Antikapitalist Müslümanları Neden Görmezden Gelemeyiz?

7 Eylül 2014 admin
Yüzde doksanının kendini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede, din olgusunu anlamadan, dine karşı teorik bir çıkarım yapılması, bu çıkarımı yapanların kendilerini kandırmasından öteye gitmez.
Marks’ın “din afyondur” cümlesini yazarak meseleye nokta koymak, sorunu ortadan kaldırmıyor, aksine daha karmaşık hale getiriyor.
Evet, yüzyıllardır İslam kendi içinde yüzlerce değişik yorumla gruplaşmalar yarattı. Savaşlar, cinayetler, kan ve zulüm bu nedenle İslam coğrafyasından eksik olmadı. Durum bugün de geçmişten çok farklı değil. Yüzlerce farklı yapı İslam adına konuşuyor, yazıyor, çiziyor. Fakat bizim için bunları alıp bir yere koymak kolay. Ancak kendilerine “Antikapitalist Müslümanlar” veya “Devrimci Müslümanlar” diyen kesimi nasıl değerlendireceğiz. Görmezden mi geleceğiz, “hepsi aynı” mı diyeceğiz, pozitivizmin kalıntısı din düşmanlığı yapıp aleyhinde atıp tutacak mıyız?
Evet, kendini kapitalizme karşı konumlandırmış, barış, kardeşlik, eşitlik, adalet, hak, hukuk diyen bir İslam yorumu ile “ilk kez” karşılaşıyoruz. “İslam’ın özü budur, İslam egemenler tarafından çarpıtılmıştır, mal biriktirmek haramdır, paylaşmak dinin esasıdır” derken her kesimin ezberini bozuyorlar.
1 Mayıs’lara, Gezi’ye, anmalara katılıyorlar, Ramazan boyunca beş yıldızlı otellerde yapılan gösteriş iftarlarına karşı “yeryüzü sofraları” kuruyorlar ve her kesimi özellikle de “sol”u davet ediyorlar. Egemen İslamî söylemi ellerinin tersi ile itiyorlar.
Pozitivizm kökenli din düşmanlığının sola da sirayet ettiğini ve bu önyargıyı kırmanın çok zor olduğunu biliyoruz. Fakat teorinin pratikten çıkacağını da biliyoruz. O pratik bize teori yapma fırsatı sunar. Bu ülkede dinin dışlandığı eski pozitivist teorilerin hiçbir getirisinin olmadığı apaçık görülüyor. Yaşam öğreticidir.
Bir siyasal yapı “biz kapitalizme karşıyız” deyip bunun altını dolduruyorsa, hak, adalet, eşitlik, barış diyorsa, bu otomatikman solun ilgi alanına girer. Çünkü devrimler, işçi sınıfı başta olmak üzere, kapitalizme karşı olan diğer sınıf ve katmanların desteğini alarak yapılır. Biz teoriyi önemseriz, ama pratiği daha çok önemseriz. Verili duruma göre ülke koşullarını tahlil edip geleceğe adım atmamızı sağlayan teorilerimiz, pratiğin içinden çıkar ya da başarmak için böyle olmak zorundadır.
Bu ülkenin devrimci sosyalistleri Sovyet tarihini, Bolşeviklerin en ince ayrıntısına kadar mücadele tarihini, Fransız Devrimi’ni, Avrupa devrimlerini, siyasal akımlarını çok iyi bilirler. Fakat kendi topraklarının (Doğu’nun) geçmişine, tarihine, egemene karşı verilen mücadelelerine çok ilgili değildirler. Nazım Hikmet yazmamış olsaydı, Şeyh Bedreddin’i gerici belleyecektik. Şimdi “Hamdan Karmatî” desek birçok sosyalist yüzümüze anlamsız bakar. Oysa Karmatîler bu toprakların ilk eşitlikçi toplumunu kuran ve Abbasî zorbalarına kök söktüren bir akım ve Hamdan Karmatî de önderidir. Kurdukları sistem o koşullarda düpedüz komünizmdir. Torlakları, Celâlî İsyanları’nı bilmeden nasıl devrim yapılabilir? Ali Şeriati ismi, soyadından kaynaklı şeriattan başka bir şey ifade etmiyorsa, onun doğuyu nasıl tahlil edip İslam’a nasıl baktığını nasıl anlayabileceğiz? Biz içine doğduğumuz kültürü, bu coğrafyayı ve tarihsel köklerimizi, egemenleri ve onlara karşı verilmiş mücadeleleri ve inanç sistemlerini bilmez ve önyargılarımızı kıramazsak, daha çok bölünmeye devam ederiz. Kitleselleşemeyen, işçi sınıfı ve diğer sınıf bileşenleriyle buluşamayan solun bölünmekten başka çıkar yolu yoktur.
Müslüman kavramı, günümüzde savaş, kan, kelle kesme, şeriat gibi olumsuzluklarla kafamıza yerleşmiş durumda ki bu, tam da emperyalizmin istediği şeydir. Bir yandan bunlar olurken, bizim ülkemizde kapitalizme karşı, barış, eşitlik, adalet, özgürlük diyen bir Müslümanlık haykırmakta ve çok da fazla dikkat çekmektedir. Ne yaparsak yapalım bu, görmezden gelinecek bir durum değildir. Birileri bu çığlık karşısında İran’ı hatırlatabilir. Ama durum asla İran’daki ile aynı değildir. Şeriat, günümüzde kapitalizmin manivelası haline getirilmiş ve egemenlerin iktidarının sürmesine yasal dayanak yapılmıştır. Oysa bizim Müslümanlarımız, egemen düzenin yıkılması ve eşitlikçi bir düzeni savunmaktadırlar.
Egemenlerin elinde ayrıcalık olmuş, insanları uyutan, uyuşturan ve sömürünün sürmesine katkı koyan bir dine sosyalistler karşı çıkar, tavır alırlar, mücadele ederler. Sosyalistlerle aynı dili kullanan ve eşitliği, sömürüye-zulme karşı olmayı kitaplarıyla destekleyen ve sömürgenlerin din adamlarına küçük dillerini yutturan antikapitalist Müslümanların dinine sadece saygı duyulmaz, şapka da çıkarılır. Yüzyıllardır dini, egemenlere ve devletlere hizmet ettirenler, halkı uyutmak için bir silah olarak kullandılar. Bu kullanılan din, bizlere her türlü iftirayı ve yalanı atmakta tereddüt etmedi. Şimdi “İslam bu değil, yalan söylüyorlar” diyen ve bu söylemlerini kitabın ayetleri ile destekleyen antikapitalist Müslümanlar karşısında paniklemiş durumda düzen dindarları.
Eşitlikçi bir toplum özlemi ve bunu kurma girişimleri bu coğrafyada yüzyıllar öncesine dayanır. Bunun sağlam tarihsel temelleri vardır. Sosyalistlerin görevi hayatı teoriye uydurmak değil, hayatın akışına uygun teorilerle toplumu, düzeni değiştirmektir. Bu uğurda cephe ne kadar genişletilirse, devrim o kadar yakınlaşır. Bizim önyargılarımızda ısrar edecek bir lüksümüz yoktur. Biz kimin dilinin konuşulduğuna bakarız. Bir siyasal yapıyı tanımanın bundan daha iyi bir yolu yoktur.
Gezi direnişi bu ülkede sola tabuları yıkma, yeniden düşünme ve devrime gidişin nasıl olacağına dair büyük ipuçları vermiştir. Sol hâlâ algılamakta ve önyargılarından kurtulmakta zorlansa da gelişmelere ayak uyduramayanlar, o önyargıları ile tarihin önemsiz kıyılarında kalacaklardır. Çünkü bu direniş, eskide ısrar edenleri bölüp parçalayacak, yeniyi görenleri çoğaltacak bir sürecin önünü açtı. Gezi’yi anlamak derken, göz önüne almamız gereken temel göstergeler şunlardır:
Gezi çadır kurdu. (Çadır mülkiyetin reddidir)
Gezi Komün kurdu. (Komün eşitliktir)
Gezi bütün farkları sıfırladı. (Farklar zenginliktir)
Gezi “yaşam biçimime karışma, ben eşitliğe varım” dedi. (Yaşam biçimi bireysel özgürlüktür)
Gezi zulme direnme metotları geliştirdi. (Zulme karşı metot sınırsızdır)
Gezi üstenciliği, kibri, boş teoriyi yerle bir etti. (Teori hayatın pratiğinden çıkar)
Gezi toplumun nasıl sarsılacağını gösterdi. (Toplumda önemli duyarlıklar vardır, öğrenmeli)
Gezi İslam’la solu antikapitalizm noktasında birleştirdi. (Yüzde 97’si Müslüman bir ülkede bu solun kazancıdır.)
Gezi, tüm ezilenlere düşmanlıklarının yapay olduğunu gösterdi. (Asıl düşman kapitalizmdir)
Gezi, asıl şeytanın kapitalizm ve uşakları olduğunu gösterdi. (Devlet kapitalizmin koruyucusudur)
Gezi, kimsenin kendi mücadele metotlarını dayatamayacağını gösterdi.(Yaratıcılık sınır tanımaz)
Bu kadar ders sonrası hâlâ Gezi olmamış gibi yazan çizenlerin, adları ne olursa olsun, başarı şansı var mı?
Sol, eğer bu ülkede yeni bir düzen kurmak istiyorsa, bir devrim iddiası varsa, Gezi’nin öğrettiklerinden yola çıkmak zorunda. Bu satır başları ile verilenler konusunda sayfalarca yazı yazılabilir ama önemli olan bunların o pratiğin sonucu olarak teoride ifade bulmasıdır. Herkesin anlayacağı bir sınıf dili ile.
Bu gerçeklerle sol, hem kendi birleşik örgütünü yaratmalı hem de kapitalizme karşı olan, başta antikapitalist Müslümanlar olmak üzere, kapitalizme karşı tüm kesimleri cepheye katabilmeli, ortak mücadele yolunu bulmalıdır. Pozitivizmin mirası din düşmanlığı ile İslam’a bakan, El Nusra, IŞİD; El Kaide gibi zulmün safındaki maşalaşmış örgütlerin yozlaşmış İslam anlayışlarının aslında gerçekten de inançla dinle alakası olmadığının ayrımına varılmalıdır.
Bizler ezilenin, sömürülenin, yoksulun, kimsesizlerin, emekçilerin yanında olan bir İslam’dan asla rahatsız olmayız. Solun dine düşman olmak gibi bir lüksü yoktur. Biz bu toprakların sosyalistleriyiz ve bu toprakların insanlarının neredeyse tamamı kendini Müslüman olarak tanımlar. İnsanların inançlarına hücum ettiğimiz enerjiyi kapitalizme hücum etmek için kullansaydık, bugün bambaşka noktalarda olabilirdik. Bizler, egemenlerin elinde oyuncak olmuş, ezilenleri afyonlayan tüm dinlere egemenlik olgusunu kırmak için karşı çıkarız. Ezilenlerin yanında duran her din ise saygındır. Bu anlamda antikapitalist veya devrimci Müslümanlar sosyalistlerin dostu, cephedaşı ve hatta yoldaşları olabilirler.
Pozitivizm gözlüğünü çıkarıp Doğu’nun yüzyıllardır zalimlere nasıl direndiğine, Karmatîlere, Bedreddinîlere, zamanında tüm egemenlerin kalplerine korku salabilen, oturdukları tahtları dikenli sandalye gibi hissettiren Hasan Sabbah’lara, Ali Şeriati’lere, Anadolu’nun boyun eğmeyen, bedel ödeyen Celâlîlerine, Hacı Bektaş’larına bakarsak eğer, Marks’ın, Lenin’in öğretilerini bu gözle okuyabilirsek, ne demek istediğimiz daha net anlaşılır. Devrime giden yolun teorisi, işçi sınıfının öncülüğünde ama bu coğrafyanın tarihî ve kültürel geçmişinde saklıdır. Kazırsak çıkartırız. Yeter ki bizi yiyip bitiren, içimizi kemiren önyargı ve tek yanlı okuma belasından kurtulabilelim. Antikapitalist olan her akım devrimcileşmeye atılmış önemli bir adımdır. Yıkılsın önyargılar.
Muzaffer Arslan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>