Yumruğumuz Demir, Sözümüz Taş

10 Temmuz 2014 admin
1. Sol, kendi içine siyaset yapma alışkanlığını terk etmelidir.
2. Reformlara yönelik politik adımlar atmak, devrimciliğin düşmanı değildir. Reformizmle devrimciliği karşı karşıya koyarak, kendi reformistliğine ve liberalliğine zemin hazırlayanlar, reformla ilgili adımları boşa düşürmekte ama bu adımların devrimcileşme imkânlarını da ortadan kaldırmaktadırlar.
3. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş’ın adaylığı, Kürd Hareketi’nin geçen seçimlerde kaybettiği kitleyi toparlama amaçlıdır. Kürd gerçeğinde anlamlı olan bu politik tutum, Türkiye ölçeğinde değersizdir. Toplam coğrafyada ise politik ve devrimci anlamlara, imkânlara sahiptir. Mesele, nereye kilitlendiğimiz, başkasının gerçeğini gerçek kabul edip etmememizdir. Bu açıdan, HDP’nin işgalci İsrail güçlerinin Gazze’ye yönelik saldırılarını da ancak içerideki çocuklar serbest bırakılsın” düzeyinde, bir iç siyaset malzemesi olarak değerlendirmesi de eleştirilmelidir. Bireysel öznel gerçekliğe karşı nesnel-kolektif hakikat, şiarımız budur.
4. AKP ile devlet arasındaki bir açıya ve açığa oynamak siyaseten mümkündür. Bugün AKP ile ha anlaştılar ha anlaşacaklar” dedikleri hareket, otuz yılın mücadelesi üzerinden, devleti masaya zorlamaktadır. Bu, önemli bir kazanımdır. Kürd hareketi, mücadelenin diyalektiği ve maddîliği üzerinden, kendisine bir “devlet” kurmaktadır. Kadîm devletin AKP ve Tayyip şahsında özetlenmesi bir bakıma Kürd’ün marifetidir. Çok boyutlu olarak bu tağut rejimine, sömürü ve zulüm aygıtına karşı her türden hamlenin içinde olmak şarttır.
5. Kürd’e ve Müslüman’a küfrederek yol alabileceklerini zannedenlerin, devrim ve sosyalizm gibi bir derdi, davası yoktur. Metafizik bir devletle ve burjuvaziyle hayal âlemlerinde ve bürolarında dövüşenlerin Kürd’ün ve Müslüman’ın kurduğu gerçekliği görmesi, idrak etmesi zorunludur.
6. Gezi sürecinin sokağa döktüğü kitleyi küçümseyenlerin buranın devrimine katabilecekleri bir şey yoktur. Maddîlik bağlamında, eldeki malzeme (material) budur. Yüksek siyasete karşı alçak siyasetin kavgası olarak Gezi, Kürd’ün ve Müslüman’ın kadîm devletle mevcut ilişkilerine toslamıştır. Orada yoldaşlarını bulacağı günü bağrında saklamaktadır.
7. Gezi sürecinde kitlesini, aktif olduğu sendikaları alandan kaçıran ve bugün “her şeyin merkezine Gezi’yi koymamak lazım” diyen ÖDP gibi yapıların Kürd alerjisi karşı-devrimcidir. Kürd’den kaçırılan kitlenin, iyiden iyiye, sağ reformist hatta gömüldüğü görülememektedir.
8. Sol, Kürd’ün ve Müslüman’ın saldırısında, CHP’li bağlarına yönelik bir tehdit algılamaktadır. Kitle deyince aklına CHP’li kitle gelen solun cumhurbaşkanlığı seçiminde “boykot” demesinin bir hükmü yoktur. CHP, her daim, “bu ülkede devrim olmasın” demektir.
9. MKP, Kürd hareketinin “uzlaşma sürecine girdiğini”, “AKP ile açık-gizli anlaşmalar yaptığını”, “ikinci turda Tayyip’i destekleyeceğini” ve son olarak da seçimin safsata” olduğunu söylemektedir. Kitle çizgisi gibi başlıklarda komünist harekete katkı sunmuş bir ideolojik tutumu partisine isim olarak almış bir yapının, kitleleri görmemesi, kendi küçük burjuva ezberlerini sıralaması, tuhaftır. Kitleleri görmeyen, sadece kendi yaptığını tanıyan, mangalda kül bırakmayıp, verili gerçeğe her şekliyle biat eden, “anarşist” bir tutumun herhangi bir anlamı yoktur. Gerillanın, kızıl bölgelerin, devrimci hücrelerin, kendinden menkul jeopolitika analizlerinin bu anarşizmin kılıfı olarak kullanılmasının artık bir hükmü kalmamıştır.
10. Sol, kendi içine siyaset yapmamayı, doğalında, Kürd’den ve Müslüman’dan öğrenecektir. Kendi tarzı ve üslubu onlarla birlikte gelişene dek, bu öğrendiklerini gene kendi süzgecinden geçirecektir. Ama bu süzgeç, hâlâ özel bireylerin hükmü altındadır. Kürd’e ve Müslüman’a karşı direnç, kentli birey-öznelerin, modern ve Avrupalı şeflerin direncidir.
11. Siyaset açısından, özel olanın bir hükmü yoktur. “Özel olan politiktir” lafı, liberalizmin komünist hareketi tasfiye etmek için devreye soktuğu bir emirdir. Dolayısıyla, nesnel ve kolektif olana bakmak şarttır. Demirtaş’ın kitlelerdeki nesnel ve kolektif karşılığına bakmak, onu örgütlemek ve ona örgütlenmek, önümüzdeki görevdir. Kişi olarak Demirtaş’ın hikâyesi, ağzından dökülen cümleler vs. talidir.
12. Kürd hareketini birey ve özne ölçütlerine vurarak değerlendirmek, onu katletmek demektir. Örneğin sol, kendi birey-özne düzleminde Kürd’ün ilkin ağalara vurmasını manidar bulabilmekte, onu kendisi için makul bir düzeye çekmek istemektedir. Oysa Kürd’ün ilk vurduğu ağa, Kürd’ün davasını uzun süre gütmüş ama sonrasında ihanet etmiş bir aşiretin temsilcisidir. Dolayısıyla o ilk saldırı, toplam Kürd mücadelesine atılmış devrimci bir çentiktir. Kürd’de kendisine has bir tür solculuk bulmak, anlamsızdır.
13. Sol, bireysel-öznel malumat yüküyle, işine geldiği biçimiyle, “Ekim Devrimi öncesi ve sonrası” türünden bir ayrım da yapamamaktadır. Son cumhurbaşkanlığı seçimine dair Kürd hareketi içindeki sınıfsal ayrışmayı anımsatan sol, birden Stalin’in Gürcüstan meselesine dair yaklaşımına başvurmaktadır. Ama burada unutturduğu şey, o meseleye dair yaklaşımın devrimden sonra ortaya konulmuş olmasıdır. Öznenin kendi varlığını devrimin bizatihi tarihsel ve toplumsal varlığı olarak görmesi, ciddi bir sapmadır. Bu açıdan sınıflar mücadelesine dair ezberin Kürd hareketinin üzerine boca edilmesi çıkışsızdır. Zira o mücadelenin belirleniminde, yapılacakların nesnel-kolektif yükü, ilgili harekete aittir. Dilediğiyle uzlaşır, dilediğini kızağa çeker, dilediğini defterden siler. Demirtaş’ın “Kürd burjuvazisinin adayı” olduğunu söylemek, kişisel-öznel bir değerlendirmenin sonucudur.
14. Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını ilân ettiği basın toplantısındaki konuşmasında Harun Karadeniz ve Behice Boran’a yönelik atıf, manidardır. Bu, bir yanıyla, 6. Filo’yu protesto etmeye giden Denizler’i engelleyen Karadeniz’i ve Mahirler’i ihbar eden Behice Boran’ı sahiplenmek demektir. HDP’nin yeni dönemin TİP’i olacağını imalı olarak söylemek, devrimci hurucu tarihsel düzlemde silmeyi ifade edecektir. Hurucun mülkiyetini kendi eline almak, onu özel kasalara hapsetmek, özel anıların konusu kılmak, yanlıştır.
15. ÖDP, kadîm Kürd düşmanlığını ve husumetini diri tutmakta, Demirtaş’a bel altı saldırmayı siyaset zannetmektedir. Uzun zaman liberal tezleri örgütlemeyi maharet sayan parti, Kürd’ün halesini ve kudretini görünce, kendi yuvasına geri dönmüş, o liberal tezleri bu sefer kendisi için dillendirmeye başlamıştır. Gezi sürecinde göremediğimiz o “birleşik muhalefet hareketi”, nedense, tariz oklarını Kürd’e karşı sivriltmektedir. Pratik göstermiştir ki, metafizik bir kitle algısı üzerine bina edilmiş, geniş cephesel birliktelikler, gerisin geri, örgütün üzerine çökmektedir. TKP’deki yarılma bunun delilidir.
16. Solun kendi tabanını konsolide etmede kullandığı “Kürd ve Müslüman öcüsü” yaklaşımına prim verilmemelidir. Şeflerini eleştirmesin diye, kitle tabanı, “biz başarılı olamıyoruz çünkü PKK var, İslam var” sözüne alıştırılmaktadır. Bu kemikleşmiş hâlden kurtulmanın imkânı da Demirtaş’tadır.
17. Hapisten çıktığı vakit, “Kürtlerle aşkımız karşılıksızmış galiba” diyen bir parti lideri, bu lafı, milletvekili adayı gösterilmemesi üzerine söylemektedir. SDP başkanı bunu söylerken, gençleri taş olup zulmün üzerine yağmakta, kendisi ceylan derili koltuklara göz dikmektedir. ESP ile girilen rekabetin boşa düştüğü, son HDP başkanı tercihi ile ortadadır. Artık, eldeki gençlik partisini HDP’ye “işçilerle ilgileniyormuş gibi yapan bir parti” olarak sunma zamanı gelmiştir. Oysa işçi çalışması, üç-beş gencin bir-iki günlük ziyaretleriyle değil, sınıf mücadelesi dâhilinde kalıcı, yerleşik mevziler örerek yapılmalıdır.
18. Kürd’ü bir kimliğe hapsetmek, işçi, kadın, eşcinsel, solcu, Alevî ve Müslüman kimliklerini pazarda satanların işidir. Kürd’ün gölgesinde dinlenmek, tam da bu tezgâh sahiplerinin işidir.
19. Kaldıraç örneğinde görüldüğü üzere, “olur ha, ikinci turda Demirtaş ve Kürtler bir yamuk yapar da Tayyip’i desteklerse, katakulliye gelmeyelim” diyerek, “ikinci turu boykot ediyoruz” şeklinde özetlenebilecek ikircikli tavır da doğru değildir. Yola bir kez girilmiştir, bu momentte irade Demirtaş’tır, onun ait olduğu mazlum fukara halk dinamiğindedir; o ne derse o olur. O halka imanı olmadan, Müslüman’ın bilinç ve vicdanına nüfuz etmeden, devrim ve sosyalizm hayalleri kuranların bir kez daha düşünmeleri gerekir. Örgütlenmesini bilmeyenin, örgütlemeyi bilmesi mümkün değildir.
20. Seçimlere, demokratik dönüşümlere veya reformlara kilitlenmek yanlıştır. Aslolan devrimdir, devrimin demokrasisidir.
Eren Balkır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>