30 Mart Seçimleri Ön Notları

29 Mart 2014 admin
Cemaat olgusu temelde uluslararası kapitalizmle tanımlı bir vak’adır. Kendisine atfettiği ve atfedilen hizmet, camia vb. özellikler muhafazakâr Müslüman kitlelerin gözünü boyamak, aklını bulandırmak içindir. Uluslararası kapitalizmin emirlerini ve onun ihtiyaçlarını şimdiye değin AKP bedenini onun masif kütlesini kullanarak icra ediyordu. Geldiğimiz noktada bu beden ve masif kütle neredeyse bir kadavraya dönüşmüştür. Cemaat’in bütün ihtiyaçlarını karşılayan Erdoğan’la tanımlı AKP bedeni çürümüş, kokuşmuş yapısıyla Cemaat ideolojisi için tehlikeli bir hâl almıştır. Bu nedenle Cemaat ideolojisi AKP bedenini terk etmiştir ve bu ruh sığınabileceği bir bedene muhtaçtır.
Özünde küresel kapitalizmin Erdoğan kliği dışında kalan AKP bütünlüğü ile ideolojik, politik bir meselesi yoktur. Geçen süreç içinde Erdoğan kapitalizmin ahenkli işleyişine yolsuzluk, rüşvet, ihalelere müdahale vb. dengesizlikleriyle çapak olmaya başlamıştır. Böyle bir durumda, uluslararası kapitalizm piyasanın selâmetini, huzurunu muhafaza etmek zorundadır. Piyasada huzurun sağlanması için çapak, pürüz olarak görülen Erdoğan kliği tasfiye edilmelidir. Bu kliğin kendini bilmez, sonuçları öngörülemez politikaları ulusal ve uluslararası sermaye örgütleri gözünde ülkeyi uçuruma sürüklemektedir. Haziran Direnişi bu güçlerin nazarında bir uçurumdur.
Dolayısıyla 2000’li yılların başında uluslararası sermayenin yerli burjuvaziyi de ikna etmesiyle imal edilen AKP projesinde Erdoğan kliği bir sapmaya yol açmıştır ve anlaşılan o ki bütün bu toz duman Erdoğan kliğinin tasfiyesiyle nihayete erecektir.
Afrika mesellerinde çokça anlatılan bir hikâye vardır: Avcı bizona zehirli mızrağını saplar ve arkasından hayvanın şuursuzca kaçışını keyifle izleyerek şöyle der; öldü ama farkında değil. Erdoğan, esasında 25 Mart’ta kısa ya da orta vadede çekilmeyi kabul etmiş olabilir. Ancak yine de son kurşununu sıkmadan çekilmesi beklenemez.
Tayyip Erdoğan, işaretlerini daha evvelden almakla birlikte, asıl olarak 17 Aralık’tan sonra ülkede asıl iktidarın kendisi değil, Cemaat olduğunu görmüştür. Zira bedene hükmeden ruh ve akıl çekilince bedenin salınımları anlamsızlaşmıştır.
Dolayısıyla bu seçimlerde kaybetmek demek, yalnızca bir seçimi kaybetmek olmayacaktır. Seçim, Erdoğan kliğinin varoluşunun, istikbalinin, canının, malının kurtuluşu anlamına gelmektedir.
Kaybetmek ya da anlamlı ölçüde güç kaybetmek, büyük bir korku ve bu korku şuursuzca davranmayı beraberinde getirmektedir. Twitter, Youtube gibi yasaklamalar, İzmir mitingine Konya, Kayseri gibi illerden insan taşımak, Seçim öncesi Suriye’ye karşı savaş çıkarma teşebbüsleri bu anlama gelmektedir. Suriye uçağının yalan bir nedenle düşürülmesi büyük İstanbul mitinginde “Türkiye bizimle güçlü” diye bağırmak içindir esasında. Zira gücünün yerinde olduğunun gösterilmesi zorunludur.
Seçimlerde Erdoğan kliği iktidar olmanın bütün olanaklarını sonuna kadar kullanacaktır. Dolayısıyla her türden seçim hileleri kaçınılmazdır. Geçmiş dönemlerde burjuvazinin “demokrasi şenliği” olarak sunduğu seçim müessesesi bu defa hiç olmadığı kadar gerilimli, kavgalı-gürültülü geçmeye adaydır. Bu dolayımda TRT’de “sandık güvenliği” konulu kamu spotu gösterilmesi manidardır. Kamu spotu özünde yapılacak hilelere bir tür ön hazırlık ve kılıftır.
AKP’nin masif kütlesinden ayrılan ve bu masif kütlenin teorik-politik aklı olan Cemaat sığınacak geçici bir beden olarak CHP’yi seçmiştir. Bu cılız bedeni geçici suretle güçlendirmesi gereklidir. Sol, bu işlemde CHP’nin bedenini güçlendirecek bir vitamin olarak görülmektedir. Fethullah Gülen’in Berkin için yayınladığı taziyenin anlamı burada aranmalıdır. Zira damarlarında Kemalizm kanı dolaşan sol unsurlar, bu bedene çeşitli biçimlerde eklemlenmeye zaten teşnedir.
Esasında, Cemaat ideolojisinin kendi bütünlüğü için uygun bulduğu, genetik kodlarının uyduğunu düşündüğü gövde sağ muhafazakâr kitlelerdir. İslamî muhafazakâr referanslara sahip bu kitlenin kapitalizmin dönüşümlerine, yayılmasına, Ortadoğu’yu kuşatıcı politikalarına karşı direnç unsuru olamayacağı zannı üzerinden yaklaşıldığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamıyla “Ilımlı İslam Modeli” esasında Cemaat-ABD projesidir. Erdoğan, bu projenin başarısız olmuş yöneticisidir.
AKP içinde Erdoğan kliği dışında kalan klik tasfiyeyi beklemektedir. Abdullah Gül, Ali Babacan bu anlamıyla tozun dumanın dağılmasından sonra büyük AKP gövdesini devralacaklardır. Bu klik, küresel kapitalizmle son derece uyumlu, ultra liberal ve batıcı bir ekiptir. Zira adı anılan her iki siyasî figür de Amerika’da ve İngiltere’de Erdoğan sonrası dönem için işaret edilmektedir. Cemaat, tasfiyeden sonra masif AKP gövdesine geri dönecektir. CHP, bu tasfiye işleminde yalnızca bir uğrak nokta, ara istasyon olarak kalacaktır. 1999 senesinde Cemaat’in Bülent Ecevit DSP’sini desteklemesi hatırlanmalıdır. O dönem de AKP projesinin imal edilmesiyle Cemaat, sağ muhafazakâr masif kütleye geri dönmüştür. Nihayetinde, Cemaat’in CHP’nin halk tabanıyla çeşitli nedenlerden ileri gelen bir doku uyuşmazlığı olduğu söylenebilir.
Bu noktada Halk için, fakir fukara için gerçek somut düşmanın ulusal ve küresel kapitalizmin bir müessesesi olan Cemaat örgütlenmesinin olduğu belirtilmelidir. Zira bedene hükmeden, bu teorik-politik akıl ve ruhtur. Geçmişten bugüne ülkenin toplumsal, politik ve iktisadî biçimlenişi bu teorik akıl tarafından gerçekleştirilmektedir.
Sol, bu olup bitenlerin karşısında siyasetsizdir. Bu siyasetsizlik, esasında sınıfsal varoluşuyla ilişkilidir. Orta sınıf-küçük burjuva bir üst akıl tarafından yönetilen ve yönlendirilen sol unsurlar, temelde yaşanan alt-üst oluşlarda bir figüran konumundadırlar. Bu üst akıl, sokakta kazanılan mevzileri forumlarda, platformlarda, çeşitli ittifaklarda harcamaktadır. Haziran Direnişi bu anlamıyla, bir tarafında burjuvazi, bir tarafında sol olmak üzere, iki yönlü bir biçimde törpülenmiş, bastırılmış ve şimdiden mitsel bir anlatıya dönüştürülmüştür. Dolayısıyla seçimlerde sol, ne tarafından bakarsak bakalım, politikasızdır.
Temelde, solun bir kısmı bu olup bitenlerin arasında Cemaat/CHP ittifakına ikna olmuş durumdadır. HDP ise İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde bölünme korkusunu örgütlemektedir. Sol, her halükârda bölünme korkusundan mustariptir ve bu bölünme korkusu onu iki farklı uca itmektedir. Biri, liberallikte cisim bulurken, diğeri, ulusalcılığa eklemlenmektedir.
Nihayetinde, 30 Mart seçimleri AKP’nin, CHP’nin, üretim-bölüşüm alanının, toplumsal dinamiklerin ve kurulu devlet düzeninin yeniden biçimlenişinde önemli bir noktada durmaktadır. Devrimci mücadelenin ve savaşın gelecekte yöneleceği güçlerin ve ittifakların politik temsilcileri seçimler neticesinde belirecektir.
İrfan Özgül

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>