Allah’ın Boyası ve Tiner

8 Şubat 2012 admin

Bir tinerci-dindar tartışmasıdır kopup gitti son günlerde. Tayyip, kimsenin tinercinin safını tutmayacağı fikri ile salladı sopasını.
İhsan Eliaçık, “hâlihazırda varolan dindarı müteahhit yaptınız zaten” diye eleştirdi. Tayyip ona (da) “zavallı” dedi ve “biz işleri ehil kişilere veririz” sözüyle Eliaçık’ı da kendince marjinalleştirmiş oldu. İşi veren de alan da, ekmeği insanın önünden çalan da, filmlerdeki kötü karakterler gibi, kendisinden su isteyen düşmüşe suyu verir gibi yapıp yere döken de oydu. Tayyip İhsan Eliaçık’a verdiği cevapla açıktan şunu söylüyordu. “Suyun başını biz tutuyoruz.”
“Helak olsun Ebu Leheb! Helak oldu da.” (Tebbet, 1)
Oysa bu, Ebu Leheb dindarlığıdır. Kâbe etrafında çöreklenmek ve köleyi ölümle, zengini köleyle korkutmaktır. İslam bu korkuyu silmek değil midir?
Yani dindar-tinerci tartışması özünde güç gösterisidir. Kemalist manada “yurtta sulh cihanda sulh” aşamasını ifade eder. Sulh sermayenin dış huzurudur. AKP’nin 10. Yıl Marşı’dır bu gösteri. “On yılda on beş milyon genç yaratmak”, “tarihten önce var olan ve tarihten sonra da var olacak olan” bir devlet teşkil etmektir. “Ne mutlu Türküm diyene” aşamasının pekiştirilmesidir. “Türk”, yani devletin kölesi, yani iktidarın uşağı olmayanın mutluluk hakkı olmamasıdır.
Tayyip’in “Tinerci” saldırısı, Uludere’dir. “Bizim önümüzde diz çökmezseniz ekmeğinizi bile yiyemezsiniz” demektir.
Özal gibi, seçim zamanı dağıttığı ev tapularını, Demokles’in kılıcı misali, milletin başının üzerinde sallamaktır.
Bu saldırı, faşist Almanya’da güçsüzlerin, evsizlerin, yaşlıların, hastaların, toplumun zayıf noktalarının sokak ortasında dövülmesi, öldürülmesidir. Ancak Yahudi olduğu takdirde adam yurduna konulanların sessiz çığlığıdır. Bu, biyopolitikadır. Ateist Richard Dawkins’in Darvinci, “gen” merkezli biyopolitikasının din sosuna bandırılmasıdır.
Tinercilere saldırmak, geçen seçimlerde istikrar masalları ile avuttuğu milleti gulyabani hikâyeleri ile korkutmak ve onu Allah’a değil, korkuya kul etmek demektir.
Gündeme gelen bu tartışma, “artık iktisat, sosyoloji ve politika benim, benim dışımdakiler gebersin, gebermek istemiyorsa bana kul olsun” diyen müstekbirlerin partisi AKP’nin attığı son çığlıktır. Cami duvarına işemektir özünde.
Tinerciyi tekfirle işaretlemek, kırmızı içine alıp sonra aynı boya fırçası ile üzerine çarpı atmak, maaş zammı alamamış memura, üç kuruşa taşeron işlerde çalışan işçilere, toprağı, suyu, hayvanı çalınan köylüye “sus” demektir.
Bu tartışma, “bize biat etmezseniz, sokakta tinerci olursunuz” demektir. Marjı belirlemek, sosyolojik, iktisadî ve politik manada sınır çekmektir. İktidarın perçinlenmesidir. Dini dışarıda tutup donduran Kemalist devletin bu donuk puta göre kendisini yeniden inşa etmesidir.
Esad’a seslenen Tayyip, Irak’ta ve Libya’da halkın özgürleştiğini söyler ve “mazlumun ahını aldığını” iddia eder. Çekilen marj, çizilen sınır emperyalizme teslim olmuş komprador aklın muhafazasıdır. Tayyip’in bahsini ettiği “mazlumlar” sosyolojik, iktisadî ve politik manada tinercileri ve bilcümle fukarayı asla içermez. Burada “mazlum”, ülkenin İttihatçılardan bu yana temsilciliğini yaptığı “millî burjuvazi, toprak ağası, mütegallibe ve eşraftır”. Sınır onlar için, onlara dair ve onlar içinde çekilmektedir.
Tayyip, müstekbir pozlarında herkesi “zavallı” olarak nitelemektedir. Mütedeyyin bir yerden konuşmadığı buradan bellidir, zira Kur’an miskinlere, mustazafa, fukaraya dair, onlar için ve onlar içindedir. Mustazaflar yeryüzünün halifesi olsun diye inmiş olan Kur’an, müstekbirin ağzında, Allah’ın kudretini istismara dönüşür.
Bu tartışmaya “din afyondur, tinerdir” diye duhul etmeye çalışmak ise ahmaklıktır. Burjuvazinin saldırısına eklemlenmek, “AKP” isminde parti kurma başvurusu yapıp, iktidardan “meşruiyet” dilenmektir. Sonuçta programında “laik ve aydınlanmacı” olduğunu söyleyen komünistlerin likidasyonudur.
“Allah’ın boyası ile boyanınız; boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kim vardır? ‘Biz O’na kulluk edenleriz’, deyin.” (Bakara, 138)
“Yahudi Yahudi olun, Hristiyan Hristiyan olun dedi ama biz İbrahim’in dinine uyarız” diyor Kur’an bu ayetin öncesinde. Tayyip’in “AKP’li olun” diye emretmesi karşısında da Allah’ın boyası gerek demek ki.
Bakara-138, bu ayet, vaftize itirazı ifade eder; bugünün koşullarında vaftiz AKP rozeti takmaksa, bu ayet, AKP “dindarlığı”nı, daha doğrusu “muhafazakâr demokrat”lığı redde tabi tutuyor demektir.
Sıbgatullah’dır AKP’nin tineri ile incelip dökülen. Emperyalizmin fethi, fethullah’dır kazanan. Sıcağa muhtaç, ateşli hülyaları ile tinercidir bu dünyayı eninde sonunda yakacak olan.
Cidal Haksoy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>