Münster

1 Mart 2011 admin
Radikal Reform’un ilk liderlerinin belki de büyük bir çoğunluğu çocukların vaftiz edilmesine muhalif olmasına rağmen, yetişkinlere yönelik vaftizciliğin yeniden yürürlüğe konulması ilk kez 21 Ocak 1525’te, liderleri Konrad Grebel’in[1] Mühlhausen’deki devrimin başlamasıyla eşzamanlı olarak, Georg Blaurock’u vaftiz ettiği Zürih’teki İsviçreli İhvânı Tarikatı’nın girişimiyle gerçekleştirilir. Bu olaya iştirak eden herkes birkaç yıl içinde şehit edilir, ancak İsviçreli İhvânı komüniteryan pasifistler olarak hayatlarını sürdürürler ve Amerika’ya ilk Mennocu göçünü gerçekleştirirler. İlk yıllarında malların havarilere özgü ortak mülkiyetini vazederler. Pratikte çeşitli işlere sahip insanları içeren bir şehir hareketi olmasına bağlı olarak bu ortaklık kısmen gerçekleşir ve bu tarz bir komünalizm genelde gönüllü sefalet ve ortak malî destek biçimi kazanır. Bu tarikatın binyılcılığı Luther, Zwingli ve Kalvin’inkinden daha fazla değildir. Dünyanın sonu yaklaşmakta, ancak bu son henüz o kadar yakın değildir; bu nedenle binyılcılıkları eskatolojik bir biçim arz eder: burada Dağdaki Vaaz’ın ahlâkını haiz bir söylem olan “Dostlarınızla kurduğunuz tüm temaslarda dünya sanki yarın son bulacakmış gibi yaşayın.” vaadi hâkimdir.

Frankenhausen’deki yenilgiden sonra Thomas Münzer’in şiddetli binyılcılığı Alt Ülkeler’in kuzeyine ve batısına, Plattdeutsch, yani Almanca konuşan bölgelere doğru yayılır. Gezgin bir kitapçı ve yayıncı olan Hans Hut savaştan kurtulur ve isyanın temel öğretilerini tüm güney Almanya geneline taşır, ancak yakalanır ve idamın eşiğine kadar gelir. Güney bölgesinde binyılcı komünal gruplar gizli dinî toplantılar düzenlerler, ancak kısa zamanda bastırılırlar. Augustine Bader liderliğindeki grup gibi birçoğu her türlü dinî töreni ve papaz ayinini reddeder, tüm malların ortak olmasını talep edip İç Işık’ın rehberliğine uygun olarak yaşayıp, dünyanın sonunu beklerler. En önemli lider, Münzer’in ilk yıllarındaki yakın arkadaşı olan Melchior Hoffmann’dır. Strazburg’u karargâhı yapan Hoffmann’ın öğretileri, örgütlü misyoner faaliyetine benzer biçimde yayılır; hem kendisi hem de öğrencileri tüm Almanya genelinde oldukça etkindirler. Hareket başlangıçta binyılcıdır ve Melchiorcular[2] gibi yetişkin vaftizciliğini seçilmiş olanın bedenine vurulan bir damga olarak görür. Kişisel olarak şiddetin kraliyetinin dayatılmasına inanmamasına rağmen yandaşları giderek daha fazla devrimcileşmişlerdir. Aynı zamanda idarecilerin aldıkları baskıcı tedbirlerin şiddeti yoğunlaşmıştır. Hoffmann’ın ölüm ve mahkûmiyet rizikosuna karşın vazettiği hararetli eskatolojizminin muhalif ve devrimci bir şiddete sebebiyet vermek dışında seçeneği de yoktur. Fakat 1533’te, Münster’deki Yeni Kudüs’ün kurulmasının arifesinde, Hoffmann Strazburg’da mahkûm edilir ve kalan on yılını hapiste geçirir.

Münster, Kuzeybatı Almanya’da çoğunlukla papaz olmayan bir hükümdar piskopos tarafından idare edilen birkaç küçük dinî devletten birisidir. Önemli bir ticaret merkezi olan şehir, hükümdar piskoposun iddialarıyla tüccar ve lonca liderleri meclisi arasında yaşanan bir dizi kronik gerilimden mustariptir. Münster, sel, veba salgını, kıtlık ve güneye karşı yapılan Köylü İsyanı ile sonuçlanan sınıfsal çelişkilere tanık olur. Fakat bu kadar belâya rağmen şehir demokrasisine dönük önemli kararlar alarak iktidarı şehir meclisinin ellerine teslim eder.

Kasabadaki en etkili dinî lider Bernt Rothmann’dır. 1531-33 arası dönemde evanjelik Katolikliğin soluna yönelerek Lutheryancılığa ve oradan da Zwing’in İsa’nın ekmek ve şarap içindeki gerçek varlığına dönük inkâr öğretisine yönelir, ayrıca Melchiorculara ve İç Işık havarilerine sempatiyle yaklaşır. Son adımına kadar şehir meclisindeki çalışmalarını sürdürür ve Katolik Kilisesi’ni katedraller, manastırlar ve rahibe kurumları ile sınırlayan şehir resmen Protestan olur.

Fakat Rothmann ve yandaşları, kendilerine kilisede sunulan bebekleri vaftiz etmeyi reddedince meclis isyan ederek onları şehirden kovar ve yerlerine ortodoks Lütheryanları getirir. Ancak bu esnada şehir, Hollanda’dan gelen Melchiorcu vaizler, Thomas Münzer’in gezgin öğrencileri ve diğer militan tarikat üyeleri ile dolup taşmaktadır. Rothmann şehri terk etme kararına karşı çıkar ve bir ay sonra 1534 Ocak’ında, kendisine Aziz Lambert Kilisesi’nde vaizlik yapması konusunda izin veren katedraldeki Katoliklerin ve Lutheryanların kontrolüne girer.

Şehir düşmezden önce seçilmişlerin krallığının Münster’de kurulmak üzere olduğuna dair çarpıcı haberlerle birlikte Hollanda’ya dönen Jan Bockelson (Leyden’li John) tarafından ziyaret edilir. Melchiorcuların Amsterdam’daki lideri Jan Mattys Melchior, Hoffmann’ın gördüklerini yanlış anladığını söyler ve Yeni Kudüs’ün kurulacak olduğu yer olarak Strazburg’u değil, Münster’i işaret eder. 1534 Ocak’ının ilk günlerinde Amsterdam’dan gelen ve Mattys tarafından papazlığa atanmış olan iki görevli Münster’e gelerek Rothmann’ı, arkadaşı Henry Rol’u ve bir papaz grubunu hızla vaftiz eder. Takip eden sekiz gün içinde Rothmann ve vaftiz edilmiş olan diğer on dört yurttaş kendi evlerinde düzenlenen özel törenlerle vaftiz edilir. Kısa bir süre sonra Mattys ve Bockelson şehre gelerek militan kiliazmlarını vazedip cemaatin tümüyle yeniden örgütlenmesini talep eder; aralarında belediye başkanı Bernard Knipperdolling ile Rothmann’ın da bulunduğu grubun tarikat değiştirip ihtida etmelerini sağlarlar.

Şehir meclisi, bu teşebbüsün karşısında durmaya çalışır. Piskopos, paralı askerlerden oluşan bir güç toplar ve meclis kararına rağmen bu güce kendisine yardım etmeleri önerisinde bulunur, fakat yurttaşlar, kitlesel bir eylemle, meclisin geri adım atmasını sağlar. Yapılan yeni bir seçimle zengin bir meclis üyesi ve elbise tüccarı olan Knipperdolling belediye başkanlığına getirilir. Sebastian Franck’ın öğrencisi olan Knipperdolling, Anabaptizmin doğuşundan önce hocasıyla birlikte İsveç’e gider ve radikal Reform yanlısı vaazlarda bulunmaları sebebiyle kralın emirleri doğrultusunda sınırdışı edilir. Kısa bir süre sonra Bockelson Knipperdolling’in kızı Klara ile evlenir, o ve Mattys, şehrin tüm kontrolünü ellerine geçirir. O günden itibaren arkaplana atılan Rothmann hareketin öncelikli teologu ve savunucusu olarak faaliyet yürütür. Rothmann, şehrin vahiyle ilgili geleceğine dönük kimi önsezileri mevcuttur, “Münster’de hiçbir şey iyi gitmiyor.” sözlerinden ötürü bir arkadaşı gideceği bir randevu konusunda uyarıda bulunmak zorunda kalır.

Mattys, malların ortaklığı kararını yürürlüğe koyar ve para, mücevher ve değerli madenler dâhil tüm zenginliğin ortak fona aktarılması yönünde çağrıda bulunur. Bu öneriye itiraz eden meclis, çok az bir farkla alınan bir tedbir uyarınca, şehirdeki radikal vaizlerin sınırdışı edilmesi kararlaştırılır. Sınır kapısına dek kendilerine eşlik edilen ve şehirden kovulan radikaller duvarın etrafından dolaşarak diğer bir kapıdan şehre yeniden giriş yaparlar, kendilerini sevinç gösterileriyle karşılayan kiliselere sığınırlar ve ardından sahip oldukları kürsülerden Deccal’in kölelerini ifşa etmeye başlarlar. Katolikler, Lutheryanlar ve kendilerinden belâyı uzak tutmak isteyen tarafsız insanlar şehirden kaçmaya başlarlar. Yarı yarıya azalan nüfus yeni gelen azizlerle birlikte eski sayıya ulaşır. Mattys, Yeni Kudüs için yurttaşlar kazanmaları göreviyle vaizlerini Hollanda’ya ve Aşağı Almanya’ya gönderir, seçilmişler için bolluk mevcut olması sebebiyle, yanlarında çok az şey bulunduran vaizlerin hızlı hareket etmelerini ister. Mattys, yağmadan korumak için tüm özel taşınabilir varlıkları talep edip şehirden kaçanların mallarını müsadere ettiğinde manastırlar ve kiliseler hâlihazırda yağmalanmış durumdadırlar. Yiyecek dağıtımı kamunun elinde olduğundan tüm özel dükkânlar müsadere edilmiş ve dağıtım serbestçe yapılmaktadır. Evler de kamu mülkiyetine geçer ve kapılarını gece gündüz açık tutmak şartıyla, aileler bu evlerde yaşama imkânı bulurlar.

Hükümdar piskopos, yaptığı faaliyetlerin sonucunda şehirdeki Kilise’nin zenginliği için çok az para alır. Hiçbir nüfuzu yoktur. Protestan asaleti bir Katolik efendiyi tahta oturtmakla asla ilgilenmez ve Katolik asaleti çoğunlukla emperyalisttir ve imparatorluk yıllarca Münster’in idaresini ele geçirmek için uğraşmıştır. Esasında imparator, ilk yıllarında Münster komününe destek teklifinde bulunmuştur. Toplumsal devrim ilerledikçe, paralı askerlerden oluşan ordusuyla hükümdar piskopos, az miktarda da olsa, borç para vermeleri konusunda yanındaki yönetici ve asillerin gözlerini korkutmayı becermiş ve başta zayıf da olsa, şehre yatırım yapmaya çalışmıştır. Görece uzun olan hayatı boyunca Münster Köylü İsyanı’nın gelişigüzel ve dağınık karakterinin bir sonucudur. İmparatorluk çökmek üzeredir ve Almanya’da, kendi aralarında kavga eden yetki alanları dışında, herhangi bir politik bütünlük mevcut değildir. Asker toplama konusunda feodaliteye özgü eski yöntemler işe yaramamaktadır ve prensler, paralı askerlerle, kendilerini tehdit altında hisseden asillerden devşirilen kadrolardan oluşan ordulara güvenmek zorundadırlar. Din ve imparatorluk arasındaki çelişki, ittifakların oluşmasını ve hayatta kalmasını imkânsızlaştırmaktadır. Ancak Fransa ve Britanya kadar örgütlü olan bir devletin, Münster gibi şehirleri hizaya sokup başka yerlerdeki isyanları bastırmaları için yeterli gücü harekete geçirmeleri mümkündür.

Hükümdar Piskopos Franz von Waldek’in yardımına koşma konusunda oldukça yavaş davranmalarına rağmen yöneticiler kendi merhametsizlikleri ile birlikte Vaftizsizcileri kendi bölgelerinde bastırmak konusunda yeterince cevval davranmışlardır. Amsterdam’da belediye binasını ele geçirmeye çalışanların tümü idam edilir ve diğer yerlerdeki benzeri isyanlar da aynı şekilde bastırılır. Bernt Rothmann’ın tüm Anabaptistlerin Münster’e gelmeleri konusunda yaptığı çağrı sonrası çok sayıda insan şehre akın eder. Bu insanların büyük bir bölümü yol üzerinde yakalanıp öldürülür ya da mahkûm edilir. Şehre deniz yoluyla gelmek isteyen üç bin erkek, kadın ve çocuk ele geçirilip Hollanda’ya geri gönderilir. Ayrım gözetmeyen katliam, ülkedeki nüfusun azalmasına dönük korkunun sona ermesini sağlar. Anabaptistlerin toplu olarak yakalanmasına rağmen, şehirdeki nüfus şaşırtıcı biçimde artar ve bütünüyle değişime uğrar. Yetişkin vaftizini reddedenlerin sınırdışı edilmesinden sonra yeni gelenler artık çoğunluktadır. Aynı ölçüde önemli bir diğer husus da kadınların nüfus içindeki oranıdır: muhtemelen şehrin üçte ikisini teşkil eden kadınlar, sokaklarda ve meydanlarda çığlıklar atıp, dans ederek ve şarkı söyleyerek havada uçuşan saçları ve yarım elbiseleri ile vecd hâlinde yerlerde yuvarlanarak gece gündüz sürekli bir pentekosta uyanışı içindedirler.

Münster’deki dinî törenlerin önemli bir parçası olan ziyafetlerden birinde Mattys bir hayal görür ve bir sonraki gün vecd hâlindeki bir grup müminin hükümdar piskoposun ordusuna saldırmalarını ister. Jan Bockelson çok kısa bir zamanda iktidarı ele geçirir. Tanrı değil, aksine ona karşı eylemlerde bulunanlar tarafından seçilmiş olan yeni meclisi dağıtır. Kendi emrinde, İsrail’in on iki kabilesinin pirlerinden müteşekkil yeni bir kabinenin toplanmasını sağlar. Vatana ihanet ve zinadan, ebeveynlerden birine cevap verip onlar hakkında şikâyet etmeye varana kadar her türlü suçu, kötü davranışı, hatayı ve karakter eksikliğini başlıca saldırı biçimi olarak addeden yeni bir kanunnâme hazırlarlar. Bu kanunnâmenin tatbiki için polis kurumunun ve hukukun teşkil edilmesiyle birlikte Bockelson, kabinesindeki bazı üyelerin itirazına rağmen, çokeşliliği cemaati için önerir. Önde gelen kırk sekiz yurttaş başkaldırarak Bockelson’u mahkûm eder, fakat halk onu serbest bırakır ve kırk sekiz üye idam edilir. Birkaç idamdan sonra çokeşlilik yürürlüğe girer. Bunun sonucunda Bockelson on beş, Rothmann dokuz kadınla evlenir.

Bu dönemde Bockelson, olağanüstü bir ustalıkla, Hesse’li Philip ve İmparator V. Charles’la görüşmelere başlar. İmparator, bu görüşme önerisine Rothmann’a özel bir elçi göndererek cevap verir. Bu görüşmeler gerçekleşmez. Şehri zafer ziyafeti esnasında istila etmek için görevlendirilen güçlerin feci biçimde mağlup edilmesinin ardından Bockelson, kendisini Tanrı Halkının Kralı ve Yeni Siyon’un Hükümdarı ilân eder. O günden itibaren törenlerdeki yerini alır, üzerinde dünya hâkimiyetini simgeleyen bir taç bulunan ve iki kılıçla ortasından delinmiş altın elmayı eline alarak kendisini takip eden kılıçdarların önünde yürüyerek, şatafatlı kraliyet cübbesiyle törene katılır. Knipperdolling ruhani yönetici olarak atandığını düşünürken, Bockelson kendisine tüm dünyevî meselelerle ilgilenen bir kral olması önerisinde bulunduğunu düşünür. Bu isimler, bir rahip ve kral mesih olmak anlamında vahiysel Yahudiliğin Davud’u ve Melchizedek’idir. Bockelson bu öneriyi tam anlamıyla kavrayamaz ve Knipperdolling’i hapse atar, ancak onsuz hareket edemeyeceğini anlayınca onu serbest bırakarak, kendisine törenlerin efendiliğini ve ikinci adamlık statüsünü verir.

Ekim’in on üçünde Bockelson, tüm halka katedral meydanında toplanmaları çağırısında bulunur ve kuşatma için gelen askerleri bastırmak için Hollanda’dan gelen hayalî orduyu karşılar. Herkes toplandığında bunun bir sadakat sınaması olduğunu söyleyerek onları büyük mesiyanik ziyafete teşrif etmeleri için davette bulunur. Masaların dizili olduğu meydanda insanlar kahkahalar atıp dans ederek şarkılar söylerlerken, kral, kraliçe ve meclis üyeleri kendilerine hizmet ederler, ziyafet sona erdiğinde, kutsal komünyonda kutsanmış ekmek ve şarap dağıtılır. Ardından Bockelson tahtından feragat ettiğini söyleyince aksak peygamber Jan Dousentschuer o ân tanrıyla iletişime geçerek bu feragatin geçersiz olduğunu söyler, bunun üzerine Bockelson halkın tezahüratı eşliğinde yeniden yağlanıp taç giyer.

Dinî bir lider değilken Jan Bockelson, dinî oyunlar ve gösteriler yazan bir kişidir. İddiaya göre, Münster komünü de onun tarafından yazılıp sahnelenen dinî bir melodramdır. Sarayında düzenlenen törenlerde bir dizi gösteri tertiplediği kesindir: açık havada yapılan dinî toplantılar, komünyon, mesiyanik ziyafetler ve oyunlar bu devrimci durum dâhilinde hâlâ Ortaçağ gizemine ve piyeslerine dayanmaktadır. En önemli faaliyetlerinden birisi, yiyecek ve emtia dağıtımının sıkılaştırması, en önemlisi ise, insanları üretim komünizmi ile tanıştırmış olmasıdır. Cemaatin hayatı ile ilişkili olan lonca üyeleri ücretsiz çalışırlar ve ürettikleri ürünleri herkesin ihtiyacına göre serbestçe mal temin edebildiği emtia havuzuna teslim ederler. Görünen o ki Bockelson’un uyguladığı tüm program birkaç küçük itiraz dışında sorunsuz bir seyir izler. Birkaç insan istifçilik, birkaç kadın ise çokeşliliğin çekici yönlerine karşı çıkma suçlarından idam edilir, kendi karısının bile başını kestirir, fakat esasında tüm itiraz onun komünist tedbirleriyle ilişkilidir. İdamların büyük bir bölümü, baş kesme düşkünlüğüne bağlı olarak gerçekleşir. Kraliyete ilişkin halkbilimsel bir anlayışa sahiptir: kral sürekli olarak “kes şunun kellesini!” diye bağırır. Bu davranış doğal olarak halkın önemli bir bölümü tarafından paylaşılır. Münster, doğduğu günden itibaren halka özgü bir niteliğe sahip olmuş, sahte Yahudilik efsanelerinin bir bileşkesini, Grimm Kardeşler‘in köylü hikâyelerini, Ortaçağ efsanelerini kullanmış ve oluşumunda etkin olan Anabaptizm teolojisinin önemli bir rol oynamasına izin vermemiştir.

Sonbahar ve Kış mevsiminde Waldek, para, müttefik ve paralı asker toplar, ardından da kuşatma eskisine oranla daha da yoğunlaşır. Kendisine yardım etmesi için her yere casuslar gönderilir, fakat biri dışında hepsi yakalanıp idam edilir: Henry Graess ihanet ederek Anabaptist güçlerin rahatlatılması için belirlenen hareket noktalarını ifşa eder. Casusların çok azı geri döner. Münster’e gelen Graess teşhir edilip kafası kesilir.

İlkbahar’da şehir aç kalır. Haziran 1535’te kıtlık hüküm sürmeye başlar. Kraliçe Divara ve diğer birkaç isim dışında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar şehir dışına yollanırlar. Waldek bu insanları sınırlarından içeri sokmayı kabullenmez; kendilerini kuşatan duvarlarla ordu arasına sıkışan halkın önemli bir bölümü ölür. Uygulanan bu olağandışı vahşetin müsebbibi, Waldek’in tavsiyede bulunması amacıyla kendisine başvurduğu Köln başpiskoposudur.

Yaz boyunca ayakta kalmayı başaran Münster’den Hans Eck ve Henry Gresbeck adında iki kişi, iki muhafızın piskoposa ihanet etmeleri sayesinde, şehirden kaçar. Bir gün süren acımasız savaşın ardından şehir düşer ve işgal ordusu nüfusun önemli bir bölümünü kıyımdan geçirir. Bockelson, Knipperdolling ve başdanışmanı Bernard Krechting yakalanır. Rothmann gözden kaybolur ve ölü ya da diri bir daha bulunamaz. Altı ay boyunca üç lider ülke genelinde kafesler içinde halka teşhir edilir. Bir süre sonra Münster’e geri getirilirler, yargılanıp mahkûm edilirler ve işkence edilerek öldürülürler. Sonrasında bedenleri tekrar kafeslere konur ve Aziz Lambert Kilisesi’nin kulesinden aşağı sarkıtılırlar. Zaman içinde yenilenen kafesler bu hâlde kulenin yeniden inşa edileceği 19. yüzyıla dek asılı kalırlar. Sonuçta en azından Batı medeniyetinde, Rus Devrimi’ne dek düzenli bir devlet yapısına sahip tek komünist cumhuriyet böylelikle son bulur.

Thomas Münzer Mühlhausen’de sadece birkaç gün kalır, kendisinin ve Pfeiffer’ın ortaklaştırıcı tedbirlerinin etkili olduğundan ya da onların binyılcı siyaset içinde merkezî bir unsur hâline geldiğinden emin değildir. Münzer’deki şaşırtıcı ölçüde gelişkin olan tahammül gücünün birkaç sebebi vardır. Hem Burgomaster Knipperdolling hem de Leyden’li John, dilleri ve düzenledikleri törenlerle birer kalifiye siyasetçi ve örgütçüdür, Rothmann ise sıradışı zekâya sahip bir müdafidir. Sınırları zorlayan bir terör uygulamaya vicdanları el vermez. Bu, sadece asi unsurları baskı altında tutmakla kalmaz, ayrıca teröre rıza gösteren halkın büyük bölümünü birleştirip tahrik eder.

Komünizm, Bockelson’un binyılcılığı içinde ne tali bir unsur ne de tek başına bir tür “kuşatma komünizmi”dir. Aksine merkezîdir. Kitlesel yetişkin vaftizi, üyeleri belli bir akit dâhilinde tutar ve kitlesel komünyon ise onları biraraya getirir. Dinî törenler öncelikli değildir. Cemaatte her şey ortak yapılır. Her türlü çaba bu cemaat fikrini yoğunlaştırmak için harcanır. Hayat melodramlaştırılır. Gösteriler, idamlar, büyük mesih ziyafetleri, hattâ kuşatma bile sevinç nedenidir. Eğer Tabor’daki (dümbelek) hayat yüceltilmişse, Münster’deki hayat birçok katılımcısı için sürekli bir şaşkınlık içinde geçen bir mest olma ve vecd hâlidir. Birisini dondurup hatırlamak için çok az fırsat vardır. Eğer en inanmış, fakat mantıklı olan bir Anabaptist birkaç gün durup düşünseydi, kendisinin cennetteki Kudüs’ün bir yurttaşı olmadığı, aksine tuzağa düşmüş birisi olduğu şüphesine kapılabilirdi. Kimsenin durmaya hakkı yoktur. Hepsi de efsane üreticisi bir gerçeklik tarafından büyütülmüş devrimci coşkunluk cereyanı içinde süpürülüp atılır.

Bunlar Münster tecrübesinden temin edilen olumlu kazanımlardır, ancak bunların çok azı gerçekleştirilmiştir. En önemlisi, devrimci komününün dramatik ve törensel bir tapınma tarzı olarak gösterilmesidir. Bu, geleceğin devrimcilerinin kabullenmeye hazır oldukları nadir bir durumdur. Sadece Robespierre iktidarın zirvesindeyken, Bolşevikler ise Devrim ve İç Savaş’ın ilk yıllarında bilinçli olarak böylesi bir pratiği ve anlayışı benimsemişlerdir. Şüphesiz ki Münster’in politik ekonomisinden öğrenilmesi gereken önemli şeyler vardır, ancak bu konuda çok az şey bilinmektedir. Kurtulanların sayısı umulmadık ölçülerdedir ve bunlar sonradan farklı yerlerde pasifist komünal gruplara dönüşerek sözkonusu tecrübeden kimi faydalar temin etmişlerdir.

Bugüne dek Anabaptizm Münster’i asla unutturmamıştır. İlk dönemde yaşanan eziyetler giderek yoğunlaşmıştır. Anabaptistlerin gizli dinî toplantı binası keşfedildiğinde, ne kadar küçük olursa olsun, iktidardakiler büyük bir korkuya kapılmış ve üyeleri derhâl oracıkta idam edilmişlerdir. Yine de hareket Münster’den kaçtığı esnada yeterli sayıdadır. Birkaç yıl içinde hızla yayılır ve sayıca artar. Avrupa’yı McCarthyizm’e benzer bir histeri kaplar. Her yerde Anabaptist gören iktidarlar Katolik, Lutheryan ya da Kalvinist olduğuna bakmadan, ortodoks olmayan insanları biraraya getiren herkese Anabaptist etiketi yapıştırır. İngiltere’de kilise mensupları tüm güney ve doğu İngiltere’nin Anabaptistlerle dolu olduğuna yemin ederler. Bu ifşaat üzerine takip başlar, bir avuç Alman ve Hollandalı göçmen yakalanıp sürgün ya da idam edilir. Esasında o güne dek örgütlü grupların en büyüğü olan Anabaptistler, Münster’den sonra büyük ölçüde pasifistleşmişlerdir.

Kenneth Rexroth
<><><>

Dipnotlar
(1) Konrad Grebel (1498-1526): Ünlü bir İsviçreli tacirin ve konsey üyesinin oğlu, İsviçre İhvânı hareketinin ikinci kurucusu ve Anabaptistlerin Babası olarak anılan kişi.

(2) Melchior Hoffman ya da Hofmann (1495-1543): Kuzey Almanya ve Hollanda’da faaliyet yürütmüş bir Anabaptist lider. Schwäbischi, Frankonya’da dünyaya gelir. Mennocuların gelişmesinde önemli bir isimdir. İsa’nın yeniden bedenlenmesi ile ilgili Kapsar Schwenkfeld von Ossig’in fikirlerini benimser. Öğrencilerine “İsa’nın semavî eti” dediği öğretiyi aktarır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>