Âlimlerin Yüz Akı

10 Ekim 2014 admin
Ülke genelinde bulunan âlimler ve din adamları Kobani’de olanlara karşı duyarsız kalırken, bölgenin önemli Kürt âlimlerinden Molla Süleyman Kurşun, gözlerinin görmemesine rağmen, günlerdir Suruç’tan ayrılmayarak, bir yandan dünyanın çeşitli ülkelerindeki Kürt iş adamlarının getirdiği yüzbinlerce liralık yardımları dağıtıyor bir yandan da barış çağrısı yapıyor.
Bölgenin önemli Kürt âlimlerinden olan Molla Süleyman Kurşun, Kobani halkı Suruç’a akın etmeye başladığı günlerden bu yana hem yardım için çabalıyor hem de mazlum halkın Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) saldırılarına maruz kalmaması için çağrılar yapıyor. Yaşadığı Diyarbakır’dan Suruç’a gelerek bir bez çadır kuran Molla Süleyman Kurşun, yardıma muhtaç tüm Kobani halkına ulaşmaya çalışıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Kürt iş adamlarının güvendiği bir isim olan Molla Süleyman Kurşun’a Kobanililere ulaştırması için adeta yağmur gibi yardım yağıyor. MAZLUMDER Şanlıurfa şubesi yöneticilerinin de birlikte hareket ettiği Molla, arkadaşlarının yardımıyla ihtiyaçları tek tek tespit edip Suruç’a getirtip ailelere dağıtım yaptırıyor. Molla Süleyman Kurşun, bir yandan da ulaştığı herkese din adına hareket eden IŞİD’in yaptıklarının zulüm olduğunu anlatıyor.
Seyda, yaklaşık bir haftadır buradasınız. Buradaki insanlara yardım etmeye çalışıyorsunuz. Bu yardımları yaparken nasıl bir organizasyon yapıyorsunuz? Kimlerle görüşüyorsunuz?
Buradaki durumu herkese söyledik. Milletvekillerine de söyledik. Urfa Valisi, Mardin Valisi, Şırnak Valisi’ni de devreye soktuk. Arkadaşlar gittiler, söylediler, bizi bırakmadılar. ‘Suriye halkı burada vardır, dernekler var, devlet bakıyor, siz de teslim edin.’ Biz de dedik ki, ‘şimdiye kadar göç etmeyen, kendi yerinde kalan, her türlü fakr-u zarurete razı olanlara, sabr-ı sebat gösterenlere yardım ulaştıralım.’ Ta ki, Kobani dramı ortaya çıkıncaya kadar. Biz direndik, ulaştıramadık. Bu Kobani dramı ortaya çıkınca, arkadaşımızın dünyada bir ekibi var. Biz de Diyarbakır toptancılarıyla görüştük. Bir kamyon yardım Diyarbakır’dan yükledik. Urfa’dan da bir pikap bulduk. Onu daha dağıtmadan İstanbul’dan iki arkadaşımız telefon açtı. Dedi, ‘200 bin TL civarında para topladık. Siz orada organizasyonu sağlayın. Biz parayı size gönderilim. Siz dağıtın.’ Dedim, ‘Siz paranızla beraber gelin. Organizasyonun üzerinde durun. Bu malın nasıl dağıtıldığını, sahanın nasıl tespit edildiğini yerinde görün. Siz kendi malınızı satın alın. Biz de size yardımcı oluruz.’ Önce bir arkadaşımız biri gıda, biri de temizlik eşyası olmak üzere, iki tır malzeme aldı. Antep’ten satın aldılar. 24 saat zarfında hepsini tükettiler. Çoğunu uzak köylere götürdüler. Önce ihtiyaç yerlerini tespit ettiler. Ondan sonra bayram geldi. Fabrikadan mal istendi. Fabrika, ‘mal veremeyiz’ dedi. Üç gündür burada bekliyoruz. Bir arkadaşımız işleri yüzünden ayrılmak zorunda kaldı. Dedik, ‘paranız sizde kalsın, siz malı alın, biz dağıtımını yaparız.’ Diğer yerlerden de benzer teklifler aldık. ‘Para gönderelim’ diyorlar. ‘Göndermeyin, paranızla birlikte geleceksiniz ve üzerinde duracaksınız’ dedik. Biz şu ana kadar bir ilân vermedik. Bir gazete, televizyon veya başka bir kitle iletişim aracıyla duyurmadık. Bazen organizasyonun şekliyle ilgili haberler yapıldı. Biz hiç kimseden tek bir kuruş istemedik şu ana kadar. Uzun bir zaman dağıtmakla uğraşacağımıza benziyor. Bitmeyecek gibi, Allah’ın izniyle. Arkadaşları tebrik ediyorum. Fabrikalar tekrar çalışmaya başlar başlamaz mal getirilecek.
İslamî hassasiyeti olan insanların Kobani’ye yardım konusunda yaklaşımları nasıl?
Allah razı olsun herkesten. İslam şuuru olanlardan daha çok yardım bekleniyordu. Onlar fazla mükellefiyetleriyle kalmadılar. Mükellefiyetlerinin gerektirdiği sorumluluğu ifa etmediler. Çok acı bir durum var Türkiye Müslümanlarının. Benim hatırlayabildiğim kadarıyla Müslümanlar statüko çerçevesini aşamadılar. Bu dairenin haricine çıkamadılar. Türkiye rejimi şu an Kobani’nin düşmesini istiyor. Ciddi endişelerimiz var. IŞİD’e yardım ettiğine dair ciddi endişelerimiz var ama Türk rejimi Kobani’nin bir an evvel düşmesini istiyor ki, Kobani’nin düşmesi PKK’nin büyük bir derece düşmesi demektir. Şu ana kadar PKK’yle aramızda fersahlar olduğu halde biz PKK’nin düşmesini istemiyoruz. Ben açıkça söylüyorum. PKK’nin düzelmesini istiyoruz. İzana gelmesini istiyoruz. Cenab-ı Allah onları ıslah etsin. Biz bunu istiyoruz. Onlar için hayırlı dua ediyoruz. PKK’nin düşmesi, Kürtlerin uzun bir zamana kadar hayal kırıklığına uğraması manasına gelir. Onlar hem PKK’den kurtulmak, hem de tampon bölge oluşturma bahanesi bulacaklar. Tamam, dünyadaki küfrün, biz Müslümanlar için, birbirinden bir farkı yok. Küfür, küfürdür. Ama görünen öyle değil. Yaşanan o değildir.
Neler yaşanıyor örneğin?
İslam’dan kalan kısmını da ortadan kaldırdı. Taş üstünde taş bırakmadı. Müslümanların iffet, haya, namus ve mukaddesatını ayaklar altında çiğnedi. Şu ana kadar bu cumhuriyete karşı bir şey söylemediler. Ne zaman ki, Kürtler, ‘biz de insanız, biz de dünya insanlarının seviyesine çıkmak istiyoruz. İnsanî, fıtrî haklarımızı elde etmek istiyoruz’ dediklerinde kıyamet koparcasına, bütün dünya küfrünü görmeyip, ‘bunlar kâfir, bunları mahvetmek lazım, bunları yakıp yıkmak lazım’ dediler. Onlar da bir an evvel rejim kadar PKK’nin de yok olmasını istiyorlar. Bu adil bir durum değil.
Kobani halkı ile PKK bir değildir. Kobani halkı masum bir halk. Kadın, çocuk, ihtiyar, Müslüman, namazlı, niyazlı. Bir ihtiyar ‘görüyorum’, diyor, ‘Yarabbi hale me havale teye’, ‘bizim halimiz sana havale ediliyor ya rabbi.’ Şimdi bu kâfir midir? Şu anda ortada bir trajedi var. Bir insanlık dramı var. Bu, Latin Amerika’da olsaydı, fiilî bir yardım ulaştırılamasa da en azından bir tepki söz konusu olurdu. ‘Bu insanlar bunu hak etmedi’ demek lazımdı. Kobani’nin düşmesi, Kobani halkının tekrar Kobani’ye dönmemesi anlamına gelir. Korkmuş, şok geçirmiş. Namusunu kurtarmak üzere onların şerrinden kaçmış, buraya sığınmış. 200-300 bin insan uzun süre nasıl edecek? Nerede barınacak? Bir, iki aya yönelik yardım gelebilir. Bu dram senelerce devam etse nasıl olacak? Burada bir insanlık katliamı yok mu? Ne kadar sorumluluğa, vicdana davet ediyoruz. Mesuliyetlerini idrak etmeye çağırıyoruz da herhalde duymak istemiyorlar. O ihtiyarın deyimiyle ben de söylüyorum: ‘Yarabbi hale me havale teye.’ Onu söylemekten başka bir çaremiz kalmadı. Üzülüyoruz, içinden çıkamayacağımız bir yük vardır. Tahammül edilemeyecek kadar ağır bir yük var. Biz bu bayram günleri de burada kaldık. Evimize şu ana kadar telefon açmadım. Biz Urfa’ya geldikten sonra, Suruç’a bir top mermisi düştü. Çocuklar aradı. Ne oldu diye. Biz dedik, ‘iyiyiz, bir şey yok.’
Sınırda hayvanları, arabaları için bekleyen yüzlerce insan var. Onlara yardım götürmek çok zor. Bu insanlara ulaşabiliyor musunuz?
Dün bize haber geldi. 400 kişi tel örgüsünün öbür tarafına arabalarını getirmişler. Hepiniz görmüşsünüz. IŞİD çoğunu götürmüş. Onlar da biz arabalarımızın yanında kalalım, arabaları koruyalım. İki, üç gün aç, susuz bekliyorlar. Bize haber ulaştı. Arkadaşlarla beraber bir araba yük yükledik. Etmanek Köyü’ne yemek ve su götürdük. Köyde büyük bir kalabalık var. Şehirden gelen Kürt halkı orada toplanmış. Halkın toplandığı yer ile sıfır noktası arasında takriben 70 metre var. Ben kendimi arkadaşlarımdan sakladım, sınıra yöneldim. Mermiler de yağmur gibi yağıyordu. Bir parça da bu tarafa düştü. Halktan bazıları beni çağırdı, ‘amca nereye, nereye’ diye. Ben hiç kulak asmadım, devam ettim. Baktım bir genç dedi, ‘amca nereye kadar gitse, ben de onu takip edeceğim.’ Bu sefer asker çağırmaya başladı. ‘Gelmeyin, gelmeyin, kurşunlar yağmur gibi yağıyor.’ Ben elimi kaldırdım, dedim, ‘biz savaşçı değiliz, biz savaşa gelmiyoruz.’ İki asker bizi karşıladı sıfır noktasında. Biri Kürt idi, biri Türk. Kürt olan dedi, ‘Apo, ez askere ve me.’ Türk olanı ‘ne istiyorsun?’ dedi. Dedim, ‘sizin yanı başınızda, siz telin bu tarafınızdasınız, onlar da öbür tarafta, aranızda iki, üç metre var, onların halini iki, üç günden beri görmüyor musunuz? Yemek getirmişiz, su getirmişiz onlara ulaştırmak üzere.’ ‘Amca, görüyorsun kurşunlar yağıyor. Sen nasıl arabayı getireceksin?’ dedi. ‘Siz Türkiye tarafına onları çıkartın, getirmeyelim’ dedim. ‘Tamam, ben gidip komutana söyleyeyim’ dedi. Gitti, söyledi, geldi. ‘Komutan söz verdi. Onları Türkiye tarafına çıkartırım diye söz verdi komutan’ dedi. Halkın içine döndük. Çarpışma çok şiddetlendi. Bir top mermisi de tam üzerimizden geçip bir eve isabet etti. Orada 6-7 kişi yaralandı. Öyle açık bir şekilde mermiler üzerimizden uçuyordu. Bir saate yakın orada kaldık, geldik. Bugün öğleye yakın telefon açıldı. 200 kişiye yakın Türkiye tarafına taşındı. 200’ü de hala orada. Ben tekrar arkadaşlarla görüştüm. Dünden beri durum böyledir. Hâlâ da onları getirmemişler. Sonra telefon geldi, taşınmaya başladıklarını söylediler. Açıkça biz burada varız. Siz olmadan siz burada yaşayamazsınız. Sürekli böyle hâkimiyetini, egemenliğini ispat ettirmeye çalışıyorlar.
Cenab-ı Allah inşallah hepimizi ıslah etsin. Bu masum halka da bir an evvel çare şefkatinden göndersin inşallah. Tabi söylenecek söz bitmez. Bu dram sözlerle ifade edilemez. Kalem onu yazmaktan acizdir. Biz Müslümanları çağırıyoruz. Gelsinler, görsünler. Vicdanları sert kayalardan daha katı olanları da çağırıyoruz. Kürt değilseniz de, onlar da sizin gibi Müslüman. Onlar da sizin gibi insan. Yine iki büyük müşterekleriniz var. Aranızda iki müşterek yanınız var. Gelin bu kardeşlerinizin dertlerini paylaşın. Cenab-ı Allah herkesi hidayetiyle müşerref kılsın inşallah.
Arada sınır var. Hani bazı Müslümanlar ‘bize ne Kobani’den’ deyip işin içerisinden sıyrılabiliyor. Biz niye düşman olalım IŞİD’le. Biz niye tepki çekelim…
Biz, IŞİD’in yok edilmesini, mahvedilmesini istemiyoruz. Dünyayı izana çağırıyoruz. Amerika başta olmak üzere, NATO, Rus, Çin, Türk devletini, elinde güç bulunduran herkesi çağırıyoruz. Gelsinler, def etsinler bunları halkın üzerinden. Biz demiyoruz, ‘illa gelin savaşın, bunları yok edin.’ Bu halk bunu hak etmedi. Halk emin bir şekilde, yurdunda, köyünde, hiç kimseye zararı dokunmamışken, hiç kimsenin memleketini istila etmemişken, hiç kimsenin canına, malına, namusuna dokunmamışken, 400 bine yakın insan yerinden edildi. Her şey talan edildi. Bunlar bu musibeti hak etmemiş. Dünya gelsin, bunları nasıl def ediyorsa def etsin. Biz de savaş istemiyoruz. Biz de kanın dökülmesini istemiyoruz. İnsanların ölmesini istemiyoruz. Dünyayı vicdana çağırıyoruz. İzana çağırıyoruz. Onlar da sizin kadar insan. Bunlar da sizin kadar insan haklarına sahip. Gelin bunların tekrar yerlerine ve yurtlarına dönmesini sağlayın. Biz bunu söylüyoruz. Yani IŞİD’le alıp veremediğimiz yok. IŞİD’in fertleri dünyanın ayrı köşelerinden bir araya gelmiş. Önüne bir strateji koymuş. Haktır, batıldır, iyidir, kötüdür ama Müslümanlara zarar vermesinler. Masum insanları yerlerinden, yurtlarından etmesinler. Malını talan ettirmesinler. Resulullah Aleyhisselam ve Eshabı bir memleketi fethettiklerinde kadın, çocuk, ihtiyar dağlara mı sığınıyordu. Kadın, onlara karşı namusun korumak üzere onlardan kaçıyor muydu? Resulullah Aleyhisselam rahmetellil âlemin değil miydi? Resulullah haşerelere de merhametliydi. Bizim IŞİD’le düşmanlığımız yok. IŞİD gitsin, eğer namusu var ise, eğer şerefli ve izzetli insanlar ise, eğer gerçekten iddia ettiği gibi mümin ise, Gazze yerle bir edildi, niçin kardeşlerine yardım etmek üzere Gazze’ye gitmediler, Gazze’ye yönelmediler? Onlar kadar Müslüman olan Kürt halkına yöneldiler. Biz buradan bir şey çıkartıyoruz. Seneler önce ihtiyarlarımız diyor ki, ‘Arapların bir ticareti, bir ziraatı, bir sanatkârlığı yoktu. Biz toprak ile mücadele ediyorduk, kimi ziraat ile kimi hayvan besleyerek… Geliyorlardı, sürülerini götürüyorlardı. Topladıkları buğday, her şeyini götürüyorlardı.’ Tabii bu asırda bu geçerli olmayınca, bu alışkanlığını terk etmeyip, bu sefer din kisvesi altında modern talan prensibini getirdiler. ‘Kürtler kâfir, bizde şeriatı istiyoruz, şeriatı dünyaya hâkim kılmak istiyoruz. Bu kâfirleri ortadan kaldırmamız lazım. Canları, malları, namusları, her şeyi heder’ böyle bir ilkeyle Kürtlerin üzerine yönlendiler. Bu zulüm din kisvesi altında yapıldığı için bize çok ağır geliyor. İslam’dan bihaber, kâfir bir güç böyle bir şey yapsa bizim tuhafımıza gitmez. Biz fazla şaşırmayacaktık. Ama bunlar din kisvesi altında, şeriat kisvesi altında yapıyorlar bunu. Bu yine eski talan. Bu yine eski talan alışkanlığı. Saddam 182 bin kişiyi, Enfal Suresi ki, Bedir küffarı hakkında indi, onu Kürtlere uyguladı. Dünya İslam uleması, her sene Saddam’ın yanında toplanıp onu tebrik ediyordu. Biz buna üzülüyoruz. Biz buna acıyoruz.
Seyda, IŞİD der ki, “Biz bulunduğumuz bölgeden mesulüz. İslam’la, Allah’ın hükmüyle hükmedilmeyen yere biz adalet götürüyoruz, hukuk götürüyoruz. Burası da PKK’nin kontrolünde, dolayısıyla Marksist, Leninist bir şeye inanıyor. Biz İslam götürüyoruz oraya.”
IŞİD gelsin, bunu bize izah edebilsin. Dünyanın neresinde şeriat uygulanıyor? Dünya’nın neresi laik bir hükümle yönetilmiyor? Dünya devlet kurmuş. Dünya’da 180’e yakın devlet var. Kürtler devlet kurmadılar. Kürtler toprağı üzerinde, diyarında aç, sefil halini yaşıyor. Kürtlerin anayasası oluşmadı, yönetimi oluşmadı. Kur’an-ı Kerim’de, “Eğer onlar söz verdikten sonra, bu ahdlerini bozsalar, küfrün önderleriyle çatışırlar.” Dünyada şu anda küfrün önderliğini kim yapıyor? IŞİD’in bulunduğu bölgede küfrün önderliğini kim üstleniyor. Kürt henüz önder olmadı. Kürtler mahkûm. Bin bir belaya maruz durumda. “Ey iman edenler! Size en yakın olan kâfirlerle savaşın eğer siz cihat ediyorsanız. Eğer gerçekten Allah’ın şeriatı için çalışıyor ve savaşıyorsanız. Şu anda küfrün önderliğini kim yapıyor? Ortadoğu coğrafyasında ilk önce kim küfrü oluşturdu? Kim İslam’ın nizamını yıktı? Öyle devletler var ki, bu Ortadoğu’da tek bir İslam maddesi anayasasında yok. Eğer gerçekten IŞİD’in İslam’la ihlası, samimiyeti var ise, niçin bunu görmezlikten geliyor? Biz de PKK’nin Marksist olduğunu biliyoruz ama bizim PKK ile bir alakamız yok. Dünya âlem biliyor ki, PKK kurulduğundan bu yana PKK ile bir bağımız olmadı. PKK ile bir ilişkimiz olmadı. PKK’nin diğer devletler gibi yönetimi yok, hükmü yok. Bizim bu bütün yönetimleri bırakıp PKK ile uğraşmamızı ne Allah kabul eder ne Resul kabul eder ne izan kabul eder ne fıtrat kabul eder ne de vicdan kabul eder. Biz bunu söylüyoruz. PKK’nin kuruluşundan bu yana biz bir kelime söyledik. Hâlâ da o tavrımız değişmedi. Onların içine girmeyiz. Onlarla ilişki kurmayız ama onlara yük de olmayacağız. Bu ilkemizi şu ana kadar muhafaza ettik. Ben IŞİD’in o kadar namuslu ve şerefli olduğuna inanmıyorum. Tabii Kürtlerin gözleri biraz açıldı. Bir federasyon kurdular. İşte Araplar bunu çok buldular. Hem Suriye Arap aşiretleri, hem de Ebubekir El Bağdadi de bu sınıf içerisindedir. Kendilerini Müslüman, mücahit ilân ettikten sonra dünyanın her yerinden onlara katılan insanlar oldu. Ben onların niyetine bir şey demem. Onlar Cenab-ı Allah’a muhasebe verecekler, hesap verecekler. Cenab-ı Allah onları muhasebeye çağıracak. Ben onların niyetine bir şey demiyorum ama IŞİD’in merkezi, IŞİD’in çekirdeği Suriye ve Irak ırkçı Arap aşiretlerinden ileri gelmedir. Biz bunu anlıyoruz. Biz dünyayı iyi okuyabiliyoruz. Kim, kimi aldatmaya kalkışıyor? Biz öyle safdil insanlar değiliz. Biz herkes kadar dünyayı iyi tanıyoruz.
Kendi Dilinden Molla Süleyman Kurşun
Bismillahirrahmanirrahim.
1952 tarihinde şu an Batman’a bağlı Gercüş kazasının Balıca Köyü’nde dünyaya geldim. 15 yaşında Kürdistan’ın büyük âlimleri yanında, takriben 1969’da başladığım medrese tahsilimi 1974’te bitirdim. Yani medresede kalış sürem yaklaşık 5 yıldır. O zaman bir ara Ecevit’in hızlı eğitimi söz konusuydu, benim medrese tahsilim de böylece çok hızlı gelişip bitti. Yani o dönemde kimi 10, kimi 15 sene içerisinde medrese tahsilini başlayıp bitiriyordu. Medrese tahsilini bitirdikten sonra, Diyarbakır’ın Bismil kazasına bağlı Arapkent Köyü’nde o zaman ikamet eden Şeyh Muhammed Arapkendi’den (hem üstadım hem mürşidim) icazet aldım. 1974 sonunda evlendim. 1977’ye kadar Batman dolaylarında fahri imamlık yaptım ve medrese çalışmasına başladım. 1978 başında Mardin-Kızıltepe’ye taşındım. 1978’den 1993’e kadar burada medrese çalışmasını diğer molla arkadaşlarımla yürüttüm.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>