An ve Süreç Üzerine Başlangıç Notları

23 Eylül 2014 admin

İster yağmur yağsın isterse dolu
Ni’dem ben ummana daldıktan sonra
[Pir Sultan Abdal]
An’cılık, somutta, Ethem’in şehadeti karşısında “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” diye gevezelik etmektir. Bu sözün, bu haliyle, içinde Sayfı Ana’nın evladı olmanın reddi gizlidir. Bu türden “anarşizan” devrimci lafazanlık, Sayfı Ana’nın gözünün yaşında boğulmaya karşı direnmenin ifadesidir; ölüme yiğitlenme örtüsünün altında “kalan sağlar”a hitaben “yaşam”cı bir ima saklanmaktadır. Sayfı Ana’nın “Tayyip’e göstermeyeceğim” dediği gözyaşından yüz çevirmek, Tayyip olmaktır. Tayyip olmak, kanuna karşı hukuktan yana olduğunu söyleyip, hukuka karşı adalet savaşı verenlere diş bilemektir. Hukuk, yalnızca “kalan sağlar” bakımından bağlayıcı iken adalet şehitlerin hakkıdır, olacaksa, onların yüzü suyu hürmetine olacaktır.
Öcalan’ın anasından kopuşuna atfettiği devrimcilik, Kürdistan’da “ana”ların, “Ana”lığın devrim sancağına dönüşmesinden bağımsız düşünülüp Öcalan bir “kişi” olarak algılanırsa, bu kopuştan en fazla “anneliğe reddiye” çıkarılır. Bu çıkarsama, “bacı” kelimesini duyunca şeytan çarpmışa dönen sivil-toplumcuların ideolojik evrenine aittir. “Bacı”ya itiraz, özünde “ana”ya küfürdür. “Ana”ya küfür, Ethem’in yoldaşımız olduğu kadar kardeşimiz, Berkin’in kardeşimiz olduğu kadar yoldaşımız olduğunun inkârıdır.
An’cılık ve süreç’çilik ayrımı, basitçe, bilinçlilik ve kendiliğindenlik tartışmasındaki taraflaşmaya indirgenemez. “An” iradeye, “süreç” akla işaret eder. İrade ve aklın ayrıştırılması, esasta iradeye akıl, akla irade biçmekle ilgilidir. Yoksa iradeci olunduğunda akıldan, akılcı olunduğunda iradeden cayılıyor değildir. Demek ki bir anlamda iradeci, kendi aklını, akılcı kendi iradesini cümle âleme dayatmaktadır. Bilime ve politikaya ayrı ayrı atfedilen otonomluktan ve bilime giydirilen öznesizlikten ve ereksizlikten politik alana dair devrimcilik devşirenin, aslında bilimin hesabına iş görüyor, bilimi kutsallaştırıyor, yani bilimcilik ediyor olması örneğindeki gibi, iradeci de aklı iradeden ayrıştırarak aslında akılcılık ediyordur. Bu ikisi -iradeci ve akılcı- bu minvalde birbirlerinin değirmenine su taşımaktan gayrı iş bilmezler.
Akıl’cı Marks’ı, irade’ci Lenin’i simuleeder. Dolayısıyla akıl’cılık, devrimsiz bir parti’ciliğin; irade’cilik, partisiz bir devrim’ciliğin rantı ile ilişkilidir. Parti’ye ve Devrim’e hüküm koyma dalaşı, taşın aklını uyuşturmak, ekmeğin iradesini boğmak içindir.
Devrimcilere açıktan küfür etmeden gizliden küfür yazmaya ahdeden bütün romanlarda bir karakter trajikleştirilmek zorundadır. Bu trajik unsur, geri kalan devrimcilerin şahsında, devrimciliğe gizliden sövmenin yolunu yapar. Aksi halde, yani açıktan küfür edileceği durumda yapılması icap eden devrimcilerden karikatür figürler çıkararak onlarla alay etmektir; doğrudan doğruya düşmanlık ya da dışarıdan saldırı, “içeriden” çürütenin kullandığı trajedi dilini komediye tercüme etme yolunu tutar.
Dışarıdan saldıran akıl’cı, ortaya konan iradenin mizahını yapmak istediğinde onun kitleselliğini böler; irade, tekil şahıslarla ilgili bir mahiyet kazanır ve bu tekil şahıslara “deli” muamelesi yapılır. Düşmanlığın daha şedit koşullarda sürdüğü durumlarda ise akıl’cı ordusundan çıkan bir kol kitlelerin iradesini başkalarının güdülediği, ortada bir “dış akıl” olduğu hikâyesi anlatır (Bilmez ki kitlevî -başka bir söyleyişle imanî- akıl ne içeride ne dışarıdadır; mücadele içre oluş halindedir). Ahmet Atakan’ın Allah’a küfreden bir meczup, Ali İsmail Korkmaz’ın neyi neden yaptığının idrakinde olmayan bir ergen, Ethem Sarısülük’ün bayrak yakması yönünde verilen emri ifa eden bir maşa olarak gösterilmesini ve buradan şehitlerin her birine ve topyekûn kitleye akılsızlık vehmedilmesini koşullayan, düşmanın “dalgacı” ve “küfürbaz” bileşenlerinin müşterek kinidir. Bu kinin yönelimi kitlenin aklınadır. Akıl’cının düşmanı yine akıldır. Ama üzerinde hüküm sahibi olmadığı bir akıl.
İçeriden çürüten irade’ci trajedinin başı dik kahramanı devrimciyi ondan ayrışık olduğuna hükmettiği halkı -batında- kerh etmenin vasıtası kılar. O, en fazla devrimi kadınların ve erkeklerin, yani insanların değil, kitlelerin yaptığını söyler ama bu “aydınlanmış kitle” gerçekte “halk”ın içinden, kurtarılabilir bölükleri işaret eder.
Doğada zorunluluk bulan, tarihte özgürlük; doğada özgürlük bulan, tarihte zorunluluk arar. Doğadan kaçış tarihe, tarihten kaçış doğaya doğrudur. An’cı doğadaki, süreç’çi tarihteki özgürlüğe meftundur; dert, zorunluluk sahasında mutlak aklı, özgürlük sahasında mutlak iradeyi işletmektir. İnsanda mutlak akıl ya da mutlak irade yoktur; zira “aydınlanmanın temel birimi olarak insan” yoktur, nâmevcuttur. Ancak saf akılcılık, aklıyla aydınlanan, saf iradecilik, iradesiyle doğrulan “insan”ı tarif eder. Aydınlanmanın “karanlığın bataklığından kendini kendi saçlarından tutup çıkaran insan”ı ister mutlak iradeye sahip olmuş, ister mutlak akla; farkı yoktur. Her ikisi de aydınlanmacılık parantezindedir.
Mesele asilik / isyancılık ile devrim’cilik arasında değildir. Böyle olduğuna ilişkin vargı devrime metafizik bir anlam yüklenmesiyle ilgilidir; esasta devrim bir isyanın, hatta karşı devrimin de bir devrim olduğu hatırlanırsa, bir isyanın bastırılmasının da neticesi olabilir. Aslolan isyancılık ile kıyam arasındaki tezattır. İsyan naturalisttir. “Baskı karşısında verilen doğal reaksiyonlar olarak itaat ve isyan”dan iradî olarak ikincisine meyletmenin ifadesidir. Kıyam, bu naturalizme karşı verilen maddî mücadelenin de adıdır. İsyancı, sahip olduğu doğal hakları için restleşir, kıyamcı ait olduğu maddî hakikat için mücadele eder (bu anlamda isyan pazarlıkçıdır).
İsyan “birey”sel, kıyam kolektif ya da daha doğru bir söyleyişle haşrîdir. Daha doğru; zira “haşr” sözlük anlamının dışındaki Kuranî içeriğiyle birincil anlamda büyük, tali anlamda küçük kıyamet sonrasına; ölüme dairdir. Hz. Peygamber’in ifadesiyle, ölmek uyanmaktır. Hâlbuki “birey” mutlak olarak uyanıktır. “Bu dünyada haşrolmak”, vâkıf-ı mutlak olmamak anlamında uykuda olunduğunun, kâdir-i mutlak olmamak anlamında kul olunduğunun bilgisini içerir. Kul olmamaya yönelik irade isyankâra aittir; isyankâr, mülkiyete karşı rekabetin safına geçendir.
An’cılığın ampirisizmi liberalizme, süreç’çiliğin rasyonalizmi faşizme meyyaldir.
“Elmanın tadını nereden biliyoruz?” sorusunun cevabını (rasyonel) Platon, mealen, “Biz zaten cismanî bir mahiyet kazanmadan evvel (yani evrenle bütünleşikken) her şeyi a priori biliyorduk, dünyada sadece bu bildiklerimizi hatırlıyoruz.” biçiminde verir. (Ampirisist) John Locke ise buna itiraz olarak insan zihninde doğuştan getirilmiş herhangi bir şey olmadığını, elmanın tadını onu yiyerek öğrendiğimizi söyler. Özünde ikisinin de meramı birdir. Mevcutta bir elma vardır, bir de “ben”. Mesela Amasya elmasının Amasyalılara ne ifade ettiği, Amasyalıların bu ifadeyi nasıl edindiği sorularının cevabını vermeye yönelik bir kaygı taşınmaz. “Âdem (a.s.)’ın yediği elmanın yol açtığı yarılmanın(1) bilgisi bize nasıl ulaşıyor?” sorusu da konu dışı ilân edilir böyle bir durumda. Elmanın birinci örnekte toplumsallığı, ikinci örnekte ise tarihselliği berhava olur. Biri (Platon) “hakikat benim içimde” diyerek hakikatin aşkınlığını görmez, diğeri (Locke) ise elmanın sayısal, biçimsel bilgisi dışındaki her şeyi (aslında elmanın tadı da özneldir Locke’a göre) “spekülatif” sayar. Dolayısıyla aslında hakikatin içkinliğine saldırarak “hakikat diye bir şey yok” demiş olur. Bu örneklerin birincisinde faşizm, ikincisinde liberalizm tınlar.
Hakikate düşmanlık, onun karşısında alınan pozisyonla ilgilidir. Bu bağlamda liberalizm hakikate düşmandır, çünkü ona göre hakikat dünyadaki insan sayısı ile çarpılabilir. Faşizm hakikate düşmandır çünkü ona göre hakikat bizatihi kendisidir. An’cılık bunlardan birincisi, süreç’çilik ikincisi ile ölçülmek durumundadır.
Mehmet Ocakçı
İştirakî Dergisi
Sayı: 2
Dipnot
(1) Kastedilen, bu vakayı, yani insanın zamansızlıktan zamana (dünyaya) düşmesini (buradaki evrimselliği bir an için paranteze alıp) insanın konuşmaya başlamasının, nesnelerin bilgisini hem öznel hem nesnel olarak edinmesinin, yani dil-düşünce, nesne-nesnenin bilgisi açılarının metaforu olarak düşünmek kaydıyla anlam kazanacak olan yarılmadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>