Özgürlük Manifestosu

13 Mayıs 2009 admin
Ekonomik ve sosyal yükümlülüklerin altında köle olmak zorunda kalıp da, efendilerinden eşya ve hayvan gibi muamele görenler köle değildir. Gerçek anlamda köleler, ekonomik ve sosyal durumları onları köleliğe zorlamadığı hâlde kendi istekleriyle köle olmaya koşanlardır. Bu anlamdaki köleler saraylara ve çiftliklere sahiptirler. Ellerinde yeteri kadar mal ve servet vardır.
İşte gerçek köleler, kendi arzuları ile esareti kabul eden bu zavallılar güruhudur. Bu adamlar özgürlükten ürkerler ve şeref bu adamlara ağır gelir. Onlar için, kuşandıkları hizmetkârlık kemeri ve giydikleri altın yaldızlı kapıcı elbisesi, öğünme işareti olarak yeterlidir. Boyunduruk zincirleri kafalarında değil, benliklerindedir. Bu adamlar başıboş bırakılacak olursalar, hayatın akışı içinde kaybolurlar. Sosyal hayatın kalabalığı içinde ve zorlukları arasında şaşırıp kalırlar. Bu gerçek köleler böylesine basit olmalarına rağmen zalim ve gaddardırlar. Özgür olanlara karşı güçlü ve katı yürekli olup, onları yok etmek için arzu duyarlar. Onlara baskı ve işkence yapmaktan ve yaptırmaktan hoşlanırlar. Onlar, özgür insanları özgürlüğe iten etkenlerin ne olduğunu bilmezler ve bilmekte istemezler.
Özgürlük için uğraşmayı isyan; yükselme ve kurtuluş arzusunu başkaldırma; izzet ve şeref isteğini suç sanırlar.
Bu yüzden de içlerindeki intikam duygularını esirler kafilesinde kendileri gibi yürümeyen onurlu ve özgür kimselere zulmederek açığa dökerler…
Fakat ne olursa olsun istikbal özgür olanlarındır. Evet, istikbal ne kölelerin, ne de ayakları altında yuvarlandıkları efendilerindir. Evet, istikbal ancak özgür olanlarındır. Çünkü insanlığın özgürlük için yaptığı mücadeleden hiçbiri boşa gitmemiştir.
Evet, bugünlerde kölelerin sayısı çoğalmaktadır… Fakat özgür olanların sayı ve ölçüleri de kat kat artmakta bütün millet gün geçtikçe esaretten nefret ederek özgürlük kervanına katılmaktadır. Bütün engellere rağmen özgürlük kervanı bütün hızı ile ilerliyor. Cellâtlar bu kervanın hızını durdurmak yahut köleleri üzerine saldırtarak dağıtmak için boşuna uğraşıyor. Geçmişin bütün tecrübeleri, esaretle özgürlük arasında meydana gelen savaşlarda, üstünlüğün ve zaferin daima özgürlükten yana olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Özgürlüğün yumruğu zulüm karşısında kanayabilir. Fakat öldürücü darbeler daima onundur.
Çünkü özgürlük, geleceğin zirvesinde en yüce ideal, esaret ise geçmişin karanlıklarına gömülmüş sapık bir dönüştür. Esaret kafilesi, her zaman özgürlük kervanının yolunu kesmeye çalışmışsa da, bütün kıtalara hâkim olduğu zamanlarda bile birkaç özgürlük öncüsünün dahi önüne geçememiştir. Bu kesin hükmün ifade ettiği gerçeğin yanı sıra bir başka gerçek daha vardır. O da, özgürlük kervanının gayesi uğrunda saldırılara maruz kalarak birçok kurban vermesi, bazı özgür kimselerin gerçek kölelerin hedefi olması gerçeğidir. Özgürlüğün hiç şüphesiz bir karşılığı vardır. Esaretin “esaret” olabilmek için kurbanlar verdiği gibi, özgürlükte “özgürlük” olabilmek için kurbanlar vermesin mi?
Özgürlüğün yükümlülüğünden kaçanlar, şeref ve üstünlüğün sonucundan korkanlar, yüzlerini başkalarının ayakları altında toprağa sürenler; kutsal emanetlerine, manevi değerlerine, İnsanlıklarına, milletinin geçmişte yapmış olduğu fedakârlıklara, İnsanlığın özgürlük ve kurtuluş için harcamış olduğu emeklere karşı ihanet edenler, dönüp tarihin ibret veren geçmişine ve içinde yaşadığımız yakın olaylara baksınlar. Ve her zaman tekerrür eden tarihî misaller üzerinde derin derin düşünsünler…
Misaller, zillet ve alçalma vergisinin, şerefli olmaktan çok daha pahalı, özgürlük yükümlülüğünden çok daha az olduğunu göstermektedir. Ölmeye hazır olanlara hiç şüphesiz hayat bahşedilir. Fakirlikten korkmayanlar yeteri kadar rızıklandırılır. Saltanat ve nüfuzlu kişilerden korkmayanlardan, saltanat ve nüfuzlu kişiler korkar. Bugün elimizde vicdanlarını satan, kutsal emanetlerine ihanet eden, gerçeği örterek yerlerde sürünen insanlar ile rezaleti ve alçalmayı kabul etmeyen ve ihanete razı olmayan, şereflerini ve mertliklerini fedakârca satmayan örnek kimseler vardır. Bütün bunlar birer gerçektir. Sonuç bellidir, açıktır ve yol aydınlıktır. Esaret kafilesinin hizmetkârlık kemerini kuşanmış ve altın yaldızlı kapıcı elbisesi giyinmiş kölelerine bakalım.
Özgürlük kervanına ve beraberinde yürüyen fedakârlara, kahramanlık madalyasının süslediği alınlara, şerefin kabarttığı göğüslere de bakalım; Dikenlerle dolu yoldan yürüyen şanlı kervanı takip ederek, kesin olduğuna inandığımız sonucu bekleyelim.
Seyyid Kutub

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>