Gazetecilik ve Ahlâkın Tekelleşmesi Üzerine

12 Ocak 2014 admin
Yaklaşık 10 yıl önce bir “öğretenim” bana “gazeteci ol” demişti. Ben de yanıt olarak “beni yaşatmazlar” demiştim. Sanırım bugün haklı çıktığım için utanıyorum. Öngörülerim tek basamaklı yaşlarımdan bugün 30’a 1 kalaya kadar hep gerçekleşti. İngilizcede “deduction” diyorlar. Biz “çıkarım” diyoruz. Genişletirsek “mantıklı çıkarım” da diyebiliriz. Bunu yapabilmek zor olmasa gerek.
Gazeteciliğin geldiği durumu, onlar adına utanarak izliyorum. Elbette birçok gazetenin olması iyi bir şeydir. Farklı fikirlerin oluşturacağı tartışma zemini sayesinde akıl yürütmelerimiz bizi ileri taşıyacaktır. Yalnız sorun şu ki haberleri yazarken tarafsızlık esas olmalıdır. Gazeteciler bağlı oldukları kurumun ideolojisi üzerinden “hakikati” kendilerine göre yorumlayıp yayımlıyorlar. Tarafsızlık artık nadir bulunan bir ögedir ve buradayız. Yaftalama kültürünün ta çocukluk çağlarında başlaması da etkilidir. En basit örnek olarak gözlük takanlara “dört-göz” denmesi gelecekteki yaftalamaların habercisidir. Ailenin tutumu belirleyici unsurdur ki zaten aileler de farklı şekilde yaftalama yapıyorlar. Gazetecilerin misketlerinin elinden alındıktan sonra ağlamalarını başka bir psikoloji ile açıklayamıyorum şu an. Para-güç korelasyonunda gazetecinin yeri -her zaman üçüncü unsur olmuş- “hakikatin” yanı asla olmuyor. Üzülerek değil utanarak söylüyorum bunu gerçekten. Bütün gazetecileri aynı kefeye koyduğumu sanmayınız. Bu işin hakkını veren çok az insan var ve fırsat buldukça okumaya, anlamaya ve üzerinde düşünmeye çalışıyorum. Ayrıca hapisteki gazeteciler bu ülkenin bir başka utancıdır. Demokrasi çığırtkanlığı yaparken masumları içeri almak ne tür bir zihniyetin ürünüdür, henüz anlamış değilim.
Evet, medya kitlelerin hayatında çok önemli bir yer tutuyor. TV ne söylerse hakikat kabul ediyor yığınlar. Gazetede okudukları her şeye inanıyorlar. Bunu fantastik filmlerde gördükleri karakterlerin varlığına inanan çocuklarla kıyaslayabiliyorum. Amerika’nın büyük çoğunluğunun aptal olması TV yüzündendir. Zaten TV dilimizde “aptal kutusu” olarak da zikredilir. Teknolojinin geldiği noktada TV artık bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. İnsanlar evlerinden canlı yayın yapabilmektedir. Hangi amaca hizmet ettiğini size bırakıyorum. İzleyenler bizi aydınlatırsa memnun da olurum şahsen.
Habercilik artık zibidinin biri “abdest alırken görüntülendi” seviyesine inmiştir. Bu haberin arkasında “sizi gerizekâlı yerine koyuyoruz, farkında mısınız?” mesajı vardır. Dinî ritüeller kişi ile tanrı arasındadır. Bunun haber değeri yoktur ve kimseyi de ilgilendirmez. Yıllardır her namaz çıkışına gazetecileri davet eden politikacıların eseridir bu. 
Şimdi, ahlâk zabıtaları vardı eskiden hatırlar mısınız? Onlar gittikten sonra kontrol “mahalle baskısı” kavramına dönüştü. Günahkârlık ile kâfirlik arasındaki çizgiyi algılayamayacak kadar beyinleri küçülmüş insanların “neo-moral engineering” yani “neo-ahlâk mühendisliği” yapmasını anlamak gerçekten zordur. İran’da polisin direkt ahlâk bekçiliği yetkisi vardır, bunu not olarak düşelim. 
İnsanların birbirlerini ihbar etme aşamasına geçişte iktidarın söylemlerini bilmeyenimiz yoktur. “Kızlı-erkekli yaşayamazsınız” ne demektir? Ve arkasından “kimsenin hayatına müdahale etmiyoruz” demek nedir? Mevcut iktidarın sorunu tutarsızlıktır özünde. Bundan kurtulamayacakları çok açıktır. Her ilde “nabza göre şerbet” vererek 11 yıl iktidar kalmayı başardılar. Burada not almamız gereken bir şey var: mevcut iktidar çok net bir şekilde anti-İslam politikası izlemektedir. Türkiye’den dini söküp atmak için ellerinden geleni yaptılar ve yapıyorlar. Bu kanıya nereden vardığımı da tek cümleyle açıklayabilirim: Gittikleri her yerde müslümanlık dilini kullanıyorlar. Kiliselerin yıllarca yaptığından farkı var mı? En sonunda insanlar kiliselere düşman oldu. Dünya bugün muhafazakârlık ile yönetildiği sanılan ama aslında vahşi kapitalizmin sınırlarını zorlayan bir sistemin içindedir. Kapitalizmin en güzel makyajı elbette muhafazakârlıktır. Buradan şu sonucu çıkarmamızda bir sakınca var mıdır? Ahlâkın tekelleşmesi!
Ahlâkın tekelleşmesinden ne anlıyoruz? Sorumuz budur. Ortaya bir kavram atıyorum ve insanları ısrarla düşünmeye davet ediyorum. Ahlâk neden tekelleştiriliyor, neo-kapitalist dünyada ahlâkî değerlerin yeri neresidir, ekonomi-ahlâk denklemi ne durumdadır? Ahlâkın tekelleşmesinde gazetecilerin rolü nedir?
En önemlisi de ahlâk nedir?
Umut Aydın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>