Marx’a…

4 Mayıs 2010 admin

Engels’in Marx’ın Mezarı Başında Yaptığı Konuşma
14 Mart günü, öğleden sonra üçe çeyrek kala, yaşayan düşünürlerin en büyüğü düşünmeyi bıraktı. Onu henüz iki dakika yalnız bırakmıştık ki geri döndüğümüzde, koltuğunda, huzur içinde uykuya ama bu sefer sonsuza dek dalmış olarak bulduk.
Hem Avrupa ve Amerika’daki militan proletarya hem de tarih bilimi, bu insanın vefatı ile muazzam bir kayıp yaşadı. Sözkonusu kudretli ruhun terk-i dünya edişi ile oluşan boşluk kendisini herkese kısa sürede hissettirecektir.
Tam da Darwin’in organik doğanın gelişme yasasını bulması gibi Marx da insanî tarihin gelişme yasasını buldu. Yani bugüne dek aşırı büyümüş ideoloji tarafından kavranmış bulunan, siyaset, bilim, sanat, din vb. gibi başlıklarda uğraş vermezden önce insanlığın evvela yemesi, içmesi, barınması ve giyinmesi gerektiğini, bu sebeple belli bir insan topluluğunca ya da belli bir dönem süresince yapılan acil maddî araçların üretiminin ve bu üretimin sonucu olarak ulaşılan ekonomik kalkınma derecesinin üzerinde devlet kurumlarının, hukuk anlayışlarının, sanatın, hattâ dinle ilgili fikirlerin yükseldiği temeli, ilgili insanların evrimleştikleri alanı teşkil ettiğini, dolayısıyla bugüne dek yapılanın aksine, tersten, bunların ilgili dizge dâhilinde izah edilmeleri gerektiğini söyleyen o basit gerçeği ortaya çıkardı.
Ancak hepsi bu değil. Marx ayrıca günümüz kapitalist üretim tarzına ve bu üretim tarzının yaratmış bulunduğu burjuva toplumuna hükmeden özel hareket yasasını da keşfetti. Artı-değerin keşfi, hem burjuva iktisatçıların hem de sosyalist eleştirmenlerin karanlıkta el yordamıyla yaptıkları incelemelerle çözmeye çalıştıkları meseleye beklenmedik bir biçimde ışık tuttu.
Bir insan ömrü için bu iki keşif de kâfiydi aslında. Kendisine bir tane de olsa böylesi bir keşifte bulunmak nasip olana ne mutlu! Ama Marx, araştırmada bulunduğu her alanda, (bu alanların sayısı çoktu ve teki bile yüzeysel değildi.) hattâ matematik alanında bile, özgün keşiflerde bulundu.
Bilim insanı olmak böyle bir şeydi. Ancak onun pratiğinde esası teşkil eden bilim değildi. Marx için bilim, tarihsel gerçeklikteki bir dinamik, devrimci bir güçtü. Pratik uygulaması önceden düşünülmesi bile imkânsız olan teorik bilimdeki bir keşifle karşılaştığı vakit büyük bir sevinç duysa da o asıl sevinci, keşfin sanayide ve genelde tarihsel gelişmede yaşanan ani devrimci değişimlere sebebiyet verdiği noktada duyardı. Misal, Marx, elektrik alanındaki, özellikle yakın zamanda Marcel Deprez tarafından yapılan çalışmaları çok büyük bir dikkatle takip ederdi.
Çünkü Marx, her şeyden önce, bir devrimciydi. Hayatının hakikî görevi, şu veya bu şekilde kapitalist toplum ile onun vücuda getirdiği devlet kurumlarını çökertmek, kendi konumunun ve ihtiyaçlarının bilincine, kurtuluşuna dair koşulların bilincine onu vakıf kılan ilk kişi olarak modern proletaryanın kurtuluşuna katkı sunmaktı. Mücadele onun bir parçasıydı. Çok az insanın aşık atabileceği ölçüde bir tutku, azim ve başarı ile mücadele etti o. 1842’de ilkin Rheinische Zeitung‘da, 1844’te Paris’teki Worwärts‘da, 1847’de Brüksel’deki Deutsche-Brüsseler-Zeitung‘da, 1848-1849’da Neue Rheinische Zeitung‘da, 1852’den 1861’e değin New York Tribune‘de yaptığı çalışma, tüm bunlara ek olarak, kaleme alınan sürüyle militan bildiri, Paris, Brüksel ve Londra’daki örgütlerde yürütülen faaliyet ve her şeyin üzerinde duran, eğer başka hiçbir şey yapmasaydı bile, kurucunun gurur duyabileceği bir başarı örneği olarak Beynelmilel Emekçiler Derneği’nin kurulması.
Tüm bunların sonucu olarak Marx, döneminin en çok nefret edilen ve iftiraya maruz kalan insanı idi. Mutlakiyetçi ya da cumhuriyetçi, fark etmeksizin, tüm hükümetler onu ülkelerinden kovdular. Muhafazakâr ya da aşırı demokrat tüm burjuva kesimleri ona iftira atma hususunda birbirleriyle yarıştılar. O ise tüm bu saldırıları, örümcek ağını silip atarmışçasına, savuşturdu, kimi zaman görmezden geldi, kimi zamansa, o da kendisini mecbur hissettiği, çok gerekli hâllerde cevapladı. Sonrasında ise Sibirya madenlerinden Kaliforniya’ya, Avrupa ve Amerika’nın her yanına dağılmış, tüm dünyanın milyonlarca devrimci militanı tarafından yüceltilmiş, sevilmiş ve aklanmış olarak öldü. Şimdi ben üzerine basa basa söylüyorum ki onun çok sayıda muhalifi olmasına karşın, pek şahsî hasmı yoktu.
İsmi ve dolayısıyla eseri çağlar boyunca varlığını muhafaza edecektir!
Friedrich Engels
(17 Mart 1883 günü Highgate’te Engels tarafından İngilizce yapılan konuşma. Almanca olarak, 22 Mart 1883 tarihli Social-Demokrat‘ın 13. sayısında yayımlandı.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>