Dinler ve Devrimler Istıraplar İçinde Doğar

18 Şubat 2010 admin
AK Parti ikinci kez seçilmeseydi, adına ‘Müslüman sol’ mu dersiniz, size bir ara yakıştırılan ‘yeşil komünist’lik mi fark etmez, Kur’an’ın böyle ezilenlerin dilinden tefsir edilebileceği, hatta edilmesi gerektiği bugün konuşulabilir miydi?
Benim 20’ye yakın kitabım var. İkinci kitabımın adı İslam ve Sosyal Değişim, üçüncü kitabım Devrimci İslam… Bunlar 1992 ve 1993 yıllarında yayımlanmış. Bırakın AKP’yi, RP’nin belediyelerde iktidara gelmeye başlaması 1994 olduğuna göre, ondan bile önce… Bugünkü söylemlerimin ilk izlerini o kitaplarda bulabilirsiniz. Benim zihin dünyamın maddesi hep “Devrimci İslam” anlayışı olmuştur. Ama AKP iktidar sürecinin bunu tetiklediğinden ve daha bir açığa çıkardığından bahsedebiliriz. Ben Kur’an’ın ezilenlerin dilinden tefsirinden değil, bizzat zaten o olduğundan bahsediyorum. Kur’an üsttekilerin diliyle tefsir edilince, örneğin Ebuzer-i Gıfari tekrar aslına döndürerek alttakilerin diliyle tefsiri öne çıkardı. Ben bugün onu devam ettiriyorum. Esasında modern çağda sosyalizm ve komünizm şeklinde ortaya çıkan akımın tarihsel kökleri dinî dünyadadır. Das Kapital’in ana kavramları meta, mal, emek, sermaye ve para… Bunların hepsi Kur’an kavramlarıdır. İbn Haldun bunu genişçe aldı. Onun ‘Hadarî-Bedevî’ dediği ayrımı Marx, ‘Burjuva-Proletarya’ şeklinde ifade etti. İslam tarihinde örneğin Karmatîler, ortak mülkiyetçi anlayışı savunan bir hareketti. Birbirlerine “refik” (yoldaş) diye hitap ederlerdi. Yine İslam tarihinde özel mülkiyeti şirk gören sufîler vardır. Yani dinî dünyanın Marksizm’den değil, Marksizm’in dinî dünyadan etkilendiğinin söylenmesi gerekir. İsa komünizmi diye bir şey var. Komünyon ayini diyorlar, hâlâ var; ortaklaşa, toplu yemek demek. İranlı peygamberler Zerdüşt ve Mazdek de böyledir. Dinler hep böyle isyan, itiraz ve ortak mülkiyetçi, eşitlikçi devrim çağrılarıyla başlamıştır. Fakat bu damarlar kurutuldu, hatta yok edilmek istendi. Şimdi biz onu tekrar canlandırıyoruz.

12 Eylül öncesi, Kırşehir’de lise öğrencisiyken duvarlara “Sınırsız ve sınıfsız İslam toplumuna doğru” yazan biri olarak geldiğimiz bu noktayı yine de bir kazanç olarak görüyor musunuz?

Hem hayır, hem evet. Hayır, çünkü iktidarın tabiatı ezelî kuralını işletti ve iktidara gelenleri kendi anaforu içine alarak bozdu. Dava diye bir şey kalmadı. Köşe dönmek, mal yığmak, makam mansıp peşinde koşmak, hepsi bu… “Sivil dikta” eleştirisi bile fazla. Çünkü bir şeyi dikta etmen için kendin dışında bir değere, doktrine filan inanman lâzım. Neye inanıyor ki? Kendine tapıyor adam. Yeni sınıfın ideolojisi kariyerizm ve konformizm artık… Evet, çünkü iktidarın bozucu tabiatı, Müslüman zihni titreyip kendine getirme diyalektiğine sahip. Bunun için şer görünen bir şeyden hayır, zarar görünen şeyden kazanç çıkabilir. Şu ân Ergenekon ve Kürt açılımı süreçleri, iktidarın üzerini bir şal gibi örtüyor ve eleştirileri geri plana itiyor. Bunlar bittiğinde, en azından önemsiz hâle geldiğinde, dipten yeni dalgalar yükselebilir.

Yazılarınızda, kitaplarınızda çağın vicdanının buradan çıkacağından, zamanın ruhunun değiştiğinden söz ediyorsunuz. Bu tartışmaların yaşandığı son üç yılda, sohbetlerinizde, okurlarınızdan aldığınız tepkilerde, zamanın ruhuyla buluştuğunuz her tür münasebette nasıl değişiklikler gözlemiyorsunuz? İslamî kesimde güçlenen bir “sınıf bilinci”nden söz edecek durumda mıyız?

Ben dindara, Kur’an’da, Peygamber’imizin hayatında ve tarihsel bilincinde var olan özü göstermeye çalışıyorum. Bu öz, mülk üzerinedir. İslam’ı yıkan üç şey olduğunu söylüyorum. Mülk, mevzu ve mucize… Buna 3M dedim. Yıkım önce mülkten, yani iktidar ve mal ile ilişkinin çökmesinden başladı. Müslümanlar her defasında buradan yıkıldı. Buradan da dirilecek. Sadece İslamî kesimde değil, Türkiye’nin tamamında zengin-yoksul çatışması şiddetlenecek. Bundan sonra ana çatışma bu olacak. AKP iktidardan gitse bile bunun dönüşü yok. Küresel kapitalizm, girdiği yerde açlar, işşizler ve yoksullar ordusu yaratıyor. Bu ise dindarın zihninde Kur’an’ın ana mesajının görülmesini sağlıyor. Kur’an’ın ilk kıssasının neden zenginlik-yoksulluk meselesinin ele alındığı “Bahçe Sahipleri” kıssası olduğu anlaşıldığında, İslam’a bakış kökten değişecek. Bunun için soldan, sosyalizmden bilinç transferine bile ihtiyaç yok. Mülkiyet konusunda Kur’an metni ve Peygamber’in hayatı çok sağlam.

Gelecek seçimleri, seçimleri bırakalım, kısa vade geleceği nasıl görüyorsunuz? Genel manada nasıl bir sosyal hareketlilik, mütedeyyin kitlede nasıl bir ayrışma öngörüyorsunuz?

AKP’nin muhafazakâr sağ eğilimine karşın, eşitlikçi ve sol eğilimli siyasî hareketler ortaya çıkacak. Sağ çıktı, aynı dinî iklimden bir de sol çıkacak. Veya AKP’ye muhalif dinî kökenli partiler, iyice sol temalara ağırlık verecek. Nasıl ki DYP ve ANAP gibi merkez sağ partilerin yerini AKP aldı, CHP ve DSP gibi sol partilerin yerini de aynı iklimden gelen sol eğilimli partiler alacak. Yani memlekette solculuk yapılacaksa bile, bu yine dinsel kökenli olacak. Türkiye toprağının ontolojisi böyle. Bunu göremeyenler zaman içinde yok olmaya mahkûm.

Komünistin hiçbir renginden hazzedilmeyen bir ülkede sosyal adaletten bahsediyorsunuz. İşinizin “düz komünist”ten daha zor olduğunu düşündüğünüz oluyor mu? Yalnız hissediyor musunuz kendinizi zaman zaman?

Türkiye’nin ve dünyanın geleceğinde, eşitlikçi ve sosyal adaletçi eğilimlerin yükseleceğini düşünüyorum. Küresel kapitalizme itirazın diyalektiği bunu gerektiriyor. Ve fakat bu, Marksizm deneyiminde olduğu gibi, eleştirdiği burjuva sınıfı ile aynı din anlayışına sahip bir karakterde olmayacak. Dini bireysel bir inanç meselesi olarak değil, Latin Amerika’da olduğu gibi bir kurtuluş veya özgürlük teolojisi, İslam sosyalizmi arayışlarında olduğu gibi de toplumsal adalet ve eşitlik arayışı olarak gören, bunun için de mülkiyet bölüşüm sistemine ağırlık veren karakterde olacak. Şu ân bu söylem Türkiye’de yalnız ve cılız gibi görünüyor. Ama takip edin, zaman nelere gebe göreceksiniz. Her zaman birileri hayal eder ve başka birileri de o hayalin içinde dünyayı yeniden kurar. Dinler ve devrimler ıstıraplar içinde doğar, rahat ve konfora gömülerek yok olur. Onların gerçekleşmesi aynı zamanda ölümler demektir. Dünyanın devranı böyle…

Radikal Gazetesi yazarı Pınar Öğünç’ün İhsan Eliaçık ile 27.02.2010 tarihli röportajı

Ezilenlerin ve Yoksulların Sesi Olarak İslam Konferansı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>