En İyi Kürd Ölü Kürd!

19 Ekim 2011 admin
Türk Solu dergisi, iki gerilla naşını “devletin bölünmez bütünlüğü” önünde teşhir eden fotoğrafı kapağa taşıyor. Bunlar, gerillanın kulaklarını kesip arkadaşlarına övünç madalyası niyetine gönderen Türk faşizminin duygularına oynuyorlar. Doğrudan Hitler-Goebbels dimağından çıkmış fikirler, bir tür iktisadî kavgayı coğrafî ve biyolojik olanla bütünleştiriyor. Burjuvazinin bireyi, kendi mülküne ait bir toprak parçasını ve bedeni kale gibi savunuyor. Türk’ün solu da sağı da bu kalenin muhafızlığını yapıyor.
Bunlar için en iyi Kürd ölü Kürd!
“En iyi olan”, ancak ölümle mümkün. “En iyi”ye ulaşma kavgası, öldürerek olmalı. “En iyi”, başkasının ölümüne muhtaç. En iyi, güzel ve doğru olan, ahlâkın ve hukukun bittiği momenti işaretliyor. Zalimler, tarih boyunca mazlumların kafasını gövdelerinden bu sebeple ayırıyorlar: mücadeleyi gerektiren böylesi bir ahlâkın ve hukukun zeminini, geriye dönüşsüz, ortadan kaldırmak gerekiyor.
Türk Soludergisi, Aydınlık çizgisinin devletle muhabbetinin bir semeresi. Perinçekbu tayfayı, “MİT ajanı” olduğu gerekçesiyle partisinden attı. Onlar da Perinçek’in söyleyemediklerini söylemek, yapamadıklarını yapmak için Türk faşizminin “öncü” kolu olmaya soyundular. Perinçek içeride, onlar dışarıda tutuluyor.
Nişantaşı-Etiler civarından, özellikle CHP’li zenginlerden, paralar topluyorlar. Gizliden, kimi subaylardan eğitimler alıp üniversitelerde Kürd ve sosyalist öğrencilerin üzerlerine saldırıyorlar. Bugün gene efendilerinden gelecek emirleri bekliyorlar.
İlerlemeciliğin Darvincilikle bağları çokça tartışılıyor. “En iyi Türkiye” için bu tip faşist çetelerin, dünyanın çeşitli noktalarında olduğu gibi, “vurucu güç” olarak beslendiği bilinen bir gerçek. “En iyi” için dökülecek kanla büyümek, onların yegâne siyaseti oluyor.
En iyisi için Kürd’ün öldürülmesi lâzım! Faşistler, toplu kıyımdan, tüm Kürd nüfusunun, meselâ Irak’a, sürülmesinden söz ediyorlar. Çözüm için buldukları yol bu.
Tersten bir kanal da liberalizm cenahında akıyor: liberalizm de “en iyi” için Kürd’ü politik, ideolojik ve teorik düzeylerde katletmek derdinde. Faşist kelle avcılığına, liberal, kafanın içini boşaltmaya soyunuyor. Her ikisi de ortadaki çatışmanın ruh ve beden bütünlüğünün çok boyutlu olarak yaşadığı ıstıraba dair olduğunu görmüyor, görmezden geliyor, herkesin gözüne bu hususta mil çekiyor. Ruhsuz beden, bedensiz ruh, Kürd bu tercihe zorlanıyor.
Mesele bu anlamda, Türk Soludergisini “Ergenekon iddianamesi”ne sokmak da değil. Ak Parti liberalizminin de bu tip çetelere her zaman ihtiyacı var. Fethullah polisi tek başına kifayet etmez Kürd meselesinde. Kaldı ki Ergenekon yargılamalarını sütten çıkmış ak kaşık olarak görüp ona tarafsızlık isnat etmek de yanlış. Devrimciliğe karşı mücadele edenleri gene devrimcilik yargılar! Yargılamalı!
Nâzım, “en güzel deniz henüz gidilmemiş olandır” diyor, bu ilerlemeciliğin liberalizmle kesiştiği yerleri budamak gerek. Vatan-millet edebiyatı ile buluştuğunda faşizme nasıl da payanda olabildiğini görmek mecburi. “Akdeniz’e uzanan kısrak” sahibine göre kişniyor. Sahibini görmeden atı tımar etmek ve sevmek devrimcilikle örtüşmüyor. Henüz gidilmemiş deniz, varılan denizi boşa düşürüyor. Anlamsızlaştırıyor. “En iyi ve en güzel” için verilen kavga, mevcut olanın ölüsü üzerinde yükselebiliyor. Bu ilerlemecilik, efendilerin zulmüne doğal olarak öykünüyor.
Yani mesele zaten “en güzel çocuk”ta. Bu tamlamada.
En iyi hâl, statiklik, durağanlık ve atalet ise, “en güzel çocuk” bugünde ölü çocuktur. En güzel çocuk, evdeki huzuru bozmamak için anaokuluna, jimnastiğe, gitar kursuna ve baleye mahpus edilmeye rıza gösteren çocuktur. En iyi Kürd de sürekli çocuk derekesinde tutulan, azarlanan, odaya kilitlenen ve geri dönmeye mecbur olduğu evden çıkıp istenilen şeyleri yapan “insancık”.
“En iyi Kürd” arayışı, liberalizmin ve faşizmin duvarlarına çarpa çarpa ilerliyor. Olansa Kürd’e oluyor.
Kürd, vuruşa vuruşa yıkılıp kurulan, kurulup yıkılan bir inşa süreci. Küçük savaşçıların büyük savaş içinde açtığı bir mevzi.
“En iyi Kürd” arayışı, o mevzii düzleyerek ya da birbirleriyle ilişkisiz, havada asılı küçük mekânlara bölerek, ilgili savaşı makul ve zararsız bir mecraya çekme gayretidir. Askerî stratejinin uzanımlarıdır.
Savaş içinde “olmuş” Kürd, her şeyi savaş içre görmek, her olup biteni savaşın taktik ve stratejisi bağlamında analiz etmek zorunda. Savaşta kimse masum değil. “En iyi” salt masumiyete işaret ediyorsa, o masumluğun savaş içinde teslimiyete denk düştüğünü görmek gerek.
“En iyi Kürd”, epistemik olarak, zaten ölüdür. O sırf yaşama derdiyle, Kürd dışı bir Ak Parti’liden, CHP’liden, liberalden ya da milliyetçiden bir şeyler almak isteyecektir. Oysa Kürd, zaten yaşayan bir şeydir. Kürd’ün en iyiye ve en iyinin ölüme meyilli yanına kanmaması gerekir. Kürd, politikanın ve savaşın dar coğrafyasında, gövdesinde ve iktisadında hayatiyetin yegâne adıdır. Onu öldüren, o toprakta, gövdede ve iktisadiyatta tek başına yaşamak isteyendir. Faşizmin de ikrar ettiği üzere, bu hâkimiyetin tek sembolü de ay-yıldızdır. Bu ay ve bu yıldız kandile sığar mı bilinmez!
“Sana söylemek istediğim en güzel söz”… Bu zihniyete göre, zaten “söylemek istemediklerim”dir ya da “dilden çok uzak olanlardır”. En güzel söz için dil asla kıpırdamaz. Onun vücut bulması fiilî olarak hiç istenmediğinden, dil, böylesi bir talep ve niyet karşısında kesiktir. Esasta bu söz, dilin kesik olduğunun ikrarı ve kabulüdür.
Diyelim, bir işyerinde patronun emriyle müdür çalışanlardan “daha çok” çalışmalarını istiyor ve “en iyi” verimi almayı hedefliyorsa, bu, o çalışanların, en azından bir gün öncesindeki mevcut hâlleri itibariyle ölmelerini istediğine delalettir. Bu istek ya da emir, aynı zamanda dışarıdaki işsizler ordusunu sopa niyetine kullanmak ve işçiyi ölesiye çalıştırmak ya da yenisi için onu bizzat öldürüp kapı dışarı atmak demektir.
Dergi kapağına yansıyan, “devletin bölünmez bütünlüğü” önünde lime lime edilmiş bedenler, kolektif bir kavganın çığlığıdır. Devlet, birey’in hâkimiyet silâhıdır. Kürd, bu silâhı kırabildiği ölçüde Kürd’dür. Daha iyi ya da “en iyi” olmasına gerek yoktur. O bilmesi gerekeni bilir, yapması gerekeni yapar. Söz ve eylemin en iyi ve en güzel hâlini bireylikte bulabilenler, sözü ve eylemi öldürmek derdindedirler.
Faşistin salyalı ağzındaki “en iyi Kürd ölü Kürd’dür” lafı, liberalde sırdadır. O bu cümleyi açıktan söylemez. Kürd’ü, bireyin liberal donu olarak, “işçi”nin, “halk”ın ya da “ezilen”in içinde öldürmek niyetindedir o. Faşistin zahirde dile getirdiğini o batında söyler. Liberal, utangaç faşisttir.
Efendilerin derdi, Apo’suz PKK ve PKK’siz Kürd Milleti’dir. Bunlarsız Kürd’ün öleceğini iyi bilirler. Rüzgâr ekenler, gelen fırtınaya da rıza göstermelidirler.
Birileri “sosyalizm” adına ortaya çıkıp, örgütleyemedikleri, ikna edemedikleri batıdaki Kürd nüfusunu kendi lehlerine mobilize etmek için Kürd’ü yoksul, işçi ya da ezilen kategorisine indirger ve onu demokratlık, solculuk gibi boyalarla boyar. Bu hamle, sözkonusu fırtınanın batıdaki etkisini kırmak içindir.
Bu hamleyi yapanlar, “işçi sınıfı ağır bir milliyetçilik mengenesi içinde sıkışmış durumda” derler ve ama devamında da eylem stratejisi olarak nedense Kürd mahallesine gitmek gerektiğini söylerler. Bugün “kongre” için can atanlara sormak gerekir: “sözünü ettiğiniz milliyetçilik, Kürd kurtuluş mücadelesinin ifa ettiği ‘milliyetçilik’ midir?”
Tasavvuf ehline ait bir söz vardır: “mütevazı olacak kadar büyük değilsin!” Tevazu, ancak sivrilen kibrin ve gururun törpülenmesi içindir. Mütevazı olması gereken, o kibre ve gurura sahip olandır. Fukaranın ve mazlumun hamlesini “kibir ve gurur” derekesinde görüp onu ezmeye çalışmak, küçük burjuva iç ajanlarının karşı saldırısıdır. Bunlar, milliyetçilikle ilgili yüce bilgileri ile milliyetçilik-millîlik arasındaki çizgiyi silerler ve millî olanın direnişini ezmek isterler, “burjuva ideolojisi olan milliyetçiliği tarihe gömmek” olarak özetlenen o ilahî mücadeleleri adına. Bunların bir kolu “Taraf” olur ve elde silâh tutan iki tarafı silâh parantezine alıp eşitlemek ister.
Kürd’ün “dışarıdan” gelecek inayete ihtiyacı yoktur. O, açtığı her mevzii kendi ölçü ve ölçeğine göre kolektivize edecek ve bütünleyecek iradeye sahiptir. O, “anadilde eğitim hakkı elde ettiğinizde karnınız mı doyacak” diyen Bahçeli’ye, daha iyi ve en iyi için bir mücadele vermediklerini günbegün haykırmaktadır. O, “daha iyi günler gelir mi” umuduyla değil, kurtuluş derdiyle ayağa kalkmakta ve kendisini tüm sömürülenlerin-mazlumların kolektif mevzisi olarak kurmaktadır.
“En güzel günlerimiz”…
Kavgayla geçen günlerimizdir. Başkası değil!..
Eren Balkır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>