Küfr ü Kibr ve Faust

29 Mart 2014 admin

CHP 90 yıldır küfr ü kibr içindedir. Bu seçimi de küfr ü kibr içinde oldukları için kaybedeceklerdir. Masa başında kurulan koalisyonlarla ve transfer adaylarla “halkı ayağıma getiririm” zannetmiş, şişirdiği kendi balonu yüzünden gözleri görmez olmuştur.
Tayyip Erdoğan da küfr ü kibr içindedir. Ama küfr ü kibr’ini, kendi kaderini ‘millet’in kaderi haline getirerek, ‘millet’in gündelik cefasına karıştırmayı becerebilmektedir. Bunun yaparken kullandığı yöntemlerin meşru ya da âdil olup olmadığı tartışması, siyaset dışıdır.
Cemaat de küfr ü kibr içindedir. Cemaat bir küfr ü kibr örgütüdür ve bu amaçla kurulmuştur. Faust’u okuyup da anlamayanlar var ise Hocaefendi’nin 1991 yılında Kocatepe Camii’nde verdiği vaazı dinleyebilir. Bu konuşmada Hocaefendi Faust’u anmakta ve “Allah bizleri birer Faust olmaktan korusun” temennisinde bulunmaktadır. Cemaat’in özellikle meslek sahibi ‘orta-sınıf’lar arasında örgütlenmesi, modern kent yaşamının bu ‘orta-sınıf’larda Faustlaşma eğilimlerini kamçılamakta, Marshall Berman’cı anlamıyla, modern kent yaşamının sınıfları aynı meydanda buluşturan doğası, bu kesimlerin sınıf atlama ya da sınıfsal imtiyazlarını kaybetme endişesini bir araya getirmekte, Hocaefendi de “baş Faust benim, sizin küfr ü kibr’inizi kendi üzerime aldım, en geniş anlamıyla cümle ticaret de bundan gayrı size helaldir” demektedir. Nüve halindeyken dinsel olanı önce sınıfsal olana sonra da siyasal olana sıçratan cemaatin, mensuplarının aileleri, eğitim çevreleri ve yardım ağlarının tesadüfî ve geçici teması dışında halkla organik bir ilişki içinde olmadığı kabul edilebilir. Bugün cemaatin CHP ve CHP’nin cemaatle kurduğu ittifak arızî değil, sınıfsaldır. Onun, orta sınıflar koalisyonunun, geliştirdiği orta sınıf hassasiyetlerle halka düşmanlık etmesi kaçınılmazdır.
Metin Çulhaoğlu, devrimin değil ama kendi partisinin şişinmesine hizmet eden siyasî yazılarından vakit bulup marksizmin sınıfsal çözümlemelerine ‘tenezzül’ eder ve kendi çevirdiği Bediüzzaman Said Nursi Olayı: Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim (İletişim Yayınları, Türkçede ilk baskı 1992) kitabında Şerif Mardin’in yaptığı sınıfsal tespitlere dikkat kesilirse, belki, genel olarak TKP çizgisinin ama özel olarak da birkaç hafta önce kaleme aldığı “gerçekçi ol, gerçekçi olanı iste” çağrılarının zorunlu olarak kitleleri CHP’ye örgütlediğinin farkına varabilir.
Ama gerçekçi olmak devrimci bir zorunluluktur. Bu nedenle de Sungur Savran’ın tespiti doğru ama haksızdır. Türkiye solunun bu en kültürlü ve dolayısı ile en cahil kuramcısı, sol içine hamle yapmayı siyaset yapmak zannettiği ve siyaset yapmayı sol içine hamle yapmak olarak bildiği için kitlelerin, sırf bu bazı parti ve örgütler zımnî CHP’cilik yaptığından CHP’ye koştuğunu iddia etmektedir. Hâlbuki kendi partisinin seçim çalışması, yani “Sandıklara Kırmızı Oy Atalım Hepsi Gitsin” kampanyası da CHP’ye çalışmaktadır. Savran, ‘her şeye karşı bir devrimciliğin’, özellikle evrenselleştirildiğinde, siyasî olanın muhtevasını boşalttığını görememektedir ve anlı şanlı anarşistlerle (örneğin Gün Zileli) yarış halindedir.
Buradaki ‘ince kırmızı hat’ şudur: Gezi, bir kere olmaklığı ile kitleleri CHP’ye savurmaktadır. Çünkü kitleler en kısa ve en erken çözümü, en ekonomik çözümü, bir diğer deyişle ‘sonuç odaklı çözüm’ü, üstelik siyasî kutuplaştırmanın ve tansiyon yönetiminin bir seçim stratejisi haline geldiği bu bir yıllık evrede tercih etmektedirler. Savran’ın kılıç salladığı ‘solcu’lar ise hareket halindeki kitlelerle aynı istikamette koşmakla kitleyi kendine örgütlediği zannına tabii ki kapılmamakta; yalnızca bu akıştan kendilerine düşen paya razı olmaktadırlar. Yani “Türk bayrağını devrimci yaptınız derim, kitleyi kendime örgütlerim”ciler, CHP’nin ataletinden tatminsiz üniversite öğrencilerini avlamaya çıkacaktır. Savran’ın yaptığı ise, bulunduğu ataletten hoşnut olmayan “solcu”ları, daha maceralı fikrî mecralara davet etmektir. “Heval” deyince Kürd’e konuştuğunu zanneden Savran’ın hamleleri de sol içidir ve akamete uğramaya mecburdur.
Diğer bir ifadeyle, zaten solculaşmış dinleyenlerine, “örgüt bende, kitlenin niteliği önemsiz” masalları anlatan Çulhaoğlu’nun gerçekçilik balonu da; masumiyet yitimi sebebiyle bir daha aynı şekilde ortaya çıkması imkânsız örgütsüz Halk Ayaklanması güzellemesiyle Savran’ın balonu da CHP lehine patlıyor esasında.
Bütün bu içe dönük siyasî manevraların ise kitleleri görmesi mümkün değildir. Hâlbuki partilerin seçim stratejilerinin ne olduğunu öğrenmek için önce adayları dinlemek gereklidir! Meselelerin tartışılmasını imkânsız kılmakla görevlendirilmiş olanlar tabii ki adayların ‘sosyalist’ ya da ‘yetmez ama evet’çi olup olmadığı zırvalıklarını mesele haline getirmeyi ve; partilerin, yani örgütlerin, yani kolektif aklın seçim stratejilerine kayıtsız kalınmasını örgütleyeceklerdir. Sırrı Süreyya Önder açık konuşmaktadır ve İstanbul’daki iki milyon Kürd oyu ile ilgili bir hesaptan bahsetmektedir. İstanbul’un göbeğindeki bu Kürd kelimesinden bütün siyasî, sınıfsal, tarihsel, devrimci anlamları çıkarıp atmak ve bunu evrensel, genelgeçer ve kitabî terimlerle ikame etmek içimizdeki CHP’cilerin görevidir. Önder’in paylaştığı seçim stratejisini ve mesela Altan Tan’ın yalnız parti içi değil, Türkiye devrimi için önemini kavramak ve kavratmak istemeyenler, ancak ‘tatavacı’ları bastırmakla uğraşacaklardır.
Zira kitleleri gören bir irade var ise bunun HDP/BDP çizgisi, ama özellikle de Kürt hareketi olduğu anlaşılıyor. Bunu, devletin buraya vurmasından anlıyoruz. Siyasal olarak örgütleriyle, kültürel olarak da kitabevleriyle taşradan tasfiye olan bir sol hareketin yerine hamle eden HDP/BDP çizgisi şüphesiz ki devlet eliyle akîm bırakılmak istenmiştir. Kürt hareketi örgütlü ve dolayısı ile akıllı olduğu için karşısındaki mukavemetin de örgütlü olduğunu fark ve ifşa etmiştir. İşbu sebeple de bu örgütlü gücü derin devlet olarak deşifre ve teşhir etmiştir. Bunu gizleme görevi ise CHP’ye düşüyor. Devletin bir kolu olarak Cumhuriyet Halk Fırkası, bir yanda Fethiye örneğinde olduğu gibi İlçe Başkanı’yla olayların içinde yer alırken, öbür yanda Emine Ülker Tarhan’ın Agos Gazetesi ile yaptığı röportaj’da görüldüğü gibi, olayları meşru görüyor. Bu süreçte CHP/MHP-Cemaat ittifakının şifresi ‘Kürd ve Müslüman düşmanlığı’ olarak netleşiyor.
Kibar şekilde ifade etmek gerekirse, solun taşradan geri çekilişi ve kitle bağlarını kaybetmesi beraberce ele alınması gereken meselelerdir. Haziran sürecinin kentli, orta sınıfı gözeten, “orantısız zeki” bir yorumu, solu kente hapsedip, onu bu geri çekilme ve kitle yitiminde sabitlemek istiyor. Dolayısı ile bu coğrafyadaki devrimci hareketler içinde kendiliğinden kategorik bir ayrışma göze çarpıyor: kitleleri gözeten, kent yoksullarına, Kürd’e ve Müslüman’a işaret eden bir anlayış diğer tarafta kalıyor. Bu nedenle de Türkiye’de solculuğun nasıl icra edileceğine dair derinden ve dolayımlamalı bir tartışma devamlı sürüyor ve Kürt hareketi ile kent merkezli, orta sınıf hassasiyetli bir solculuk arasında sürekli kriz çıkmasına sebep oluyor. Sözgelimi Bese Hozat ve Abdullah Öcalan’ın açıklamaları vesilesiyle başlayan bir tartışma, Kürt hareketini kimlikçi sınırlar içine sıkıştırıp yukarıda belirtilen hassasiyetlere tabi kılmak için terbiye etmeye çalışıyor. Diğer yandan, Altan Tan’ın sadece varlığı bile benzer tartışmaların her dem sıcak tutulması imkânını veriyor.
Tam da bu noktada ‘tatava yapma bas geç’ kampanyası gerçekten ilginç bir kampanya olarak ortaya çıkıyor. CHP, HDP’den oy devşirmek hayallerine kapılmak kadar nesnellikten uzaklaşmadıysa, Türkiye çapında oy oranları çok küçük boyutlarda kalan ve zaten örgütlü olarak da zımnen CHP’nin seçim kampanyasına örgütlenmiş sosyalistleri hedef alan bir kampanya yürütmek nasıl açıklanabilir? Bu kampanya temel olarak, Haziran Kıyamı öncesi CHP’ye burun kıvıran ama gönlünden ‘adam edilmiş’ bir CHP geçen CHP’siz CHP’lileri hedef almaktadır. Bu kampanyanın tamamlayıcıları ise tape ve gerilim siyasetidir.
Kampanyanın temel mekanizması şudur: Kendi tabanını berkitmek zorunda olan AKP zaten gerilimi tırmandırmaktadır. CHP’ye düşen, bu gerilimi daim kılmaktır. Kutuplaşma mümkün olan en üst düzeye çıkarılmalı, böylece merkezkaç’a yakalanmış herkes, odağına CHP’yi almalıdır. İştirakî’nin daha önce de belirttiği gibi, esasında CHP seçmenini hedef alan tape siyaseti, bu seçmen kitlesini hem diri tutmaya hem de biçimlendirmeye dönüktür. Biçimlendirme kelimesi, Türkçede hem şekil verme ile hem de bilgisayar teknolojileri bağlamında, formatlama ile ilişkilendirilmiştir. Varolan gerçeklikten seçilmiş bir kurgu sunan tapeler bu anlamıyla montajdır ve amacı, aç güvercin yavrularının analarının onlara getireceği yiyeceği beklediği gibi tape bekleyen, iradesini kendi dışında ve kendi hilafına kurulmuş koalisyonlara tahvil eden, altını biraz kazıyınca özel olarak AKP’den, genel olarak neoliberal kapitalist düzenden farklı hiçbir şey vaat etmeyen, bu nedenle de aslında bir reklam, goygoy, kampanya ve şişirme olan ‘sonuç odaklı çözüm’leri bu hedef kitleye kabul ettirmektir. Bir diğer deyişle, bu kampanyanın amacı Türkiye halklarının iradesini teslim alıp, bir masa başı mutabakatı ve şer koalisyonuna devretmektir.
Tapelerin muhtevası ve muhalefet tarafından nasıl kullanıldığı açıktır. Kentli, orta sınıf muhalefetini kendisine râm etmek isteyenlerin yaptığı en temel hata ise kendi hassasiyetlerinin halkın da hassasiyeti olduğunu düşünmek oldu. Halkın umutlarını çalmak, hayallerini sukûta uğratmak gibi bir büyük suçu işlemiş AKP’ye hırsızlık üzerinden saldırıldı. Halk ise, bu ehl-i küffar gibi sadece gördüğüne inananlar sürüsü olmadığı için bu kampanyaya kayıtsız kaldı. Bu kayıtsızlık, kampanyanın bahsinin sürekli arttırılmasına neden oldu. Milyon dolarlarla başlayan yolsuzluk iddiaları yüzlerce milyar avroya kadar yükseldi. Bahsin her yükselişi, CHP’nin hedefindeki kitle AKP’nin tesirindeki halkı birbirinden daha da uzaklaştırdı. Bir süre sonra tapeler belirli bir zümrenin kendi arasında oynadığı bir oyuna dönüştü. Üstelik tapeler geldikçe devletin içinde yerleşmiş paralel bir devlet olduğu inancı pekişti. Tayyip Erdoğan da seçim kampanyasını kendi imgesi üzerine ve ölüm-kalım savaşı olarak kurgulama imkânı kazandı.
Burada solculara düşen bir görev olduğunu ise ‘tatava yapma’ kampanyasından anlıyoruz. Bunun için de Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarına bakmak yerindedir. Kılıçdaroğlu’nun kampanyası, ilk kez oy kullanacak 2,5 milyon seçmene özel olarak hitap etmek üzere tasarlanmıştır. Ama bu nev-zuhûr seçmenin doğrudan ve kayıtsız şartsız kendisine gelmesini engelleyen çok önemli bir etmen Haziran Kıyamı olmuştur. Bu tapeleri zaten kendi zaferiymiş gibi benimseyen çevreler, önce kendisine bulaşan Gezicileri bu tapelerle eğitmiş, CHP de “tatava yapma” kampanyası ile bu gençleri bu çevrelerden “teslim almıştır”.
Yukarıda belirtilen sebeplerle Haziran Kıyamı’nın seçim sürecine kilitlenmemesi ve sürecin kazanımlarının tasfiyesinin önüne geçilmesi için de CHP’ye ve CHP’ciliğe karşı sürekli bir dikkati ayakta tutmaya çalıştık. Bugün Gezi’de orta sınıfları ve Türk bayraklarını görenler, çoğu durumda kendi adaylarının itibarını tesis edecek bir kampanya dahi yürütme imkânından yoksundurlar. Daha da kötüsü, Aydemir Güler örneği gibi örneklerde adaya gösterilenkentli ihtimam, yapıntılığıyla bir ev kedisine gösterilen şefkate benzemektedir. Sırrı Süreyya Önder’e attığı twit ve sonrasında gelişen süreçle bugün yaptığı ajanlığın daha iyi anlaşıldığını düşündüğümüz Enver Aysever’in programında komünistliği “Halet Çambel olmasaydı bir Türk arkeolojisi, Behice Boran olmasaydı bir Türk sosyolojisinden bahsedilemezdi” diyerek pazarlayan Güler’in kitle içinde hangi hassasiyetlere hitap ettiği ve neyi örgütlediği; daha da önemlisi neye örgütlendiği apaçık ortadadır.
Bütün bu gelişmeler ışığında İştirakî olarak biz, 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde aşağıdaki maddelerle belirtilen tavrı almayı uygun gördüğümüzü açıklıyoruz:
1.   Ülke genelinde HDP/BDP belediye başkan adaylarının desteklenmesi, yukarıda da belirtildiği gibi, önümüzdeki süreçte şekillenen yeni koalisyonun ‘Kürd ve Müslüman düşmanı’ niteliği ve HDP/BDP çizgisinin taşraya, kent yoksullarına, Kürd’e ve Müslüman’a hamle yapma irade, yetenek ve deneyimini haiz olması nedeniyle de önemlidir.
2.   Bununla beraber biz, aşağıda zikredilen adayların / adaylıkların belirli bir hatta işaret ettiği kanaatindeyiz:
a. Ankara: Ethem Sarısülük Partisi örgütlenemedi. Haziran sürecinde ısrarla üzerinde durduğumuz, halkın örgütlendiği ve örgütleyeceği bu parti seçim sürecinde akîm kaldı. [Bu konuda özeleştiri herkesin sorumluluğudur.]
b.  İstanbul: Sırrı Süreyya Önder, barış sürecinde üstlendiği rol sebebiyle siyasî olarak anlam kazanmıştır. Sağ siyasete karşı tüm dinamiklerin ortak sesini oluşturma imkânı Önder’in siyasî varlığında mevcuttur.
c.  Hatay/Defne: Suriye’ye karşı yürütülen kirli tezgâhın bozulması, bölge halkının öfkesinin nefes/ses bulması, önemlidir. Sevra Baklacı, kendisini aday çıkartan partinin çizgisinden bağımsız olarak, bölgedeki anti-emperyalist direnişin bir neferidir. Kürd’e bakarken, Arab’ın onurunu da görmemek olmaz.
d.  Rize: Mehmet Bekaroğlu, Rize’de yürütülen mücadelenin önünü açacak, halka doğru hamle yapılmasını sağlayacaktır. Müslüman halk tağuta karşı çıkma ve örgütlenme imkânını Bekaroğlu’nun şahsında bulacaktır.
e.  Adana/Seyhan: Ayhan Bilgen Seyhan’ın mazlumlardan yana aktığının kanıtı olacaktır. Kürd ve Müslüman, proleter yoksullarla yoldaşlaştığında nasıl bir kapı aralanacağını Çukurova ve Anadolu’ya gösterecektir.
Bu sebeple de okurlarımızı, oylarını genel anlamıyla halkın adaylarına, özel olarak da önder’lerimiz olan çocuklarımız Berkin Elvan’a ve Mehmet Ezer’e; firavuna karşı kıyama durmuş Hamdullah Uysal’a ve Metin Lokumcu’ya; savaşa karşı irade olmuş Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan’a; vefakâr ana’larımızın Mehmet’i ve cefakâr oğullarımızın Fadime’si Ayvalıtaş’lara; yarının müjdecisi Ethem Sarısülük’e ve Mazlum Doğan’a; ruhunu ve bedenini halk düşmanlarına siper etmiş Hasan Ferit Gedik’e ve Medeni Yıldırım’a vermeye davet ediyoruz.
İştirakî

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>