Çıkart O Ağzındaki Sakızı ve Çarşı’ya Gel

9 Eylül 2014 admin
Gri köşkteki katili arayan masum yüzlü kardeşim. Katil ne ahçı, ne bahçıvan, ne de uşak. Hani cenazeye en önde koşan ve de en çok zırlayan kravatlı ciks abiler var ya. İşte katiller onlar. Ellerinde kan yok, parayla silmişlerdir kesin, belli olmasın diye. Sen göremezsin ama onları. O kadar çok paraları var ki, her katliamdan sonra bi tomar parayla boy abdesti alır bu münafıklar. İşte ondan bilemedin de kendi kendine dert edindin bu kadar. Şimdi ağzında sakızı şişirip şişirip arsız arsız patlatan bir düzenin esiri mi olmak istersin, ya da Çarşı – Pazar direnmek mi? İnek Şaban tarafından tutulası bir Küçük enişte değilsen eğer, çıkart o ağzındaki sakızı ve Çarşı’ya gel.
Şimdi insan bir durup düşünür, bu adamlar Van için atkılarını sahaya atıp kendi kendilerine sabotaj düzenleyecek, soğuktan kendilerini donduracak kadar darbeciler mi diye? Ha o değil de kirletilmiş vicdanlarınıza bir darbe yaptıysak eğer, bu gider bir ömre bedel. Darbeci olmakla yargılanan bir irade, bütün renksizliğine rağmen sırf çocuklar için gökyüzündeki renkli uçurtmaları korumuş, parktaki yaşlı teyzeler tarafından şövalye ilan edilmişse, senin de burada durup düşünmen gereken şeyler yok mudur. Sen dediysem hepiniz işte. Berkin’in ekmeğini vururken, Ethem’i katlederken, Ali İsmail’i arka mahallede köşeye kıstırırken orada olanlar. Ulan hepiniz oradaydınız be. Bir polisin copunda, çevik kuvvetin biber gazında, zalimlerin satırlarında, insafsızların palalarında, şerefsizlerin sopalarında. Hepiniz var olan bütün kötülükler ile birleşip kıydınız bu memleketin çocuklarına. Biz uçurtmaları koruduk diye mi suçluyuz şimdi. Sizin oralarda ne yaparlar bilmem, ama bizim buralarda uçurtmaları vurmazlar.
Uçurtmalara sahip çıkan bir semtin çocuklarından darbeci değil, devrimci çıkar ancak. Bir insanın vicdanına dair yapılan bütün devrimler bizimdir. Biz masum yüzlü çocuklardan başka kimsenin adamı olmadık. Beşiktaşlılar olarak nerede durursak duralım hiç kimsenin adamı değildik. Beşiktaş için bir şey yaptık, zalimlere biat etmedik. Kendi günahımızı kendimiz çıkarttık, kendi raconumuzu kendimiz kestik. Ancak biz Beşiktaşlılar olarak adalete herhalde fazla güvendik. ”Dünya düzdür, adaleti yoktur” diyen atarlı dayıya katılıyoruz artık. Faşizm her şeyi ruhsuzlaştırırken ”sayın hâkim” diye başlayan cümleler kurulmaz. Tarih affederse de, renkleri çalınmış isyan semtinin çocukları sizleri asla affetmez.
Faşizm sadece postal sesleriyle değil, AVM gölgesi, rezidans asansörü, bozuk yemekler ve tutturulamayacak İDDİAnamelerle de gelirmiş. İDDİA’sız nağmeler memleketimin ruhunu apansız sararken, bizler radyoda Ahmet Kaya’yla hüzünlendiğimiz günleri özledik. Bizler ağlasak da, sesimizi kimse duymasa da, ekmeğimizi çalsalar da yaşamaya devam ediyoruz işte. Direnmeden, isyan etmeden yaşamayı da reddediyoruz. “Ülkemizin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu şu günlerde” diye başlayan her cümle imla hatası içermese bile vicdan hatası içerir artık bu topraklarda. Kışa yaklaştığımız şu günlerde karanlık ve de puslu havaları fırsat bilip Beşiktaş’ın evlatlarına çelme takmaya çalışıyorsanız eğer, şunu da aklınızdan çıkartmamanızda fayda var. Bizim en sevdiğimiz hava kötü havadır. Kötü hava bize kaosu hatırlatıyor, kötü hava bize direnişi hatırlatıyor, kötü hava bize anarşiyi hatırlatıyor, kötü hava bize Rock’n Roll’u hatırlatıyor. Kötü havadaki her isyan bize Beşiktaş’ı hatırlatıyor. Beşiktaş’a yapılan her haksızlık karşılığını bulur. Zira abilerimizin dediği gibi ”Çarşı sizde olmayan vicdandır.” Biz haksızlığa karşı duran her haykırışta Ahmet Telli’nin dizeleri olmayı tercih ettik. ”Hangi dağ efkârlıysa oradayız, perişan edilen her şey bizimdir ” Bu yüzden bütün herkese sesleniyorum. Namakul ve de bilimum tam bağımsız ruh hastası Beşiktaşlı kardeşlerim. Birleşin!
“AMK” diye bir spor gazetesinin çıkartıldığı memlekette Passolig’i de çıkartırlar, pankartlarımızı da yasaklarlar, davulumuzu da delerler, statta taraftarı ehlileştirmek için üzerimize çip de takarlar, darbe teşebbüsü gerekçesiyle hepimizi serin sulardan kızgın kumlara da atarlar. O yüzden birleşin. Çünkü TEK YOL DEVRİM, TEK YOL BEŞİKTAŞ.
Zalimlerin bizlere sunduğu sahte mutsuzluğun resmini de çizebilirdik oysa. Bizler riyakârca mutlu olabileceğimiz bir zindan değil, Turgut Uyar’ın şiirleriyle mutsuz olabileceğimiz yollarda koşalım. Eski stadımızdaki mutsuzluğumuzu özler olduk. Büyüyoruz gün geçtikçe, sahteleşmeye meyleden mutlu olma çabalarımız da aynı oranda büyüyor. Bize sunulan bu mutluluk zindanlaşmadan yollara çıkalım, hiç durmadan koşalım. Düşe, kalka yola koyulalım ve de haykıralım hep beraber “Biz sana mecburuz Beşiktaş” diye.
Kendi yarattığınız maceranızın tam ortasında, hiç bilmediğiniz bir yerde zor durumdaysanız, gülmelisiniz. Biz de zaman zaman gülüyoruz bütün bu olanlara zaten. Gülmek de devrimci bir eylemdir hesabı. Gülmekten bir türlü devrim de yapamadık ki, patladık ama gümlemedik. O kadar çok gıdıkladık ki birbirimizi, o kadar çok dalga geçtik ki zalimlerin bu içinde bulunduğu ruh haliyle, bu çaresizlikleriyle, bu aptallıklarıyla ve onlara uyguladığımız orantısız zekâyla, devrimi Çarşı/Pazar’a bıraktık. Çarşı bizim için bir isyanın, gıdıklanmaktan dolayı bir türlü devrim yapamamış olmasının halidir. Çok eski bir arkadaşım “sizin bu hayatta ciddiye aldığınız bir şey yok mu?” diye sormuştu bize, çocuk gibi olduğumuzu söylemişti. Ama işte bilemezdi bu mutluluğumuzun kaynağını, Beşiktaş’ı neden bu kadar çok sevdiğimizi. Fedakârlığımızı da hiç anlayamadı zaten. Dünya’da bazıları vardır hani. Onlar var ya, çocukluklarını kaybetmiştir. Çocuk değillerdir artık o kadar. Hayatı ciddiye alacaksan çocukluğunu kaybetmemeye bakacaksın arkadaş. Çünkü çocuklar ülkeleri bombalamazlar. Bulutların üstünden meşale yakıp kucak dolusu bir üçlü çektirirler yetim kalan arkadaşlarına.
Dün akşam sohbet ettiğim biri “Çarşı’yı Mossad kurmuşmuş” deyince olay benim için kapandı. Biz ahlâkı tribünde öğrendik. Biz ahlâkı deplasman yollarında öğrendik. Otobüsle deplasmana giderken, sabahın 7’sinde elinde birayla “aç insan kankim, afrika kankim” diyen çocuğun samimiyeti, program başına 30.000 lira alıp televizyonlar da iktidarı ve gücü korumak için entelektüel gevezelik yapan kauçuklardan daha samimi gelmiştir hep bana. Bu yüzden ben ve benim gibiler açısından Beşiktaş bir seçenek değil, bir zorunluluk olmuştur. Aşağı mahallenin çocuklarına boyun eğmeyen bir zorunluluk. Hiç duyulmamış, görülmemiş bir İhtilal yapmaya gidiyoruz. Rengi çalınmış çocukların, renksiz devrimini yapmaya gidiyoruz. Belki de bu öfkemiz ve suskunluğumuz, bilinmeyen bir İhtilaldir. Hiç görülmemiş, hiç duyulmamış yalnız bir İhtilal. Yürüyün işte aşağı mahalleyi dövmeye gidiyoruz. Sen de ağzında sakızı şişirip şişirip arsız arsız patlatan bir düzenin esiri olmak istemiyorsan eğer, çıkart o ağzındaki sakızı ve Çarşı’ya gel.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>