Çayan’ın Seçimi

13 Ağustos 2014 admin

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası, solcular arasında en popüler haberlerden biri Çayan Mahallesi’ndeki oy oranları oldu. Elden ele geçirilen, site site dolaşan Etha Ajans’ın haberi, seçim öncesi gerilimini seçim sonrasına taşıdı. Alevi nüfusun yoğun ve devrimcilerin güçlü olduğu emekçi mahallerinde seçim arifesinde yaratılan gerilimin ardından ESP’nin militan şekilde savunduğu “Cephe’nin tecrit edilmesi” siyaseti, seçim sonuçları üzerinden sol camia içinde yeniden üretildi. Verilen habere ve sol cenahta ciddi bir ağırlık kazanan görüşe göre, sonuçlar “Halk Cephesi’nin gerçeğini gözler önüne seriyor”du. İhsanoğlu’nun baskın çıktığı bir yer nasıl “kurtarılmış bölge” olurdu? Sonuçlar ya Halk Cephesi’nin seçim öncesi yayılan söylentilerdeki gibi CHP’yi desteklediğini ya da mahallede devrimci bir siyasetin egemen olmadığının göstergesiydi.

Etha Ajans’ın verdiği oranların sahihliği tartışmalı bir konu halini aldı, bilgileri yalanlayanlar oldu; ancak bu yazının gündemi bu değil. Veriler ister doğru olsun ister yanlış, amacına ulaştığı söylenebilecek haberin ve etrafında yaratılan atmosferin niteliğini değiştirmiyor. Yaratılan atmosferi, seçim öncesi gerilimin niteliğini ve HDP bileşenlerinin pozisyonunu tartışmadan önce birkaç noktanın altını çizmek gerek.
Bunlardan ilki, Halk Cephesi’nin geleneksel olarak güçlü olduğu mahallelerde yaşayan ve HDP’nin bu seçimlerde “oylarına talip olduğu” emekçi Alevi kitlenin büyük kısmının, yine geleneksel olarak CHP’ye oy verdiği gerçeğidir. Zaman zaman, gerek sol gerek Kürt Özgürlük Hareketi içinden “Aleviler katiline oy veriyor”a kadar giden eleştirilerin yükselmesi, biraz da devrimci politikayı ve sınıf mücadelesini tarihselliği içinden değil de güncel siyaset odağından okumanın getirdiği bir sorun. Oysa Alevi meselesi, son yıllarda solda popülerleşen -bir bakıma Kürt Özgürlük Hareketi’nin sola öğretmiş olduğu- “Kürt sorunu sınıf sorunudur” ifadesindeki gibi, yine bir sınıf sorunudur. Kökü Osmanlı’nın feodal-askerî bir imparatorluk olarak inşasına ve yoksul köylü meselesine dayanan; ancak tarihsel dinamikler içinde okunabilecek bir sınıf sorunu. Bu durumu kaba seçim davranışı analizleri ya da Radikal 2 okulundan öğrenilmiş bir “ötekilik” literatürü ile okumak mümkün olmadığı gibi, salt bir “inanç kimliği” algısı ya da kimlik siyaseti ile karşılamak da pek mümkün değil. Bahsi geçen mahallelerin hemen hepsi ‘80 öncesi göç dalgalarıyla şehre gelen insanların devrimci örgütlerle birlikte inşa ettiği, emek mücadelesiyle yoğrulmuş mahalleler. Ayrıca Alevi kimliği -Kürt kimliğinin aksine- hem şehirde, işyerinde “gizlenebilir”, hem de çoğu zaman Sünnilerle komşu coğrafyalarda barındığı için “saklanmanın” politik bir tercih olduğu bir kimlik. Bu yüzden çok uzun süredir -bugün AKP’de cisimleşen- Sünni-muhafazakâr iktidar odağı şıkkına karşı “bas-geç”i sürdürdükleri söylenebilir. Bu durum, devrimci siyaset bir parlamenter temsil sorunu olarak görülmediği ya da mahallerde bir güç olan örgütler için burjuva siyaset platformunda temsil temel bir gündem halini almadığı sürece, devrimci politikanın doğrudan bir sorunu değil.
Bir ikinci nokta ise şu: Haberin ve bir süredir güçlenerek süren “tecrit siyaseti”nin hedefindeki Halk Cephesi’nin bu seçime ve HDP’ye mesafesi bellidir. Seçimleri meşru görmedikleri gibi, meşrulaştırılmasına hizmet edilmemesinden yana tavır aldılar. Bu süreçte yapabildikleri yerlerde ve oranda partilerin kampanyalarını kısıtladılar. AKP’nin Ramazan çadırları ve seçim çalışmalarına saldırıda bulundular, tartıştığımız sürecin tetikleyicisi olarak- Çayan’da HDP’lilerin stand açmasını engellediler vb. HDP’nin adayı Demirtaş’ı her ne kadar diğer adaylarla eşitlemeseler de devrimci bir seçenek olarak görmediler. Bu bakımdan boykot tavrı alsalar da aktif biçimde seçim karşıtı çalışma yapmayı değil, kendi gündemleri doğrultusunda hareket etmeyi seçtiler. Böyle bir hatt-ı hareketin -güçlü olduğu yerlerde dahi- tabanının seçim davranışları üstünde yoğun bir etkisi olmayacağının muhtemelen Halk Cephesi de farkındadır. Peki bu umuru olmalı mı? Pek değil.
Oy oranı üzerinden devrimcilik ölçmeye kalkanlar, Halk Cephesi’nin etkinliği ile CHP oyları arasında kurulmaya çalışılan orantının yanlışlığını, bu yaklaşımın bir analiz değeri taşımadığını görmüyor mu? Gezi’de barikatların ön safını tutan, “geliyorlar” diye sevinilen bu mahallelerin devrimci politik tarihini, parlamenter siyasete uzak bir hattan kurulan örgütlenmesini siyasî öznelerinden soyutlamak mümkün müdür? Gazi, Okmeydanı gibi mahallelerde gerek sisteme gerekse kentsel dönüşüme karşı geliştirilen direniş, devrimci umut açısından taşıdıkları anlam, yine aynı mahallelerdeki CHP oyları ile yok sayılabilir mi? Bu özneleri HDP’de temsil edilmedikleri için neredeyse rejime destek verir gibi gösterenler, devrimci politika için neyin esas olduğunu unuttuklarının, neyle aralarına mesafe koyduklarının farkındalar mı? (Resimdeki twit, hem haberle birlikte yayılan hem de seçim öncesi estirilen atmosferin bu konuda taşıdığı kafa karışıklığını sergiliyor.)

Sormaya devam edelim: Bu tuhaf sosyal linç kampanyasına girişenler, örneğin Lice’deki katliama karşı, Demirtaş oylarının yükseldiği Kadıköy gibi merkezlerde gösterilen cılız tepki ile bugün politik öznelerini sorguladıkları mahallelerde verilen tepkileri karşılaştırdılar mı?

Hal böyleyken, seçime mesafesi belli bir hareketi oy oranı tartışmasının içine çekmek nedir? Eğer Çayan’daki oranlar haberde verilenden farklıysa ve boykot daha güçlüyse, bunu delil olarak sunmak ne anlama gelecek? Kendini tam da reddettiği üzerinden açıklamak zorunda bırakılan Cephe, başka bir mücadele hattında birleşen bir dinamiğin CHP’ye oy veren kısmını dışlamış olmayacak mı? Eğer haber doğruysa, mahallenin örgütlülüğü ve mücadelesi açısından neyi değiştirecek? Diyelim ki sınırları daha belli, üstelik ilgili hareketin daha çok kök saldığı bir mahallede, mesela Armutlu’da CHP’ye yüksek oy çıktığını öğrendik. Bu durum, bu mahallenin de “kurtarılmış bölgeymiş, peh!..” diyerek aşağılanmasını mı gerektirecek? İstanbul’un en “değerli” yerlerinden birinde kentsel dönüşümü durdurabilen, kendi dinamikleri ile yıllardır direnen, inşa olan, yenilenen, ikide bir polisle çatışan, kendi bostanını kurmuş, kültür merkezini yapmış, kiraları bile regüle etmiş, ranta izin vermeyen bir mahalleyi oy vermediği için yargılayacak bir parti ya da “sol”un, emekçi kitlelere salt temsil ilişkisi ile yaklaşan bir burjuva siyasetinden, CHP’den farkı kalır mı?
Seçim öncesi stand meselesi üzerinden siyaset yasağı- özgürlüğü tartışmasıyla başlayan gerilimin hemen ardından Çayan’ın “basılması”nın, Okmeydanı’nın göbeğindeki parka ve Halk Cephesi’yle ilişkili kurumlara yönelik silâhlı ve molotoflu saldırıların, HDP İstanbul örgütünün sorunlu bir dille kaleme alınmış açıklamalarıyla büyüyen çatışmanın, peşi sıra gelen polis operasyonlarının gerçekten HDP’yi olumlu, CHP’yi olumsuz etkileyeceğini düşünebiliyorlar mı? Çayan’daki gerilimin diğer mahallelere çok yönlü bir operasyonla nasıl sıçradığı ortadayken, tek sorumlunun Halk Cephesi addedileceğini ve HDP’nin masum görüneceğini düşünebiliyorlar mı? Bu olayların oy oranları üzerindeki etkisine dair fikirleri var mı? (Bu karmaşa hasebiyle Demirtaş’ın Gazi Mahallesi’ne yapacağı ziyaretin iptal olduğunu da hatırlatalım.) Hal böyleyken etrafında fırtınalar koparılan HDP-CHP oy oranlarının “sınıf çizgisi”ni belirlediği söylenebilir mi?
Seçim sonrası bir başka oy oranı tartışması da Soma’daki yüksek AKP oyları üzerinden yaşandı. Soma neresi, Soma madenlerinde çalışan işçiler nerelerde yaşar, siyasetle kurdukları ilişki nasıldır bilinmeden, bir yorum gibi döndürülen –ve kuşkusuz ortağı olmadığımız- bu haberlerle Çayan Mahallesi’ndeki oy oranları üzerine dönen bu tartışma arasındaki çizgi, hiç yok değilse de gerçekten ne kadar kalın?
Henüz bir sene önce, Gezi sürecinde tüm sol camia temsil siyaseti dışında bir politikanın, isyanın olanaklarını tartışıyordu, zira böyle bir potansiyelin açığa çıkması söz konusuydu. Bugün bizi çevreleyen, bir yanda Çayan’daki oy oranları üstünden mahalle dinamiklerini tartışmaya çalışan, diğer yanda meşruiyeti ancak iki adet 12 Eylül oylamasıyla kıyaslanabilecek bir seçimde 16 milyon oy vermeyene sayıp sövmekten çekinmeyen sol atmosfer hazindir ve gerçekten tartışılması gereken de bu kırılmadır.
Can Mithat Saka

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>