Boykot

27 Mayıs 2011 admin
Zamanın Ruhu’nu Boykot Edemezsiniz!
Politik edimler şimdiyle şekillenir, anlam bulur, işaret ettiği bugündür, bugünedir. Geçmişten geleceğe uzanan yolda şimdiye ayak basmadan yürüyen yolcunun şimdiden bağımsız bütün politik varsayımları tarihüstü söylemlerle ilişkilenerek bugünü yok sayar; geçmişin üzerine yüklediği politik işlevi bugünle ilişkilendirmeden hayata geçirmeye çalışmak -geçirmeyenler (“piknik boykotçu”ları örneğin) de dâhil- edimin ve varsayımın politik tahayyülünü işlevsiz kılarlar.
İşlev, insanların davranışlarında ve kelâmının içinde yer alan en önemli ayaklardan biridir. Eylediğiniz her söz, her davranış işleviyle anlam kazanır.
Neredeyse her seçim döneminde en çok tartışılan konulardan biri “boykot”tur. Seçime gitmek, birini seçmek, bir partiye oy atmak özellikle devrimci-sosyalist çevrelerde (bunlara anarşist, radikal feminist çevreler de dâhil edilebilir) apolitik, düzeniçi bir tavır olarak damgalanmıştır. Burjuva-parlemantarizmi diye nitelenebilecek meclis çatısı altında bulunmanın kim olursa olsun düzeni yeniden üretmek anlamına geldiği söylenegelir. Hal böyle olunca oy kullanmak da sistem karşıtı olmayan bu minvalde işlevini yerine getirir. Bu söylemlere katılmamak -en azından benim için ilkesel olarak- imkânsız.
12 Haziran Seçimleri
Oy kullanmak ile Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’na ve devrimci-sosyalist adaylara oy vermek arasında fark olduğu gibi oy kullanmamak ile boykot etmek arasında da bir fark vardır. Buradaki farkları Aristo mantığı ile anlamaya çalışmak mümkün değil. Bu farkları bir takım sorularla açıklamaya çalışacağım.
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu‘nun ve devrimci-sosyalist adayların düzen oyunu olan meclis çatısı altında olmak istiyor olmaları onları düzeniçileştirmez. “Düzeniçileştirir” diyenlere, Çarlık Rusyası’nda işçi sınıfının oy hakkının kısıtlanmış olmasına rağmen Bolşevikler’in 1912 yılında Duma seçimlerine katılıp 6 işçiyi Çarlık Duması’na göndermesini hatırlatmak isterim. Bolşevikler Duma’yı, Çarlık düzenini teşhir etmek ve işçi sınıfı hareketini güçlendirmenin bir aracı ve Parti faaliyetlerinin bir parçası olarak kullandılar. Ne Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ne de devrimci-sosyalist adaylar meclise girerek mevcut düzenin değişeceğini, yıkılacağını ummaktadırlar. Aynı zamanda, en azından devrimci-sosyalist, anarşist, anti-otoriter ve hiyerarşik olan bütün yapılar herhangi bir partinin iktidar olduğunda düzeni değiştireceğini düşünmüyordur.
Türkiye’de yaşanan siyasal özgürlükler sorununa işaret etmek için devrimci-demokrat-sosyalist adayların mecliste de işçilerin, ezilenlerin, yoksulların sözünü haykırması neden düzeniçi bir tavır olsun ki? Bu adayların “parmak demokrasisi kürsüsü”nde oyuna dahil olmak yerine oyunu bozmaya çalışmak, kriz yaratmak ve derinleştirmek adına yer aldıklarını unutmamak gerekir. Kitlelerin düzenden koparılmasının bir aracıdır bazen seçimlere girmek. Bazen de aynı kitleler seçimlerin yapılmasını engelleyerek rejime bir yanıt verir, 1994 boykotunda olduğu gibi.
Seçimler sadece Kürt Özgürlük Hareketi için değil, Batı’da devrimci-demokrat-sosyalist hareket için de özel bir önem taşımaktadır.
AKP hükümeti 12 Haziran’da elde edeceği çoğunlukla tek başına iktidar olmaya aday gözüküyor. Fakat bu AKP’nin son hükümetidir ve bu Meclis 4 yıllık olağan takvimini tamamlayamayacaktır. Bu gerçeği ilk ve en net biçimde gören de AKP hükümetinin kendisidir. AKP, bu ‘gerçek’ten hareketle muhalefetin yükselebileceği bütün dinamikleri kolluk güçleriyle ve baskı aygıtlarıyla ezmeye çalışmaktadır. Nitekim YSK vetosu ile başlayan süreç, seçimlerden, medyadan, ünversitelerden, fabrikalardan ve sokaklardan toplumsal muhalefetin süpürülmesini hedefleyen bir tasfiye operasyonudur.
Peki bugün gerek sosyalist adaylar gerek Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayları acaba parlemontaya neden gidiyorlar? Leyla Zana, Diyarbakır’dan bireysel ikbali için mi yaka-paça dövülerek onu cezaevine atan meclise geri dönmek istemektedir? Hasan Çoşar, “burjuva-demokrasisinin hak kırıntılarına razı olduğu için” mi Sincan F tipi Cezaevi’nden sosyalistlerin desteklediği bir aday olarak ezilenlerin sesi olmayı seçmiştir? Sırrı Süreyya Önder, ana-akım medyada dahi gördüğü ilgiyi ve mevkiyi; neden rejimin temel hedefi haline gelen ve sürekli yasaklamalarla, tutuklamalarla, linç girişimleriyle engellenmeye çalışılan Kürt Özgürlük Hareketi’ne omuz vererek riske atmaktadır?
Ankara’da seçimleri “boykot” etmek adına bütün siyasal risklerden ve tutumdan uzak kırlarda piknik yapmayı seçen politik yapılar ile Mersin’in yoksul mahallerinde devlet baskısına rağmen sandığa gidip 68 hareketinin önder kadrolarından biri olan Ertuğrul Kürkçü‘ye oy vermek isteyen Kürt yoksulunun aldığı siyasal risk ve tutum aynı mıdır? Hangisi bir diğerinden daha politik veya daha apolitiktir? Böyle bir siyasal atmosferde düzeniçi, apolitik diye tarifleyeceğimiz şeyin kıstası nedir?
Seçimler ve Rejimin Söylemediği
Oy vermek, sandığa gitmek, Kürt ya da sosyalist adaylara oy vermek madem bu kadar düzeniçi ve beyhude bir çaba, neden YSK vetosu ile adaylar engellenmeye çalışılıyor, seçim barajı düşürülmüyor, bağımsız adaylara biteviye zorluklar çıkartılıyor, seçim büroları basılıp tahrip ediliyor, adaylar gözaltına alınıyor, çalışma yürüten aktivistler linç ediliyor?
Zamanın ruhu düşünülmeden kuru birer açıklamayla ortaya atılan boykot açıklamaları sahi rejimi gerçekten endişeye sevk ediyor mu? Şimdi’nin sorumluluğundan uzak tavırlar ve tutumlar hangi işlevi yerine getiriyor? Verilmeyen her oy, rejimi bir yönetme kriziyle karşı karşıya bırakıyor mu?
Doğru hesap edilmemiş bir boykot, kanımca ezilenlere verilmemiş oylar toplamıdır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin onurlu barış talebiyle Kürt sorununun çözümünde net adımlar attığı (sivil itaatsizlik, demokratik özerklik, çatışmalı sürecin göze alınması vb.) bu zaman aralığında Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’na ve sosyalist adaylara sandıklardan çıkan her oy rejimin meşruiyetini değil reddiyesini güçlendirecektir.
Ey ‘geçmiş’ten geleceğe uzanan yolda ‘şimdi’ye ayak basmadan yürüyen yolcu; Boykot edeceksen seçimi engelle, sandıkları kaçır ve yak! Seçimi yapılamaz hale getir ve bunu kitlelere anlaşılır biçimde anlat!
Yoksa bil ki yaptığın boykot, boykot değildir!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>