Mavi Marmara

13 Ocak 2011 admin
İHH, ümmetin yüz akı olmaya namzet bir harekete girişti ve ümmet bu harekete tüm desteğini verdi. Bu çerçevede de malum yolculuğa çıkıldı. Fakat düşünülemeyen bir şey vardı. Korkunun sınırları genişlediğinde bize yardımı kim yapacaktı?
Allah mı, Devlet mi?
Görünen o ki, burada bir tercih hatası yapıldı. Sıkıntı hâlinde alınacak karar, harekete başlamadan önce verilmiş olmalı ki, Antalya limanına kadar gemide yer alan 24 AKP milletvekili son durakta gemiden ayrıldılar. Geminin gönderine Türk bayrağı değil, Komor adaları bayrağı asıldı.
Konjonktür, uluslararası anlaşmalar vs. bağları ile aksiyon alma ihtimali bulunmayan AKP hükümeti, böylesi bir sivil hareket ile bir yandan vicdanını rahatlatacak, diğer yandan tabanına çok kuvvetli bir mesaj vermiş olacak hem de uluslararası arenada siyasî bir aktör olarak gücüne güç katacaktı. Ne de olsa ümmet, “devlet olma” hapını yuttu yutalı her türlü hareketin meşruiyet merkezi olarak devleti görmeye şartlandırılmıştı.
Yaşadığı coğrafyadaki huzurunu, uzaklarda gördüğü zulme sessiz kalmasına borçluydu. Fakat bu durum her geçen gün insan kalmaya çalışanların vicdanlarında kaldırılamaz bir hâl almaktaydı; tıpkı, “Omelas”ta olduğu gibi…
Vicdanlarındaki bu ağırlığı taşıyamayan yürekli insanlar, nihayet olması gerektiği gibi zulmü ortadan kaldıracak çok önemli bir hareket yapmaya karar vermişlerdi. Zulmü mümkün kılan ambargoyu delecek ve Gazze’de yaşanan dramı ortadan kaldıracaklardı.
Mavi Marmara bunu hedeflemişti. Mavi Marmara zulmün tam kalbine yönelmiş bir ok gibiydi.
Hedefte bir yanlışlık yoktu; ama yakıtta bir yanlışlık yapılmıştı. Olmuş olan olmaya başladığında; yakıt, su almış barut gibi bir türlü işlevini yerine getiremedi.
Kanın aktığı, yüreklerin kalktığı bir ânda, vicdanın sesini ve soluğunu otoritenin soğukluğu boğmayı başardı. Sivil vicdan bir kere daha devlet otoritesi ile öldürüldü.
Türkiye’nin dört bir yanında acıyı yüreğinde hisseden on binlerce insan ayağa kalktı. Sivil bir başkaldırıyı başlatanların sevk ve organizedeki yetersizlikleri, dünyanın vicdanına akıtılması gereken şehit kanlarını, usulca denize ve toprağa akıttı.
Şehit cenazeleri sessizce aynı gün içerisinde toprağa verildi. Üç beş günlük bir hararetten sonra her şey yerini öldürücü ve kahredici sükûnete bıraktı.
Aradan yedi ay geçti. Ambargo birkaç noktada gevşetildi ama ortadan kalkmadı. Gazze’deki utanç duvarlarının sıvası bile dökülmedi.
İsrail keyfi uygulamalarla Gazze’yi uçaklarla ara sıra bombalamaya devam ediyor. İsrail hükümeti, birkaç ay bırakmadığı gemileri rica minnet geri gönderdi.
Öldürülenlerden özür dilenmesi ve tazminat ödenmesi hâlâ daha beklenmeye devam ediliyor. Türkiye-İsrail ilişkileri normalleşme sürecine doğru gidiyor. Toplum tepkisini “İsrail’e boykot yapmalıyız”dan öteye taşıyamıyor. Sivil toplum örgütleri, işe yaramayan eski yöntemleri faaliyet adı altında sürdürmeye devam ediyor.
En son örneği “Mavi Marmara’yı karşılamak” olarak hepimizin gözleri önünde yapıldı. Akil adamlardan hamasi nutuklar dinledik. Havai fişek bile patlattık. Ötesi olmadığından gözyaşları aktı, ya sonra?
Süreç içerisinde bir hareket tekrar yürekleri ümitlendirmişti. Galloway ve arkadaşlarının Eylül sonunda Gazze’ye kara yolundan gönderdiği konvoy. Ancak, Türkiye’den konvoya ağırlama ve uğurlamadan başka bir destek verilemeyişi yüreklere oturdu ve kafalarda soru işaretleri oluşturdu.
Artık devlet otoritesinden izinsiz bir şey yapılamayacak mıydı? Mustazaflar’a yardım etmek böyle mi olmalıydı?
Sebeplere dair köklü çözümler oluşturulamazsa yardımların ne kadar faydası olacağı ayrı bir sorular yumağı olarak kenarda durmaktadır. Engellenmeye çalışılan şey yardımlar mıydı; yoksa zulmü mümkün kılan sebepleri ortadan kaldırma iradesi miydi?
Diğer yandan “otoriteden izin alınmadan yapılan bir hareketin yanlışlığını duyuran ses”e öfke sel gibi akmışken, bunu doğrular nitelikteki bir hareket tarzını nasıl hazmedecektik?
İsrail de yardımların ulaştırılmasına karşı olmadığını defalarca söyledi. Nasıl olsa yardımları istediği zaman tekrar kullanılamayacak kadar tahrip etme olanağına sahipti.
İsrail, ambargoyu ortadan kaldıracak hareketlere karşı son derece müsamahasız davranıyor. Yardımlarımız, yardıma muhtaç insanların mağduriyetini ortadan kaldırmaya yönelik değilse neye yöneliktir? Sebeplere dair bir müdahalemiz olmayacaksa akıntıya kürek çekmeye devam ederiz. Kapitalist tekellerin sosyal kurumlara yaptığı yardımlar gibi bir aldatmaca zihnimizi ne kadar oyalayabilecek? Hac organizasyonunda tüm Müslümanlara ait olan kutsalları tekelinden bırakmayan Suudi hükümetinin, hacılara yaptığı tırlar dolusu yiyecek yardımı gibi… Ağalık sistemi başlı başına zulmün merkezi iken; insanların, “cömert ağa” görüntüsüne hayran bırakılmak istenmesi ne demektir?
Sakın bu, Paulo Freire’nin tespitini doğrulamak olmasın?
“(…) Ezilenlerin zayıflığı karşısında ezenlerin erkini ‘yumuşatma’ yolundaki herhangi bir girişim kendini hemen her zaman sahte yüce gönüllülük şeklinde ortaya koyar, hatta asla bunun ötesine geçmez. ‘Yüce gönüllülükler’ini sürekli ifade etme fırsatına sahip olmak için ezenler aynı zamanda adaletsizliği de ebedîleştirmek zorundadırlar. Adaletsiz bir sosyal düzen; ölüm, çaresizlik ve sefaletle beslenen bu ‘yüce gönüllülük’ün sürekli kaynağıdır; bu da sahte yüce gönüllülük dağıtıcılarının, bu yüce gönüllülüğün kaynağına en ufak bir tehdit yöneldiğinde niçin paniğe kapıldıklarını açıklar.
Gerçek yüce gönüllülük, sahte yardımseverliği besleyen nedenleri yok etme mücadelesinin ta kendisindedir. Sahte yardımseverlik, korku içindekileri, boyun eğdirilmişleri, ‘hayatın reddedilmişleri’ni, titrek ellerle avuç açmak zorunda bırakır. Gerçek yüce gönüllülük bu ellerin -ister bireyler, ister halklara ait olsun- yardıma giderek daha az gerek duymasını, iş gören ve dünyayı dönüştüren insan elleri hâline gelmesini sağlamaya çalışmaktan geçer. (…)”
Yardımlarımız, alttakilerle üsttekileri ortada buluşturmayacaksa Gazze’yi kurtarmayacak, bu, daha fazla Gazze türemesine göz yummak olacaktır…
Ramazan İleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>