Kariyerizm

17 Ağustos 2014 admin
12 Eylül faşizminin mahkemelerinde “mesleğin nedir?” sorusuna devrimcilerin “profesyonel devrimciyim” diye cevap vermelerinde politik bir anlam gizlidir ama devrimciliğin ve genelde politikanın meslekî bir formasyona dönüştürülmesi sorunludur.
Bugün HDP gibi oluşumlar üzerinden sol siyasetler arasındaki geçişlerin arkasında söz konusu yaklaşım vardır. Birileri devrimciliği ve politikliği, kariyerizme endekslemiş; bir odada, sendikada, büroda, dernekte koltuk kapmanın derdine düşmek, oradan da mümkünse milletvekilliğine göz kırpmak, devrimcilik ve politiklik zannedilir olmuştur.
Son günlerde Süleyman Seba’nın ölümü üzerinden dönen tartışmalar bile, esasında bu kariyerizmin bir dışavurumudur. Birileri, kariyerlerinin temiz olduğunu göstermek ve onu bu şekilde satabilmek için kalem oynatır olmuştur. Yoksa Süleyman Seba bahaneden ibarettir. (Bkz.: Süleyman Seba’ya Lanet Yazısı
Burada doğal olarak devrimciliğin ve politikliğin kirinden kurtulmak, giderek de devrimciliği ve politikliği kir olarak görmek vardır.
Siyaset, bir çağrıdır. Neyi ve kimi çağırdığı önemlidir. Dil, sloganlar, cümleler, eylemler bu çağrıya ait birer göstergedirler. Neyi ve kimi çağırdığın, dilde ve eylemde kendisini ele verir.
Bugün özelde HDP şahsında cisimleşen siyaset anlayışı, sağ muadili Ak Parti’de görüldüğü türden, bir “düzleme ve tasfiye” işlemini seslendirmektedir. Ak Parti’nin politik, ideolojik ağırlığı sola da galebe çalmış, sol da her türlü bileşenini düzleyen, harmanlayan, istemediğini tasfiye eden, gerici addeden, “Eski Türkiye’ye ait bir kir” olarak gösteren oluşumunu üretmiştir.
Süleyman Seba tartışmasında bir taraf ona lanet etmekte, bir taraf da “yapmayın, o Beşiktaş taraftarı için önemli, dervişan bir isimdir kendisi” demektedir. (Bkz.: Jiyan’dan Sızan Nefret ve Komşum Süleyman Seba; Siz Mükemmel Kalın, Seba’nın Değerleri Bize Yeter) Lanetleyen için, buranın gerçekliğinin, Beşiktaşlılığın, oradaki kütlenin hiçbir önemi olmadığı aşikârdır.
Söz konusu yaklaşım anarşizan ya da liberter bir düstura sarılmakta, dolayısıyla esasında kütlelere değil, o kütlelerden kurtulmayı dert edinmiş bireylere seslenmektedir. Buradaki en önemli silâh, “milliyetçilik” eleştirisidir. Bahsi geçen düzleme ve tasfiye işleminde direnç geliştiren her pürüz ve çıkıntı, “milliyetçi”, hatta “faşist” ilân edilmekten kurtulamaz.
Bu “milliyetçi” ve “faşist” etiketlerinin üstü kazındığında, buraya dair ve ait olan üzerinden yürütülmeye niyetlenilen devrimcilik ve politikliğin de boşa düşürülmeye çalışıldığı görülecektir. Yani buranın gerçeğine sıcak gelen, onu gören ya da o gerçeğin sınırlarıyla düşünüp hareket eden herkes, milliyetçi ve faşist torbasının içine atılacaktır.
Esasında mesele HDP değil, onun örgütlendiği yerdir. Bu yapı, ister istemez, her türlü niyetten bağımsız olarak, bireylere, bireylerin mesleğe dönüşmüş solcuğuna ve bu solculuk üzerine inşa edilmiş kariyerizme seslenmek zorundadır.
Süleyman Seba tartışması numunedir ve birilerinin bu topraklarda devrimcilik ve politika yapma niyeti olup olmadığına dair bir alamettir. Nasıl ki Vice News’in IŞİD belgeselinde konuşan militanın “çocuklarıma söyledim, Hama’da Dar’a’da çocuklar şeker yiyene dek bayramda şeker yok size” demesini sözün sahibi için “terörist, kelle avcısı” diyerek çöpe atamıyorsak, önemli bir kulübün başkanlığını “fedakâr ve cefakâr” bir pratikle ifa etmiş bir ismi de “MİT’çi” diye kenara itmek mümkün olmamaktadır.
Evet, devrim gibi bir dert varsa, bakkala, manava karşı tavrımız dahi kişisel olandan çıkmalı, belirli bir sorumluluk üzerinden biçimlenmelidir. Kariyerizmin böylesi bir sorumluluk bilincini iğdiş etmesi kaçınılmazdır.
Bu kariyerizm ve bireycilik, “IŞİD katliamları sürerken düğün derneği bir kenara koyalım” uyarısınıasla ciddi bulmayacak, bunu gerici kabul edecektir. Çünkü artık her şey, “o başka bu başka” diye ikiye bölünecektir.
Süleyman Seba meselesinde dışa vurulan bir husus da artık herkesin sosyal medya âlemine sesleniyor oluşudur. Bir klavye ve ekran önündeki bireye mutlu mesut bir dünya tasavvuru satılmaktadır. Söz konusu pazarlamacılığın, reklâmcılığın çıkışı yoktur çünkü o birey, tüm toplumsal-tarihsel gerçekliğinden azade bir yerde önemsenmekte, öne çıkartılmaktadır. Tüketim kültürünün iradeyi salt tüketmeye indirgemesi gibi, solun bu yaklaşımı da üretmeye, ortaklaşmaya dair her şeyi yavan bir özgürlük adına budamak zorunda kalacaktır.
Seba bir kişidir; yazılan yazılar, o kişiyi verili bireysel özellikleri üzerinden eleştirmektedirler. Ortada bir vefat vardır, o vefatın toplumsal-tarihsel karşılığı söz konusudur, toplanan kitlelerin en azından son Gezi sürecindeki politizasyonu açıktır ama “O MİT’çiydi, benim dayım solcuydu, bu adam kesin ona işkence etmiştir” denilmesi saçmalıktır. Bahsi geçen “lanet” yazısı, esasında yazarın dayısının solcu olduğunu cümle âleme duyurmak için kalem alınmış gibidir. Böyle yapınca, bir köşe kapılacak, bir danışmanlık imkânı bulunacak, bir kitabı basılacak, bir filmi izlenecek, ortamlarda kıymet kazanılacaktır. Sol siyaset, bugün, siyasî ömrünü bu şekilde formatlamış, biçimlendirmiş, programlamış kişilerin hükmü altındadır.
Mesele, sanki, belirli bir kolektife ait olana değil, o kolektife ihanet edip onu terk etmek için solculaşana seslenmektedir. Dolayısıyla burada, o kolektifin politikleşme ve devrimcileşme imkânları asla görülememekte; her politika ve devrimcilik momenti, o kolektifin tasfiyesine dair bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Gerçeği görmeyen, sazıyla sözüyle, mülk edindiği bilgi veya eylemi üzerinden, kendisini gerçeğin üzerinde gören bireyciliğin devrim ve politika yapma imkânı yoktur.
Denilir ki, Ekim Devrimi, 8 Mart’ta evlatlarına taze süt bulamayan kadınların isyanı ile başlamıştır. Bugün altı boş bir feminizmle seslenilen “kadın” ise Tayyip’in Gezi sürecinde “parktaki çocukların analarına sesleniyorum, evlatlarınıza sahip çıkın” demesi üzerine, polise karşı zincir oluşturup evlatlarını koruyan analara yabancı, hatta o analara karşıdır. Bu solun ağzındaki birey de, kadın da vs., Allah misali, ne doğurmuş ne doğurulmuş bir yüceliktir. Kariyerizm basamaklarını sekmeden çıkabilmek için bu tür bir ideoloji zorunluluktur. Mahallelerden Süleyman Seba’ya, öfkesini sivriltenlerin dikkat etmesi gereken de işte bu kariyerizm ve onun kime/neye hizmet ettiğidir.
Eren Balkır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>