Ergenekon Üzerine Notlar: Sol Yalan Söylüyor!

13 Kasım 2008 admin

Solun Ergenekon kavgasına yönelik sınıfsal tahlili, kadim bir sol içi ayrışmanın ideolojik aynasıdır. Buna göre; bir cenah kavgayı burjuvazinin iki kanadı arasında görmekte, diğer cenah cumhuriyetin kurucu unsurları asker/sivil bürokrat veliahdı küçük burjuvaların tasfiyesine işaret etmektedir (Bu tasfiye işlemini hayırhah bir tutumla karşılayan ya da buna yönelik reaksiyon geliştiren unsurlar, Aydınlıkçevresi dışında, kavganın taraflarına eşit mesafede durmayı önermektedirler). Sol içi iki cenahtan biri, cumhuriyeti bir küçük burjuva kalkışması olarak tasdik ve takdir etmekte, diğer cenah bir burjuva devrimi olarak akademik-marksiyen bir determinist okuma neticesi, tarihin ileriye yönelik seyri içinde bir ilerleme unsuru ve zemini namıyla taltif etmektedir. Bu tutumların tarihsel karşılığı MDD-SD kutuplaşmasıdır.

Solun temel-tarihsel korkusu, üzerinde durduğu kavramsal alanın salahiyetine halel gelmesidir. Modernist paradigma solun yapısal payandasıdır. Ol sebepten her daim burjuvazinin yarım bıraktığını tamamlamak (MDD), yahut çok farklı bir ideolojik zeminde durulduğunun ifadesiymiş gibi, burjuvazinin tamamladığının ötesine geçmek (SD) solun düşünsel-eylemsel sınırlarının köşe taşlarıdır. Judaizmin etkileriyle malûliyeti malum olan sol, bu anlamda anti-siyonist yahudilere benzemektedir. Anti-siyonist yahudi, İsrail’in ve İsraillilerin yaşam hakkını savunmakta ancak küçük-burjuva vicdanî refleksleri uyarınca daha laik-demokrat bir İsrail’i arzu etmektedir. Türkiyeli solcular Kemal’in heyulası altında burjuvaziye name düzmekte ancak laik olanını tercih etmektedirler. Türban meselesine ilişkin sol vasat bunu tekrar ve açıklıkla ortaya koymuştur. Sol, her zaman gerçek laik ve demokratın kendisi olduğu iddiasını dillendirmekte, laikliğe ve demokrasiye itirazı kendi Püriten tanrısına küfür addetmektedir.
Solun lügatinde burjuvazi, “sahte laik” anlamına gelmek üzere, laikçi, sahte demokrat-darbe karşıtı vesairedir. Darbe Karşıtları Platformu, Mahir’lerin anılmasıyla ilişkili basın açıklamasında önce devrimcilere methiyeler düzmekte, ardından demokrasi nutukları atmaktadır. Darbe karşıtı solun her zamanki apolitik tavrı içerisinde 71 devrimcilerinden “yana” tutum alması “Alevilik Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim” diyen Tayyip Erdoğan’ın istismarcılığına eşdeğerdedir ve “kandırılmış/kullanılmış çocuklar” apatik edebiyatının empatik olanıdır, üstelik ondan bin kere daha mide bulandırıcıdır.
Solun ideolojik muhayyilesine göre, “gerçek anti-darbecilik” 12 Eylül karşıtlığı ve 12 Eylül karşıtlığı solculuktur. Bu durumda “ne darbe ne şeriat” şiarı, 12 Eylül mızmızı solcuların bir “holokost” yaratma çabalarından öte bir anlam taşımamaktadır. Buna göre yegâne darbe, sillesini yemiş olanların mağduriyetini kutsamak üzere, “Eylül”dür ve holokosta maruz kalmış çıfıt örneği “Eylülist” solculara her yol mubahtır.
Yalçın Küçük’ün Eylül’e yönelik “interregnum” tespiti yerindedir. Buna rağmen Eylül’ü yedi başlı ejderha yollu resmetmek ondan politik alanda nemalanma taktiğidir. 12 Eylül’ün tasfiye edilmekte olduğu mastürbasyonu, “Eylül holokostu”nu biricikleştirme operasyonunun parçasıdır ve “ne darbe ne şeriat” hünsalığı aynı yerdedir.
90’lı yılların İBDA dergisi Taraf“Taraf olmayan bertaraf olur” mottosuyla çıkardı. Bu söz sadece pratikte değil teorik planda da doğrudur. Sol, kendine biçtiği diyalektik öğretmenliği rolünden kaynaklı, bütün öğretmenlerde rastlanan bir meslek hastalığı olarak, öğrenme sürecinden azade olduğu sanrısıyla diyalektik dışı bir yerde konumlanmaya çalışmaktadır. Darbe “elma”, şeriat “armut” değildir ve ikisi arasındaki ilişkiyi, ikinci birincinin müsebbibi olmak üzere bir neden-sonuç ilişkisi olarak algılayan solun ikinciye yönelik reddiyesi nesnel olarak birinciden yana olunduğu anlamına gelir. Solun politikasızlığı ve zamandan-mekândan münezzeh bir konuma sevdası kendi iradesinin kendine zûl olduğuna delalettir.
Sol, Slavoj Zizek’in “interpasif” dediği çevreci kitleyle ruh ikizidir; eylemliliği eylemsizliğidir. Temel meselesi “başını yastığa koyduğunda vicdanı rahat uyumak”tır; sloganlarının bir temenniler katalogu oluşturuyor olmasının sebebi budur.
Solun Ergenekon kavgasına ilişkin görüş bildirirken koyduğu muhalefet şerhi, hangi cenahta yer alırsa alsın, aynıdır. Buna göre sol CHP’den ya da AKP’den sonuna kadar medet umulmamasını öğütlemektedir. Ancak “son”, bir “baş”ı ön-gerektirmekte ve bu “baş”tan “son”a uzanan doğrusal hat, kutupların ilerlemeci ortaklığına, CHP’nin cumhuriyetçilik, AKP’nin demokratlık iddialarının arkasında durma noktasında, kitleleri yarı yolda bırakacaklarına ilişkin inanç üzerinden işaret etmektedir.
12 Mart “maziden gelen akissiz bir seda”dır. Solun darbesi 12 Eylül’dür ve bitmek tükenmek bilmeyen mağduriyet edebiyatının koşullayıcısıdır. Sol bu mağduriyete binaen ya cumhuriyete ya da demokrasiye, aynı anlama gelmek üzere ya devletin demokrat ya da burjuvazinin cumhuriyetçi unsurlarına sığınır. Ergenekon davasında tarafların her ikisini de Amerikancı olmakla suçlayan sol, hem demokrasi hem de cumhuriyetin Kemal’in repertuarında bulunduğunu unutur; solun anakronistik MDD ve SD’ci cenahları eninde sonunda kemalisttirler. Bu aynı zamanda eninde sonunda Batıcı ve Batılı olmak anlamındadır.
Ergenekon saflaşmasının cumhuriyetçi kanadına mensup olanlar bunun bir Amerikan operasyonu olduğu konusunda hemfikirlerdir. Her iki tarafı da Amerikancı olmakla suçlayan sol da buradadır. Bu, “cumhuriyetin kuruluş felsefesinin” yani kemalizmin tasfiye edildiği tezini sahiplenenlerin anti-emperyalist kisveli kurgusudur. Böylelikle 12 Eylül ve kemalizm hayali bir sahnede karşı karşıya gelmektedir. Kemalizmin selâmetine ilişkin korku yersizdir zira kemalizmin tasfiyesi Anıtkabir’in yıkılmasıyla olur; bu putperest Kâbe’si ise Türkiye burjuvazisinin emniyet supabıdır; yıkılması, “cumhuriyetçi ya da demokrat” burjuvazinin egemenliğinin yıkılmasıdır.
Sol tersinden 12 Eylül’cü ve Amerikan’cıdır. 12 Eylül’cülüğü 28 Şubat’ı, Amerikan’cılığı Türkiye burjuvazisinin etkililiğini görmesini engellemektedir. Sol 28 Şubat’ta tank paletleri altında ezilmiştir. Şubat, İslamcı harekette 12 Eylül’ün kucağına koşma, solda o kucağı, acı çektiği her yer için önerdiği gibi, müze yapıp ele yâr etmeme refleksi yaratmıştır. İslamcı hareket o kucakta daha önce tadını bilmediği kebapları zıkkımlanmak ve böylece İslam’ın ağzında bıraktığı kekrelikten kurtulmak isterken sol, “12 Eylül Müze Olsun”cudur.
Solun Ergenekon kavgasında her kavgaya yönelik üçüncü taraf olma alışkanlığını sürdürmesine ilişkin sol içi itiraz, ana kavganın unsurlarının iki değil bir olduğu, böylelikle solun doğal olarak ikinci taraf olduğudur. Bu hokkabazlık, solun teorik plandaki çaresizliğine değil, asıl, sınıfsal konumunun billurlaşmasına kanıttır. Küçük burjuva sol, kavganın unsurlarıyla antagonizmalar içinde olmak anlamında ikinci ya da üçüncü taraf değil, düpedüz türdeştir ve tek terennümü “en demokrat benim”dir. Bu durumda herhangi bir demokratlık iddiası bulunmayan Aydınlık çevresi kavganın gerçek taraflarından biri olmak anlamında soldan evlâdır.
Kavga kavgadır ancak soldan gelen sesler örnek olsun; SDP’nin, bir yandan, örnek olsun; TKP’nin, diğer yandan tezahüratlarıdır. Solun cumhuriyet ve demokrasi fanatizmi, devlet ve burjuvaziyi evvel-ahir yekpare yahut evvel-ahir müstakil görmesinden ileri gelmekte ve bu kurgulardan ilki cumhuriyetçiliğini ikincisi ise demokratlığını güdülemektedir. Ancak gün gelecek; cumhuriyetin altında ezilenlerin öfkesi ve demokrasinin sahipleri tarafından sömürülenlerin hıncı eninde sonunda solun yalancı figüranlığını ifşaya kifayet edecektir.
M. Ocakçı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>