Çıfıt Solidarizmi

1 Şubat 2012 admin
Saolidarismus: (Alm.) Dayanışmacılık, Tesanüdiye.
“Türk sosyolojisinde solidarizmin temsilciliğini, Durkheim’dan esinlenen Ziya Gökalp yapmıştır. Tekinalp’in solidarizminin kaynağı ise Alman sosyal siyaset anlayışıdır… Her iki anlayışın da amacı, toplumsal bütünselliği ve birliği sağlamaktır.” (Yıldız Akpolat)
İtilmiş, kakılmış, aşağılanmış, dışlanmış kişilere has karakter özelliği: Çekingen olduğu kadar hırslı; korkak olduğu kadar cesur; bencil ve pinti olduğu kadar solidarist…
Furkan’ın geçen sayısında okuduğunuz “İzahlı Çıfıt Ahlâkı”na nümûne bir kişilik…
Kemal’den iki yıl sonra, 1883 yılında, Yunanistan’da (Serez) doğdu.
Babası hahamdı.
Soydan alınan Kohenlik statüsüne mümasil bir eğitim alarak, meselâ Balkanlar Hahambaşısı olmak varken, 1860 yılında, Lâik-Pozitivist Fransız Yahudileri tarafından Doğu Yahudilerini eğitmek amacıyla kurulmuş olan Alyans Mektebi’nde (Alliance İsraelite Universelle) almış olduğu eğitimin etkisiyle olabilir, dinsiz bir Yahudi oldu.
Evet, “dinsiz yahudi”!
Selanik’te çıkan ilk Türk(!) gazetelerinden Asır’da, şimdiki Yeni Asır’ın atası olan gazetede yazmaya başladı (1905).
Beş yıl kadar bu gazetede ve ömrü boyunca başka gazete ve dergilerde yazmaya devam etti. Asır’da isminin duyulmasının birinci yılında, Samuel Asa’nın tavassutu ile İttihad ve Terakkî’ye girdi (1906).
Fakat, korkusundan olsa gerek, Ulu Hakan Abdülhamid Han tahtta olduğu sürece İT içinde aktif bir göreve katılmadı.
Osmanlıca’nın, Osmanlı tebası olan kavimlerin ortak dili olması amacıyla faaliyette bulunacağını deklare eden “Tamîm-i Lisan-i Osmanî Cemiyeti”nin kurucu başkanı oldu (1907).
1907 yılında Selanik’te kurulan üç yıllık Ecole İmperiale de Droit’da sonra da İstanbul Darülfünûnu’nda Hukuk okudu.
1909 yılında Hamburg Dünya Siyonist Kongresi’ne Selanik Delegesi olarak katıldı. Yahudilerin Osmanlı’nın az gelişmiş bölgelerine yerleştirilmesi teklifini sunduğu Hamburg Siyonist Kongresi’nde, “Filistin’de bir Yahudi Devleti” fikri kabul gördü. “Filistin’de bir Yahudi Devleti” fikrini mümkün görmeyerek, dünyanın başka yerlerinde yahudi yerleşim bölgeleri kurulmasını savunan “Yahudi Ülke Örgütü”nün kurucusu İsrael Zangwill ile irtibatlandı; meşhur The Children of the Ghetto’nun (Ghetto Çocukları) yazarı İsrael Zangwill ile…
1909 yılında tanıştığı Mehmet Ziya’nın (Gökalp) hayranı oldu; Gökalp’in, “kendini Türk olarak kabul eden herkesin Türk olduğu” düşüncesinden özellikle etkilenmişti.
1912 yılında, Selanik’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine ailesi ile beraber İstanbul’a göçtü. İstanbul’da, Mehmet Ziya’nın Yeni Mecmua’sında, Türk Yurdu’nda, Türk Derneği’nde yazmaya başladı.
İlk kitabı, “Türkler Bu Muharebede Ne Kazanabilirler?”den (1914) sonra aynı yıl “Turan”, ertesi yıl “Türkismus und Pantürkismus” adlı kitapları yayınlandı.
İsimlerinden de anlaşılacağı üzere, Türkçülüğü ve Türklerin birliğini işledi bu eserlerinde.
İktisad Derneği ve Devlet finansı ile “İktisad Mecmuası”nı neşretti. 1916’dan 1918’e kadar başyazarlığını yaptığı bu dergide, “Ulusal Ekonomi” tezlerini işledi.
1918 yılına kadar da İstanbul Darülfünûnu’nda hukuk ve politik ekonomi dersleri verdi.
Aynı yıllarda Duhan Türk Anonim Şirketi’nin hukuk danışmanlığını yaptı; bilahere aynı şirketin Türkiye bürosu şefi oldu; ve Türk Tütüncüler Birliği Genel Sekreterliği’ne getirildi. Daha sonra da, Skoda’nın yan kuruluşu olan Omnipol’ün Türkiye temsilciliğini üstlendi.
Ve… Cumhuriyet’in ilân edilmesiyle beraber Kemalizm’in ideologluğuna soyundu; 1928’de “Türkleştirme”yi, 1936 yılında “Kemalizm”i yazdı, 1944’de “Türk Ruhu”nu…
“Kemalizm” eserinde Türkleri Türkleştirmeyi, evet yanlış okumadınız Türkleri Türkleştirmeyi savundu; yani Türkleri İslâmsızlaştırmayı…
Türkleri İslâmsızlaştırmanın adı “Kemalizm” idi…
Kemalizm gerçekleştikten sonra, yani Türkler İslâmsızlaştıktan sonra Yahudiler de Türkleşebilirdi.
“Filistin’de bir Yahudi Devleti” fikrini mümkün görmeyerek, dünyanın başka yerlerinde Yahudi yerleşim bölgeleri kurulmasını savunan “Yahudi Ülke Örgütü”nün kurucusu İsrael Zangwill üstadının hayâli ve kendisinin de 1909 yılında Selânik delegesi olarak katıldığı Hamburg Siyonist Kongresi’ndeki, Yahudilerin Osmanlı’nın az gelişmiş bölgelerine yerleştirilmesi fikri fazlasıyla gerçek olmuştu Kemalist Cumhuriyet’le.
Bu Cumhuriyet’in aslî ve kurucu unsuru olabilmeleri için, bu ne idüğü belirsiz, İslâmsızlaştırılmış yeni Türk kimliğini benimsemeleri yeterliydi Yahudilerin.
Moiz, Musa Aleyhisselâm’dan mülhem, “Evâmir-i Aşere – On Emir” vazetti “Türkleştirme” kitabında:
1. İsimlerini Türkleştir.
2. Türkçe konuş.
3. Havralarda, duaların hiç olmazsa bir kısmını Türkçe oku.
4. Mekteplerini Türkçeleştir.
5. Çocuklarını Cumhuriyet mekteplerine gönder.
6. Memleket işlerine karış.
7. Türklerle düş kalk.
8. Cemaate hapsolma, Devlet’i ve bütün memleketi sahiplen.
9. Millî iktisat sahasında vazife-yi mahsûsanı yap.
10. Haklarını bil.
Cemaat içi tartışmalara yol açsa da, yalnız değildi Moiz; Avram (Galanti) da, “Türkçe Konuş” adlı kitabında Yahudilere ve diğer azınlıklara sesleniyor, Türkçe konuşmalarını, Türkleşmelerini istiyordu.
1939’da, büyük bir üzüntüye garketti kendisini Kamal’in ölümü.
Peşinden 2. Savaş ve Antisemitizm belâsı geldi…
Ve kendisine de vuran Varlık Vergisi…
Mimarı olduğu Kamalizm’in amacından saptığını, Türk ırkçılığına kaydığını ve Yahudi düşmanlığına alet olduğunu görüyor, kahroluyordu.
Ama Varlık Vergisi’ne rağmen CHP’ye (Rejim’e) olan inancını ve bağlılığını yitirmedi. 1945 ve 1950 arasında CHP’den İstanbul Belediye Meclisi üyeliği yaptı.
Seçilemedi, ama 1954 ve 1957’de CHP’den milletvekilliğine aday gösterildi.
1950’lerde, İstanbul Tüccarlar Derneği’nin Genel Sekreterliği’ni yaptı.
Aynı zamanda Cumhuriyet, Vatan, Akşam, Hürriyet ve Son Posta gazetelerinde köşe yazıları yazdı.
Türkçülüğün ve Kamalizm’in ideologu olması kendisine Türk Dil Kurumu ve başka kurumlara üyelik kazandırdı.
1956’da emekli olduktan sonra da Nice’e yerleşti.
Nice’te fahri konsolosluk için Dışişleri Bakanlığı’na yaptığı başvuru, Menderes Hükümeti’nin Dışişleri tarafından, “Yahudi’ye konsolosluk verilmez” diye reddedildi.
Aile ferdlerinin ifadesine göre, bu hadise ona çok ağır geldi. Buna rağmen, Türkiye İktisat Mecmuasındaki yazılarına devam etti. 1961 yılında Nice’de öldü; Yahudi Mezarlığına gömüldü…
Mezkûr eserlerinden inciler:
● Cengiz İmparatorluğu tamamıyla Türk ruhunun, Türk kültürünün Türk töre ve yasasının muhassalasıdır… Cengiz Yasası namile maruf olan idari ve askeri amiller ve manevi kuvvetler Türk ruhundan fışkırmıştır.
● Irktan Türk olmayanlar, Türk kültürünü benimseyerek Türk kalabilirler… Türk ulusal kültürünü almak, Kürt, Laz, Ermeni veya Yahudi kökenini unutmak demek değildir.
● Türkler İslam dinine girdikten sonra atalar ruhu uzun bir küsuf geçirmiştir. Onun yerine, milletin manevi hayatı üzerinde, sentetik yahut İslamlar arası adını verdiğimiz ruh hâkim olmuştur. Türk camiaları İslamiyet’i kabule başladıktan sonra, Türk milletinin atalar mirası seciyesi, gitgide derin değişiklilere uğramıştır. Türk hükümdarı Saltok Bogra han, ilk darbeyi vurmuştur. Bunda, İslamiyet’in Türk seciyesine aykırı olduğu manasını çıkarmamalıdır.
● Tanzimat’la beraber, Türkiye için yeni bir devre başlamıştır; ki bunu, gebelik devresi diye vasıflandıracağız. Bu devrenin sonunda yeni Türkiye doğdu. Meşrutiyet ve Türkçülük hareketi vaktinde yetişmiş Türk milli kültürüne Avrupa medeniyeti aşılayan Kemalizm’in şifalı eserine zemin hazırlamıştır. Kemalist Türkiye’nin eseri olan milli hâkimiyet, milletin kahramanları olan Atatürk’le İnönü tarafından şahlandırılmış o olgunluğun semeresidir. Atalar ruhu, Atatürk-İnönü çiftinin ölmez eserinde bütün ihtişam ile parlar. Bu eser baştanbaşa esasını Altay yaylarından alan aynı nefha ile aynı ruh ile meşbudur.
● Kemalist İnkılâbının başlıca vazifesi, Osmanlı Efendisi tipinin kökünü kurutmaktan ibarettir.
● Ziya Gök Alp’in ilham ve irşadile resmi makamların direktiflerini takip ederek hars ve kültür sahalarında mühim vazifeler deruhte ve bu cümleden olarak milli intibahın ilk hamlesi olarak Türkçülük, Yeni Hayat ve Yeni Lisan cereyanlarına büyük bir gayretle iştirak ettim. Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin içtimai ve harsi faaliyetlerine pek yakından alakadar oldum. Ziya Gök Alp’in ilhamı ile ‘Tükçülük’ hakkında dağınık fikirleri ilk defa olarak sistemleyerek 1912 tarihinde ‘Türkler bir ruh-u milli arıyor’ namı altında Paris’in en maruf mecmuası olan Mercure de Farance mecmuasında neşrettim. 1914 senesinde yine Ziya Gök Alp’in ilham ve teşvikile Almanca olarak ‘Türkismus und Pantürkismus’ namile bir eser neşrettim.
● Fikriyat sahasında en son eserim Kemalizm mevzuu üzerine olup, muhterem partinin tensip ve tasvibile aynı zamanda Türkçe ve Fansızca intişar etmiştir…
Hayat hikâyesini okuduğunuz kişi Moiz Kohen, nâm-ı diğer Munis Tekin Alp’dir.
Süleyman Nazif’e atfedilen bir cümle ile noktalayalım: “Ekmekçi nasıl ekmek, sütçü süt değilse, Türkçü de Türk değildir.”
Moiz Kamal Ziya Gök Tekin Alp…
Bir Çıfıt Solidarizmi’dir bu…
Kaynak:
Liz Behmoaras, Bir Kimlik Arayışının Hikayesi, Remzi.
Jakob M. Landau, Tekinalp – Bir Türk Yurtseveri, İletişim.
Yıldız Akpolat, Tekinalp’in Türk Milliyetçiliği Anlayışı, Türkiye Günlüğü.
Ali İnal, Moiz Kohen’i Anlamak, Türk Lider.
Mustafa Aksoy, Munis Tekinalp (Moiz Kohen), Turan.
Furkan Dergisi, Temmuz-Ağustos 2009, s.34

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>