Bugün de Ölmedin Ahmet Kaya

16 Kasım 2011 admin

Bugün, 16 Kasım 2011; Ahmet Kaya’nın 11. ölüm yıldönümü… Bu ülkede Ahmet Kaya ile ilgili çok konuşuldu, çok söz söylendi. 90’larda Kürtçe klip çekeceğini söylediği zaman linç etmeye kalkan popçular vardı. Gazetelerde hedef gösteriliyordu, vatan hainiydi Ahmet Kaya… Tartışmayı daha entelektüel perdeden açmak isteyen liberaller ise, solcu arabeski diyordu Ahmet Kaya müziği için… Ahmet Kaya ne anlatıyordu, neden bahsediyordu?
O, “Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar, suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar” dediğinde bu ülkede solcular, Kürtler, Aleviler devlet terörünün ateşi altında yaşıyordu. Kendi kendini yönetme kararlılığındaki bir halk ayaklanıp başına 12 Eylül’ün balyozu indiğinde, cezaevleri devrimciler ile dolu iken başlarını kuma gömenler vardı. Ahmet Kaya, bunlardan tiksinip, “Başkaldırıyorum” dediğinde haklıydı. Zira bu ülkede yasal mermili komiserlerin namlusu her şeyden önce devrimcilere doğrultulmuştu. Ahmet Kaya, bu tarihsel gerçekliğin içinden geliyordu ve onu anlatmak başat sorumluluğuydu.
Gerçek, tarihsel ve devrimcidir. Bu bakımdan 90’larda yaşanan linçleri 2010 yılında yeni bir keşfine çıkmış gibi eleştirmek ve bunu öncüllerine saldırarak icra etmek gerçeğin reddidir. Gerçek; yaşandığı anda egemenlere rağmen haykırılandır, Ahmet Kaya gibi…
Sonra dile bir liberal argüman egemen oldu. Solcular, rakı içip Ahmet Kaya dinlerlermiş. Rakı göndermesi hem Ahmet Kaya’yı, hem de onu dinleyen solcuları küçük görmenin bir ifadesiydi. Bir taşla iki kuş. Kaya kimseye yaslanmadan, kendinden büyük kimseden medet ummadan yenilenlerin “edebiyatını” yapıyor ve sahibinin sesi ağızlar ona ve dinleyenlerine küfretmeyi matah bir şey zannediyordu. Ahmet Kaya onlara göre köylüydü, onu dinleyen solcular da öyle. Şimdi hepsi bir araya gelip muhafazakâr ahlâkını demokratikleşmenin ortasına koyarak yaşıyorlar. Enteresan olan bir şey yok, bölüşmeyi bilmeyenlere “Bu ne yaman çelişki” diyordu Ahmet Kaya, bunlarsa hiçbir şeyi bilmiyor.
Ahmet Kaya arabeskçiydi bazılarına göre. Acılı bir sesi, insanın yüreğine saldıran bir müziği vardı. Orkestrası bağlamayı, arabesk ezgilerin içine gömüyor, 12 Eylül ve sosyalizmin yıkılması sonrasında solcuları rakı mezesi olacak sözleri ile nostaljiye boğuyordu. Yenilgi sonrasının acılı sesiydi. Sesindeki isyana kulaklarını tıkamak kolaylarına geliyordu. Yaşadığı acılardan sonra isyan etmesi, bunu yüksek sesle haykırması ciddi bir sorundu. Acı çekmenin bir adabı olurdu: Sessiz sessiz ağlayıp, sosyalizmin ölümü metanetle karşılamalıydı. Onun bu inadını nezaketsizlik olarak damgalamak istediler. Mızıkçıydı çünkü. Yenildiğini kabul etmeliydi işte. Susmadı Ahmet Kaya.
Suskunluğa karşı isyanı, devrime olan bitmeyen özleminin de ateşleyicisiydi. “Namussuza kanlı hançer sözümüz” diyordu Kaya, yüzünde tebessümle. Adilce bölüşmekti kavgası. Yoksul halk çocukları ayaklanmasının bağrından geliyordu ve o çocuklar geceleri aç yatmasın, geceleri sıcak yataklarda uyusunlar istiyordu. İnsanca yaşasınlar, parasız eğitim alsınlar, sağlıklı olsunlar diye vuruyordu bağlamasının teline. İnsanlar dillerini özgürce konuşsunlar, kültürlerini yaşasınlar, bu yüzden devletin yarasaları onlara tezek yedirmesin, toprağa yollanmasın diyeydi kızdığında çatılan kaşları. Milyonların yaşadığı yalnızlıkları bertaraf edebilmesindeki mahareti bundandı. Aşk acısını ekmek kavgasıyla bütünleştirebilen büyük bir ozan olarak yaşadı ve öyle ayrıldı aramızdan.
Bunları istediği için ırkçı ayinlerle sürgüne yollandı koca oğlan. Acılar, yokluklar, baskılarla geçen hayatına bir de sürgün eklendi. Hepsi toplandığında bir Ahmet Kaya ciğerine sahip olamayan penguenlerin fişeklemesiyle mahkemelere yollandı ve ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. “Marş söylemeden ölmek bize yakışmaz” diyen Ahmet Kaya’nın sesi yurdundan uzaklarda da kesilmedi, şarkılarını dağlara, direnenlere yollamaya devam etti.
Aradan 11 yıl geçti. Bugün sürgün yıllarında adını anmaya korkanlardan, onu sürgüne yollayanlardan bile Ahmet Kaya güzellemesi yapabilenler var. Tabii ki içeriğini boşaltıp, bağlamından kopararak… Onlar için Ahmet Kaya, batıya tercüme edilerek satılabilecek otantik bir piyasa objesi, bizim için ise bir yol arkadaşı…
Biz, Ahmet Kaya’yı felsefeyle anladık, tarihle yargıladık. Kazım Koyuncu gibi, Victor Jara gibi dünya halklarının sanatçısı olduğu sonucuna vardık. Bizim kurduğumuz dünyada Ahmet Kaya halkların kardeşliğinin simgelerinden biridir. Halk üniversitelerinin konservatuar bölümlerine ismi verilir, çocuklara Ahmet Kaya anlatılır.
Bu yüzden, herkes ölür, sen yaşarsın Ahmet Kaya.
Bugün de ölmedin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>