Abdurrahman’ın Dili Pak mı?

14 Nisan 2012 admin

Kızı ve damadı kenz ve müşrik “İslam”ının sefahat yuvası olan Dubai’de ise kul olduğu rahman hangi güç Dilipak’ın? 28 Şubat’tan kaçıp sığınılacak liman, Siyonistlerin güdümündeki körfez sermayesinin kucağı mı olmalı? Müslüman parasıyla İsrail korunur mu? Dilipak bu koruma işleminin fikriyatını örmeyi Müslümanlıkla nasıl bağdaştırıyor?
“Abdullah Çatlı ılımlı İslam dairesindeydi.” Hatta örtük olarak Dilipak “Çatlı bu yüzden öldürüldü” diyor. Bu sözü, yüce Ak Parti’nin yakın geleceğe dönük seçim hesapları dâhilinde düşünmek gerekiyor. Şu yazısı bu tespiti destekleyici nitelikte: “Has Parti-BBP
Dilipak, Yedi Kocalı Hürmüz misali, “yüzde 50 de yetmez” diyen Ak Parti’ye muhtemel oy deposu olan milliyetçi hareketten adam kaçırmaya çalışıyor. Daha önce söylediğimiz gibi, Haspartibir paravan şirket gibi düşünülüyor ve devreye sokuluyor.
Seksen öncesi Alpaslan Türkeş’in “sağ kolu” olup sonradan “hidayet”e eren Mehmet Pamakülkücü hareket içindeki hâkim “kafatasçı” zihniyeti görüp İslamcılaştığını anlatıyor. Tabandaki Müslüman kesimin Türkeş’in Muhsin Yazıcıoğlu’yu varis olarak göstereceğini ama Türkeş’in saf “kafatasçı” Devlet Bahçeli’ye el verdiğini anlatıyor. Uyandığı nokta ise hareketi 12 Eylül sonrası yeniden toparlamak için Ankara’daki bir toplantıda Teşkilât-ı Mahsusa yemini müsameresi oynanırken bir ülküdaşının masanın üzerindeki Kur’an için karısına “kaldır şu zımbırtıyı buradan” dediğini duymuş olması. Bu dönüş hikâyesine inanmak zor, zira 12 Eylül bir yanıyla ve önemli ölçüde sol-sosyalist hareketi ezmek için yapıldıysa, onun bir yanıyla İslamî hareketi de iğdiş etmek amacıyla devreye sokulduğu aşikâr. Bu amaçla 12 Eylül ürünü Çanakkale danışma meclisi üyesi Pamak’ın ideolojik kayma yaşaması kaçınılmaz. O dönem ev arkadaşlığı yapacak kadar Pamak’a yakın olan bir isim daha var: Turan Dursun. Onun rotası ise ters yönde.
Ülkücü harekete biçilen görev, yükselen Refah hareketini mas etmek. Bunun bir yansıması, kurt işaretinin yerini daha çok üç hilâlin alması. Türkeş’in “uzlaşmacı” hattı, Yazıcıoğlu’nun parlayan yıldızı, İslamî harekete karşı dalgakıran olmak, pratikte BBP’yi doğuruyor. Ümit Özdağ, son seçim sürecinde, bu kopuşun Amerikan oyunu olduğunu söyledi.
Bu açıdan Dilipak’ın geçen yıl Mayıs’ında kafasından BBP ve Hasparti özelinde kimi masabaşı formüller hazırlaması ve bugün ülkücü hareketin ikonu hâline gelmiş Çatlı’nın “ılımlı İslam dairesinde” olduğunu söylemesi aynı şeye hizmet ediyor: Ak Parti’ye milliyetçi kesimden oy kazandırmak.
Bugün sokakta “Türklük değil, İslam önemli” sözü daha çok duyuluyor. Zira İslam’ın “yeşil”i ile Dolar’ın “yeşil”i arasındaki ton farkı kayboluyor birilerinin yüreğinde.
MHP operasyonu esnasında Dilipak tekrar çomak sokuyor. O kasetlerin Fettullahçılar tarafından sızdırıldığı açık ama bir diğer husus da Bahçeli’nin dışarıdan gelen, özellikle tabandaki ülkücülerin hiç istemediği ama “birilerini küstürürüm” diye de reddedemediği o isimlerin kasetlerinin sızmasını istemesi. Bu, Bahçeli ile Fethullah arasında gerçekleşen gizli pazarlığın sonucuydu.
“Doğduğumuz ana babayı biz mi seçtik? Doğduğumuz zamanı biz mi seçtik? Doğduğumuz toprağı biz mi seçtik, derimizin rengini biz mi seçtik, cinsiyetimizi biz mi seçtik!” (Öfkemiz Bizi Esir Almasın) Dilipak bu öfkeden neden bu denli korkuyor? “Kimliklerde din hanesini boş bırakalım, çocuklarımız kendi dinlerini kendileri seçsinler.” diyen liberalden ne farkı var?
Dilipak’ın zihninde milliyetçiliği aşmanın saiki bu: o liberal bir yerden, birey olarak meseleyi “seçim” meselesine indirgiyor ve böylelikle milliyetçilikten kurtulabileceğini zannediyor. O nedenle sürekli ana-baba, zaman, toprak, renk ve cinsiyetle ilgili küfürnameler kaleme alıyor. Hz. Ayşe-Hz Muhammed, Medine dönemi, İslam ümmetinin genel coğrafyası, yeşil ve Yahudi bir cinsiyet üstülük kendi bireyliğinin mecazı oluveriyor. Bir ülkücü ise Muhammed’i Türk, Medine’yi Türk toprağı, coğrafyayı fetih alanı, yeşili kanın rengi, erkekliği ise üst cinsiyet olarak belliyor. Dilipak ülkücü tabanı yitirmemek adına hamle yapmaktan da vazgeçmiyor ve Büyük İskender olduğu düşünülen “Zülkarneyn”i Kültigin’e bağlayıp Türklüğü İslam dairesinde tutmaya çalışıyor. (Ülkücülerin Dilipak eleştirisi için bkz.: “ABDurrahman Dilipak“)
Solda genel yanılgı, “bu devlet Türk ve Müslüman, dolayısıyla Türk ve Müslüman karşıtı ne varsa ona sarılalım” ise, Müslüman kesimdeki yanılgı da benzer biçimde “bu devlet Türk ve solcu dolayısıyla…”
Oysa Ermeni ve Rum’un mallarını gasp edenlerin devleti ne Türk ne Müslüman ne de solcu olabilir. En fazla Ermeni ve Rum’un pazardaki rakibi Yahudi’nin millîliği, dini (şeklî İslam’ı) ve devletçi ya da liberal sol yönelimleri hükmediyordur.
Ülke TV’deki “Sıratdışı” programında Dilipak 28 Şubat’a ilişkin hatıratını aktarıyor ve yakın tarih incilerini saçıyor ortalığa.
Bu anlatımdan Ak Parti’nin anti-komünizm ve Kürd düşmanlığı konusunda hamle yaparak koltuk kapmanın ilk işaretini 28 Şubat’ta aldığı görülüyor. Dilipak’ın anlattığı “genelkurmay hikâyesi” bunun delili. Şamil Tayyar gibi isimlerin yıldızı bu noktada parlıyor. İslamcılar, anti-komünistlik ve Kürd düşmanlığı ile koltuğa oturup onu belli bir süre muhafaza edeceklerini gayet iyi biliyorlar. Onların tanım aralığı burası.
Kamuflaj giyip Diyarbekir’e MGK uçağı ile gitmek Müslüman’ca değil “sülümanca” bir davranış oysa, en Morrison cinsinden. Dilipak, bugün o kamuflajı giydiği için övünüyor, matah bir şeymiş gibi satıyor. Yapılanı “ordunun basınla arayı düzeltmesi girişimi” olarak gösterip orduyu ve kendisini aklamaya çalışıyor ama nafile. Öylesi bir gezinin neden Diyarbekir’den başladığının cevabı yok. Müslümanları “ben genelkurmay binasında namaz kılmış adamım” diyerek kandırmaya çalışıyor ama Müslümanları ezen orduya yaptığı kulluğu gizleyemiyor.
Dilipak, “Çatlı ılımlı İslam dairesindeydi ve Erbakan’ı vurmak istiyordu” diyerek, Müslüman’la Türk arasına kama sokmak isterken, bir yandan da kendi ağına düşecekleri de esasında ılımlı İslam’a razı etmiş oluyor. Düşen Türk, “Mekke-Medine bize verilsin, Osmanlı şanlı tarihimiz, ecdadımızın ayak bastığı yerler bizimdir” gibi cümlelerle avlanmak isteniyor.
Anlattığı genelkurmay masalıyla orduya düşman Müslüman kesimlerin içine su serpiyor, öyle ya, teamüllere aykırı biçimde, sivil bir yazar protokol kapısından, kırmızı halıda karşılanıyor, üniformalı subaylar hazırola geçiyor karşısında, aynı komutanlar Dilipak’a abdest için havlu veriyor, Dilipak (nasıl Müslüman’ki) kıbleyi gösteren cep telefonu üzerinde olmadığı için yönünü bulamıyor. Dilipak, özcesi, “bize iktidar Kürd savaşı yüzünden verildi” diyor ve cemaatine “bu göreve lâyık olalım, Kemalizme karşıtlığınızı aynı modernizm sürecini işleten PKK’ye yöneltin” diyor. “Kemal için sivrilttiğiniz okları Apo’ya saplayın, boşa gitmesin” diye ekliyor. Zira o da farkında başbuğunun Kemal’in reenkarne hâline dönüştüğünü.
Bu kafa bayrak gibi elden ele birilerince taşınınca 28 Şubat tabii ki 1000 yıl sürer.
Cidal Haksoy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>