandino eylemleri ile altmış yıl sonra bile biz öğrencilerine ilham vermeyi sürdürüyor. O, kültürle ilgili muhteşem yaklaşımları ile birkaç gün süren üniversiteli öğrencilerin Üniversiteler Arası Kitap Okuma Festivali’nde güzel bir gelenek olarak hayat buluyor.
Nikaragualı kahramanın ülkesini işgal eden yankilere karşı verdiği mücadelede yiğitçe ölmesi Kübalı devrimciler için her zaman bir ilham kaynağı oldu. Bu nedenle 1 Ocak 1959’da devrimin zafere ulaştığı ilk günden itibaren Nikaragua halkı ile dayanışma içinde olmamız asla tuhaf bir durum değil.
Dün, 8 Kasım tarihli Granma, 1976’da, FSLN’nin zaferinden tam iki buçuk yıl önce, hareketin kurucusu Carlos Fonseca Amador’un vefatını hatırlattı: onun hatırasına yazılmış “ölümün fatihi sevgili liderimiz” ismindeki o güzel şarkıda “kızıl ve siyah anavatanımızın damadı, tüm Nikaragua ağlıyor sana” diyordu.
Bugüne dönersek: Daniel’i iyi tanıyorum; o asla uç konumlar almaz. Her zaman temel ilkelere sadık kalır. Üniversite kökenli bir politik lider olarak o başkan olduğunda Sandinist hareket içinde zafer öncesinde mücadelenin belli bir aşamasında zuhur eden farklı eğilimlerle saygın ilişkiler kurmayı bildi. Böylelikle devrimciler arasındaki birliği sürekli teşvik etti ve halkla sürekli temas içinde oldu. Nikaragua’daki en fakir kesimler arasında temin ettiği o büyük etkinin ana nedeni bu.
Sandinist Devrim’in geniş kapsamlı oluşu Nikaragua oligarşisinin ve yanki emperyalizminin nefretini kazandı.
Yönetim ve CIA tarafından teşvik edilen Reagan ve Bush’un o kirli savaşı esnasında ülkesine ve halkına karşı en acımasız suçlar işlendi.
Bu güçler tarafından sayısız kontrgerilla çetesi örgütlendi, eğitildi ve sahaya sürüldü. Uyuşturucu trafiği kontrgerillanın finansmanında bir araç olarak kullanıldı, on binlerce silâh ülkeye taşındı ve binlerce Nikaragualı yaralandı ya da katledildi.
Sandinistler işte bu adaletsiz ve hakkaniyetsiz mücadele içinde seçimlere girdiler.
Bu durum Sosyalist kampın çöküşü, SSCB’nin dağılması ve ülkemizdeki Özel Dönem’in başlaması ile birlikte daha da güç bir hâl aldı. Bu zor koşullarda ve Nikaragua halkının çoğunluğunun verdiği desteğe rağmen, seçimler kazanılamadı.
Nikaragua halkı bir kez daha, on yedi yıl süresince, yozlaşmış, emperyalizm yanlısı hükümetlere tahammül etmek durumunda kaldı. Ülkedeki sağlık, okuma yazma ve sosyal adalete ilişkin değerler hızla düşmeye başladı. Ancak Daniel’in liderliğindeki Sandinist devrimciler bu dönem boyunca mücadelelerine devam ettiler. Nihayetinde azami tecrübeyi ve politik bir aklı talep eden aşırı zor koşullara rağmen halk hükümet kurmayı bildi.
Küba, acımasız yanki ablukasına ve Özel Dönem’in ağır sonuçlarına rağmen, yoluna devam etti. Bu esnada Nikaragua’daki kirli savaşı yürüten babanın oğlu olan George W. Bush ABD’nin başında idi. Bush, Nikaragua’daki kontrgerillalara silâh dağıtması için terörist Posada Carriles’i serbest bıraktı. Ayrıca Küba havayollarına ait yolcu uçağına sabotaj düzenleyen Orlando Bosch’u affetti.
Ancak Venezüella’daki Bolivarcı Devrim ile Ekvator, Bolivya, Brezilya, Uruguay, Arjantin ile Paraguay’da Latin Amerika halklarının bağımsızlığı ve bütünleşmesi için çalışacak hükümetlerin iktidara gelmesi, bizim Amerika’mızda yeni bir aşamanın başladığının birer alameti oldu.
Küba’nın Nikaragua’ya dönük politik ve sosyal alanlardaki dayanışması hiçbir zaman kesilmedi. Ülke, Küba’daki sağlık ve eğitim çalışmalarından en iyi şekilde faydalanan ülkelerden biri hâline geldi.
Binlerce gönüllü doktor Nikaragua halkına yardım etti. Binlerce öğretmen en ücra dağlara giderek halka okuma yazma öğretti. Bugün binlerce doktorun yetişmesini sağlayan Latin Amerika Tıp Okulu’ndaki eğitim süreç içinde Nikaragua’ya kaydırıldı.
Belirttiğim bu ayrıntılar anavatanlarının gelişmesi için Sandinist devrimcilerin bereketli gayretlerine dair örneklerden başka bir şey değildir.
Fikrimce Daniel’in sahip olduğu rolün temel yönü, büyük zaferinin arkasındaki ana neden, halkla temasını hiçbir vakit kesmemiş olması ve onların refahı için aralıksız mücadele etmesidir.
Bugün itibariyle Daniel, karmaşık ve zor koşulları ustalıkla yöneten, tecrübeli bir liderdir. Açgözlü kapitalizmin altında ezilen ülkesi ile bir kez daha baş başadır. O karmaşık sorunları zekice nasıl çözeceğini, ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını süreklileştirmek ve huzuru tesis etmek için neyi yapıp neyi yapamayacağını, nelerin zorunlu olduğunu gayet iyi bilmektedir. O, elde ettiği zaferin kahraman ve yiğit halkı sayesinde gerçekleştiğinin farkındadır. Halk seçimlere geniş bir katılım göstermiş, nüfusun üçte ikisi onun safını tutmuştur. Daniel, işçilerle, köylülerle, öğrencilerle, kadınlarla, teknisyenlerle, ustalarla, sanatçılarla ve tüm ilerici sektörlerle, ülkeyi ayakta tutup onu ileri götürenlerle her zaman sıkı ilişkiler kurmayı bilmiştir. İnanıyorum ki onun ülkenin bağımsızlığı ile ekonomik ve sosyal kalkınması için çalışmaya hazır olan tüm demokratik politik güçlere yaptığı çağrı gayet doğrudur.
Bugünün dünyasında sorunlar hayli karmaşık ve güçtür. Ancak dünya var oldukça bizim gibi küçük ülkeler bağımsızlık, işbirliği, kalkınma ve barış ile ilgili haklarını uygulamaya sokabilir, sokmalıdır da.
Fidel Castro Ruz
10 Kasım 2011

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>