Bir Değerlendirmenin Handikapları Üzerine Birkaç Not

28 Kasım 2012 admin

Barış Yıldırım tarafından kaleme alınan ve fazlasıyla bir sinir harbinin psikolojisi üzerinden cereyan eden “PKK’den Çok Apocu Olmak ve Bazı Devrimcilerin Varoluş Krizi” başlıklı yazı taşıdığı handikaplar itibariyle fazlasıyla dikkat çekici! Barındırdığı duygusallık elbette pozitif olarak algılanacaktır, ancak Barış Yıldırım da bilmektedir ki politika, duygusallığın sınırları ile değil, gücün muktedirliğinde gerçekleşir.
Devrimcilik olarak adlandırılan politik muhteva ve pratik varoluş, bir ezberin bütünü üzerinden gerçekleşmemektedir ve de gerçekleşmeyecektir. Mekânın ve zamanın şeklini verdiği devrimcilik, içerisinde taşıdığı öznenin kendi verileri üzerinden ete kemiğe bürünmektedir. Ete kemiğe bürünen nesne ise karşılıklı bir etkileşim hâlinde olan “güç”ün kendisidir. Devrimciliği, belirlenmiş bir alan içerisinde teorik ve politik muhtevası belirli bir zaman dilimine hapsedilmiş bir akım olarak saptamak, ortaya çıkan ve çıkacak olan devrimcilik türlerine ilk elden problemli yaklaşacak ve “kendi bütünlüğünü” devrimciliğin biricik unsuru olarak addedecektir!
Devrimciliğin kategorik tanımları olmadığı gibi, tarihyazımı bağlamında da devrimciliğin “akıl” ile sınırlanmış bir zihniyetler silsilesi de yoktur. Düşmanın karşı taraftaki varlığı ile savaşmak o ânın devrimci pratiği ile ilişkilidir ve bunu belirleyen, politik öznenin “devrimcilik” algısı ve varlığıdır!
Kürt özgürlük hareketinin politik muhtevasını ve doğasını, Türkiye devrimci hareketinin politik devrimciliğinden ayırmak zorunlu bir işlemin konusuyken; bu ayrımın zorunlu pratik bir ayrım olduğu gözden kaçmamalıdır! Ulusal ölçeğin yarattığı hak alma mücadelesi ile hak alma mücadelesinin sınıfsal doğası ayrımın doğasına işaret ederken, düşmanın aynı olması ve dolayısıyla “pratiğin birleşmesi” farklılığın özünü silikleştirmemelidir.
Düşmanın karşıda olması ile devrimci hareketin ve Kürt özgürlük hareketinin “yan yana” olması amacı değil, biçimi aynılaştırmaktadır. Ve amacın başka olması politik muhtevanın varlığını belirleyen ana ayrımdır! Belirli konjonktürlerde müttefikliğin pratik ilişkisine girmek burada ayrımı silikleştirmemekte sadece düşmana karşı o ânda mücadeleyi ortaklaştırmaktadır! (Lenin’in özellikle “Ne Yapmalı?”da ve ardından ortaya koyduğu teorik-politik kompozisyonda “birlikteliğin” ve “ayrılığın” politik zihniyetini sunmaktadır!)
Kürt özgürlük hareketinin doğasını sınırlı bir zihniyetin nesnesi hâline getirmeye çalışmak, liberalizmin argümanlarını farklı bir düzleme çekerek özgürlük hareketinin doğasını buradan kavramaya çalışmak sadece ciddi bir problemin ortaya çıkmasına neden olmuyor, aynı zamanda modernist politika olarak adlandırılabilecek “akıl”ın karşılaştırılmasını da beraberinde getiriyor. Barış Yıldırım, politik hattın kurulumunun ve ilerlemesinin güç ve dengeler üzerinden olduğunu atlayarak, politik pratik devrimci verinin tam da ortasına, güç ilişkileri yerine, “mantıksal aklın” kendisini sokuyor!
“(…) Kürt hareketinin bütün siyasî değerlendirmesini sadece Öcalan’a ve Allah’a emanet eden ve eleştiri silâhını yedi kat yerin dibine gömen arkadaşların derin vicdanî huzurunu bozmak istemem ama, pardon, bu ‘iş akışı’nı kim, hangi mantıkla belirliyor?” diye soran Barış Yıldırım, Kürt özgürlük hareketinin varlığını tam da ifade edilen tarzda liberal bir ayrıma tabi tutuyor. Devletin PKK ile Kürt halkını ayrıştırmaya çalıştığı her momentte “PKK halktır, halk burada” şiarının ön plana çıktığı evreler silsilesi, ifade edilen ayrıma karşı çıkışın kendisini somutluyor.
Barış Yıldırım bu konuda “devletten daha da ileri gidiyor” ve herhangi bir politik referansa başvurmaksızın, Kürt özgürlük hareketinin doğasına uygun bir biçimde politikleştirdiği Öcalan’ın “politik” varlığını hasıraltı etmeye çalışıyor! Meselenin kendisini aklın fani dünyasına yatırmaya çalışan Barış Yıldırım, devrimci gerçekliğin içerisinde Öcalan üzerinden farazi bir hâle gelen “aklı” kendi bilişsel epistemesinde aramaya başlıyor. Ve özel bir ısrarla bu aklı Kürt gerçekliğine “armağan” ediyor.
Barış Yıldırım ısrarla üzerinden atlıyor: Kürt özgürlük hareketini bugün politik olarak “anlamlı” kılan nokta, “temelli düşüncelerin” varlığı değil, zalim karşısında diz çökmeyen başlarıdır. Burada ne “temelli bir düşünce”nin izini aramak anlamlıdır ne de taşıdığı teorik düzlemi irdelemek!
Pratik politik bir kurulumu önceleyen ana unsur, düşman karşısında kapladığınız bütünlükle ilişkilidir. Bu bütünlüğü kuran ise gücün kendisidir!
Mithat Seloğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>